Fütûhât'ı on altı söyleyiş biçimi gözüyle okuduktan sonra aynı gözle Füsûsu'l-Hikem'in yirmi yedi fassını da okuduk. Okuduğumuz şey sitenin fass özetleri; içlerinde hem Füsûs'un kendi cümleleri hem Ahmed Avni Konuk'un şerhi yer alıyor. Bu yüzden her alıntının yanına kimin sözü olduğunu yazdık: Füsûs ya da Konuk şerhi.
Bu sayfa bir döküm. Fizikle yan yana okuma yapmadık; biçimlerin fizik tarafı için ilgili biçim sayfalarına bakılabilir. Sayımlar bizim işaretlememizdir, sonuç değildir.
Biçimlere göre dağılım
- Hem-hem (birbirini dışlayan iki söz aynı şey için birden): 189 yer
- Ayırt edilemezlik (ne aynı ne başka): 142 yer
- Bakış (bakış görüleni belirliyor): 129 yer
- Karşılıklı dönüşüm (karşılıklı dönüşüm, iki yönlülük): 112 yer
- Bilgi (bilgi bir perde gibi): 85 yer
- İlişki (şey ilişkisinden önce tanımlanamıyor): 61 yer
- Akıl (aklın imkânsız saydığı gerçek çıkıyor): 49 yer
- Bütünlük (parça bütünden ayrı düşünülemiyor): 48 yer
- Süreklilik (süreklilik, altta başka yapının görünümü): 41 yer
- Sığma (kapsayan kapsananın içine sığıyor): 41 yer
- Çokluk (aynı örüntünün başka yerlerde benzeri): 38 yer
- İçeride-dışarıda (ne içeride ne dışarıda): 30 yer
- Zaman (zaman büzülüyor, tek şimdi): 29 yer
- Hayret (son söz anlamak değil, hayret): 28 yer
- Tekrarsızlık (hiçbir şey ikinci kez gelmiyor): 27 yer
- Sebep (bağ var, sebep-sonuç aracı yok): 27 yer
Hem-hem — birbirini dışlayan iki söz aynı şey için birden
«Muhakkak kevn hayâldir; o da hakîkatte Hak'tır» (fs16, Süleymân fassı, Füsûs)
«Ve ehl-i nâra gelince, onların meâli naimedir; velâkin nâr içindedir.» (fs18, Yûnus fassı, Füsûs)
«Meselâ ba'zı kimselerin istidâdı gazab muktezâsından iltizâzı icâb eder. Şu hâlde cehennem denilen mahal, onun hakkında ayn-ı cennet olur» (fs17, Dâvûd fassı, Konuk şerhi)
Ayırt edilemezlik — ne aynı ne başka
«Zirâ oradaki sûret, Belkis'ın mekânındaki tahtın sûretidir, başka sûret değildir. Fakat buradaki vücûd-ı müşahhas Sebâ şehrindeki vücûd-ı müşahhas değildir» (fs16, Süleymân fassı, Konuk şerhi)
«Düğümlerin hüviyeti ve aslı sicim ise de, taayyünü itibâriyle o düğümler, sicim değildir.» (fs18, Yûnus fassı, Konuk şerhi)
Bakış — bakış görüleni belirliyor
«biz onun hakkında, lisân-ı keşf ile “halifetullâh» (fs17, Dâvûd fassı, Füsûs)
«Buhârın bu mertebeleri, buhârın terkibine başka bir şey dâhil olmakla zuhûra gelmedi; belki onun sıfât-ı ârızası, madûm iken mevcûd oldu.» (fs18, Yûnus fassı, Konuk şerhi)
«Bir şeftâli çekirdeğini diktiğimiz vakit ondan bir ağaç zâhir olur. Çekirdeğe nazaran bu ağaç zâhiriyet ve âhiriyet sıfatlarıyla mevsûf olur» (fs16, Süleymân fassı, Konuk şerhi)
Karşılıklı dönüşüm — karşılıklı dönüşüm, iki yönlülük
«Vallâhi Hayber kapısını koparan ben değilim!» (fs16, Süleymân fassı, Konuk şerhi)
«Evvelki hâl, gayr-ı kâmil olan ârife göredir. Çünkü Hak o ârif-i gayr-ı kâmile kalbi hasebiyle tecelli eder. İkinci hâl ise, ârif-i kâmile göredir. Zirâ onun kalbi tecelliyât-ı ilâhiyyeye tâbi'dir.» (fs18, Yûnus fassı, Konuk şerhi)
Bilgi — bilgi bir perde gibi
«Şu hâlde Hak, kendisini, yine kendisi ile gizlemiştir.» (fs18, Yûnus fassı, Konuk şerhi)
İlişki — şey ilişkisinden önce tanımlanamıyor
«Zirâ Hak Teâlâ, O'nu zikreden kimsenin celisidir; ve hâlbuki celis, zâkirin meşhûdudur; ve zâkir kendisinin celisi olan Hakk'ı, ne vakit müşâhede etmezse, zâkir değildir.» (fs18, Yûnus fassı, Füsûs)
Süreklilik — süreklilik, altta başka yapının görünümü
«Hâlbuki âlemin halkı, her bir nefeste tecellî-i ilâhî ile teceddüd eder.» (fs16, Süleymân fassı, Konuk şerhi)
«Bu ise idâm değildir. Zirâ o ‘isim’ mün'adim olmaz. Belki ‘ölüm’ denilen şey anâsır-ı müctemianın tefrikinden ibâret olur.» (fs18, Yûnus fassı, Konuk şerhi)
Sığma — kapsayan kapsananın içine sığıyor
«Cihânı baştan başa bir âyine ve her bir zerrede yüz güneşi tâbân bil!» (fs16, Süleymân fassı, Konuk şerhi)
İçeride-dışarıda — ne içeride ne dışarıda
«Şu hâlde Rabb-i hâss bizim bâtınımız olduğu için biz zımnen O'nunla berâberiz; ve biz O'nun zâhiri olduğumuz için, O sarîhan bizimle berâberdir» (fs16, Süleymân fassı, Konuk şerhi)
Zaman — zaman büzülüyor, tek şimdi
«Hâlbuki âlemin halkı, her bir nefeste tecellî-i ilâhî ile teceddüd eder.» (fs16, Süleymân fassı, Konuk şerhi)
Hayret — son söz anlamak değil, hayret
«Ve eğer biz makâm-ı Süleymânî'ye tamâmı üzere tenbih ede idik, sen bir emri görürdün ki, onun üzerine ıttılâ', sana hevl verirdi» (fs16, Süleymân fassı, Konuk şerhi)
Tekrarsızlık — hiçbir şey ikinci kez gelmiyor
«Hak iki mazhara aynı tecellîyi ve bir mazhara da iki aynı tecellîyi etmez; ya'ni tecellîde tekrâr yoktur» (fs16, Süleymân fassı, Konuk şerhi)