Bu sayfa bir paragrafta
Bu sayfa şunu soruyor: Dost'un "hayal" ve "berzah" dediği ara yapı ile fizikte dekoheransın anlattığı geçiş, aynı soruya iki ayrı yoldan mı bakıyor? Ortak olan, iki tarafta da "iki uç arasında bir şey var" diye düşünülmesi. Dekoherans, kuantum olasılıklarının çevreyle etkileşirken klasik görünüme nasıl bürünüp girişimini yitirdiğini anlatır; berzah ise Dost'ta iki şeyi hem ayıran hem birleştiren, kendinde iki yüzü olmayan bir "arada olmak"tır. Ayrıldıkları yer çok büyük: dekoherans hesaplanıp deneyde ölçülen bir süreç, berzah ise varlığın bir mertebesi; üstelik dekoherans ölçüm sorununu tek başına kapatmıyor. Deney ya da kuram düzeyinde bir karşılık bulamadık, bu yüzden en fazla "uzaktan selamlaşıyor" diyoruz, o da yalnız sorunun biçimi için. Sayfanın Dost ve Dost'u anlatan ikinci el literatür tarafı Arapça asılla karşılaştırılmadı.
Bu iki söz ne demek?
Önce iki sözü yerine koyalım. Bu bölüm Dost'un kendi sözü değil; Stanford Felsefe Ansiklopedisi'ndeki İbn Arabî maddesinin [SEP: Ibn 'Arabi] anlatımıdır. Madde ikinci el bir kaynaktır; aşağıda "maddeye göre" dediğimiz her şey onun aktarımıdır, bizim bir şey eklememiz değil.
Hayal. SEP maddesine göre hayal (hayâl), Dost'ta günlük kullanımına yakın bir anlam taşır: "hayal gücü"nden çok "görüntü" demektir. Madde, sözün yalnız aklın bir yetisini değil, ayna görüntüsünü, gölgeyi, rüyada ve görümde belirenleri de anlattığını söylüyor; daha sonraki yazarların bu anlamda çoğunlukla "misal" sözünü seçtiğini de ekliyor. Maddenin aktardığına göre (Chittick'i anarak) görüntü iki tarafı bir araya getirir ve onlarla hem bir hem ayrıdır: ayna görüntüsü hem ayna hem yansıttığı nesnedir, ya da ikisi de değildir; rüya hem nefis hem görülen şeydir, ya da ikisi de değildir. Akıl bir önermeyi doğru ya da yanlış görür; hayal ise onu hem doğru hem yanlış, ya da ikisi de değil diye görür. Madde, bu hayalin "imaginal" (görüntüsel) olduğunu, "imaginary" (uydurma) olmadığını da özellikle belirtiyor.
Madde hayalin üç "dünyasını" ayırıyor. Birincisi en geniş anlamıdır: Allah'tan başkası olan bütün kâinat, geçici ve yok olucu olması bakımından "mutlak hayal"dir. İkincisi daha dar anlamıdır, Corbin'in "mundus imaginalis" dediği hayal âlemi: gayb ile şehadet arasındaki, bir bakımdan görünmez ve ruhanî, bir bakımdan görünür ve cisimli olan bölge. Maddeye göre ruhanîlerin cisimlendiği ve cisimlerin ruhanîleştiği yer burasıdır; hakikî ve dışarıda bir âlem olarak anlatılır, görünür fizik âlemden daha gerçek ama görünmez ruhanî âlemden daha az gerçektir. Üçüncüsü insanın kendi içindeki hayaldir: ruh ile bedenin buluştuğu yer olan nefis.
Berzah. SEP maddesine göre berzah (kıstak, engel, sınır) Kur'ân'da tatlı ve tuzlu denizin arasında duran şeydir (25:53, 55:20) ve ölen kişinin ruhunun dünyaya dönmesini engelleyen şeydir (23:100); kelâmcılar genellikle onu ölümden diriliş gününe kadar ruhun "bulunduğu yer" diye anlamıştır. Maddeye göre Dost bu sözü, iki şeyi aynı anda hem ayıran hem birleştiren, ama kendisinin iki yüzü olmayan her şey için kullanır; güneş ışığı ile gölgeyi ayıran "çizgi" gibi. "En yüce berzah" mutlak hayal ile eşanlamlıdır, yani kâinatın kendisidir: sonsuz varlık ışığı ile mutlak yokluk karanlığını ayıran "çizgi". Maddenin aktardığı bir pasajda (Chittick'in çevirisinde) yaratılmış âlem ışık ile karanlık arasındaki berzah olarak anlatılıyor; kendinde ne karanlıkla ne ışıkla nitelenir, iki yanından da bir hüküm taşır. Madde ayrıca her şeyin ayrı ayrı birer berzah, birer hayal olduğunu, yani hem varlığın hem yokluğun görüntüsü olduğunu söylüyor.
Maddenin kendi vurgusu da şu: Dost'un "ara bölge"yi öne çıkarması, İslâm felsefesinin ruh ile beden arasında ikili bir ayrıma düşmesini engelleyen etkenlerden biridir. Madde bunu bir değerlendirme olarak değil, aktardığı bir tarihsel gözlem olarak yazıyor; biz de öyle aktarıyoruz.
Dost ne diyor?
Aşağıdaki sözler Dost'un kendi metninden, Türkçe çeviriden alınmış doğrulanmış alıntılardır.
«iki durumu ayıran ve hiçbir zaman var olmayan bir şey» (c2k27, s. 419-420)
Berzah burada iki şeyi birbirinden ayıran bir şey olarak anılıyor; ama "hiçbir zaman var olmayan" diye eklenmiş. Ayıran şeyin kendi başına bir varlığı yokmuş gibi söyleniyor.
Dikkat edilecek şey: bir şey hem iş görüyor (ayırıyor) hem de kendi varlığı inkâr ediliyor. Bu, ayrılan iki şeyin arasına konmuş üçüncü bir cisim gibi anlaşılmıyor.
«Berzah, iki ucun aynasıdır; kim berzahı görürse, iki ucu görür» (c11k141, s. 307)
Berzah burada bir ayna: ona bakan, iki ucu birden görüyor. Ayna olunca iki uç ona bakanın önüne seriliyor, ama aynanın kendisi iki uçtan biri değil.
Dikkat edilecek şey: ara yer, kendi başına bir şey olarak değil, iki ucu gösteren olarak anlatılıyor. Bilgi ara yerden geçiyor.
«Hayal, manaların duyulur kalıplarında çıkması demektir» (c11k135, s. 53)
Hayal burada bir yetinin adı olmaktan çok bir olayın adı: mana, yani gözle görülmeyen bir anlam, duyuyla algılanabilen bir kalıpta beliriyor. Aynı yerde gayb âleminin kalp gözüyle, şehadet âleminin gözle algılandığı, ikisinin birleşiminden doğan makamın hayal makamı olduğu da söyleniyor.
Dikkat edilecek şey: iki farklı algı kipi (kalp gözü, göz) arasında üçüncü bir kip değil, ikisinin buluştuğu yer olarak hayal.
«Hayal mertebesi, duyu ile mana uçları arasındaki ara mertebedir» (c13k150, s. 164)
Burada hayal bir ara mertebe olarak adlandırılıyor: bir ucunda duyu, öbür ucunda mana.
Dikkat edilecek şey: "ara" sözü bu cümlede açıkça söylenmiş. Yan yana okumada neyin neyle karşılaştırıldığını belirleyen de bu söz.
«Uyku, kulu duyu âlemini görmekten berzah âlemini görmeye götüren bir haldir.» (c7k97, s. 213-214)
Uyku, burada, duyu âleminden berzah âlemine geçişin bir hâli olarak söyleniyor.
Dikkat edilecek şey: berzah burada bir yer gibi, ama bir yere varış hâliyle, yani uykuyla birlikte anılıyor. Aynı çalışmada başka yerlerde dünyanın berzaha göre "uyku içinde uyku" olduğu da söyleniyor; biz bu alıntıyı bu sayfaya almadık.
Fizikte ne var?
Bu sayfa için fizik tarafı dekoherans. Dört kaynağa dayanıyoruz: Zurek 2003 [Zurek 2003], Schlosshauer 2005 [Schlosshauer 2005], Schlosshauer 2019 [Schlosshauer 2019] ve Stanford Felsefe Ansiklopedisi'nin dekoherans maddesi [SEP: Decoherence]. Yeni bir kaynak eklemedik.
Önce ortada duran soru. Kuantum kuramına göre bir sistem, ölçülmeden önce birkaç olasılığın birlikte hesaba girdiği bir hâlde olabilir; buna süperpozisyon denir. Günlük dünyada ise masayı hep tek bir yerde görürüz. Ölçünce de tek bir sonuç alırız. Bu uyuşmazlığa ölçüm sorunu deniyor.
Dekoherans bu sorunun bir kısmına cevap veren, iyi anlaşılmış bir olgu. Küçük bir sistem çevresiyle, yani havayla, ışıkla, ısıyla, kaçınılmaz olarak etkileşir. Çevre sistem hakkında bir tür iz taşır. Bu yüzden olasılıklar arasındaki girişim, yani birlikte oluşun görünen izi, çok hızlı silinir ve sistem klasik bir şey gibi görünmeye başlar. Zurek'in çalışmaları buna bir şey daha ekliyor: çevrenin bozmadığı birkaç kararlı hâl kalır ve bunlar bizim klasik dünyada gördüğümüz durumlar gibi görünür; Zurek buna "einselection" (çevrenin yaptığı seçme) diyor [Zurek 2003]. Bu kısım, yani hesabı ve ölçümü olan kısım, tartışmasız.
Tartışmalı olan, bunun ölçümde tek bir sonucun neden çıktığını açıklayıp açıklamadığı. Schlosshauer'in 2005 makalesi tam bu soruyu soruyor ve başlıca yorumları (Kopenhag, çok dünyalar, gizli değişkenler ve diğerleri) bu çerçevede inceliyor. Vardığı nokta: dekoherans sonuçların neden klasik göründüğünü açıklar, ama "neden yalnız biri" sorusunu kendi başına kapatmaz; o kısım yoruma bağlıdır [Schlosshauer 2005]. 2019 tarihli gözden geçirme de aynı sınırı açıkça konuşur: dekoherans hesaplanabilir ve deneylerde ölçülmüştür, ama çoğu yazara göre ölçümün neden tek bir sonuç verdiğini tek başına açıklamaz; yalnız girişimin neden görünmediğini anlatır [Schlosshauer 2019]. SEP maddesi de aynı ayrımı yapar: çevre etkileşiminin girişimi pratikte yok ettiği deneylerle gösterilmiştir; bunun ölçüm sorununun çözümü olup olmadığı tartışmalıdır, çünkü çoğu yazara göre sonuç yine de "hepsi birden" bir durumdur [SEP: Decoherence].
Kısacası: ne kesin? Dekoheransın varlığı ve hızı. Ne tartışmalı? Bunun ölçüm sorununu kapatıp kapatmadığı.
Yan yana bakınca
Ortak olan şu: iki tarafta da, bir uçtan ötekine geçerken ortada bir şey olduğu düşünülüyor. Dost'ta bu şey berzah, yani iki ucu hem ayıran hem gösteren, kendinde iki yüzü olmayan bir "arada olmak". Fizikte ise dekoherans, olasılıkların birlikte oluşundan klasik görünüme giden yolun bir parçası. İkisine de "bir uçtan öbürüne nasıl geçiliyor?" sorusunun bir bölümünün cevabı gözüyle bakılabilir.
- Ortak olan: "bir uç ile öbür uç arasında bir şey var" biçimi. Dost'un cümlesi: «Hayal mertebesi, duyu ile mana uçları arasındaki ara mertebedir» (c13k150). Fizikte: süperpozisyon ile klasik görünüm arasındaki geçişi çevre etkileşimi sağlıyor [Schlosshauer 2005; Zurek 2003].
- Ayrıldıkları yer: çok. Dekoherans bir süreçtir; hesabı yapılır, hızı ölçülür, bir sistemin çevresiyle etkileşiminden çıkar. Berzah ise Dost'ta varlığın bir mertebesi ve bir tür ayna; ölçülen bir şey değil. Dekoheransın iki ucu da fiziksel durumlar: süperpozisyon ve klasik görünüm. Berzahın ucu varlık ile yokluk, ışık ile karanlık, duyu ile mana. Dahası dekoherans "ara bir yer" tarif etmez: zamanla kayıp giden bir ince uyumu tarif eder, orada bir durak yoktur. Bir de şu: dekoherans ölçüm sorununu tek başına çözmez [Schlosshauer 2019; SEP: Decoherence]; yani "ara yer" gibi anlayabileceğimiz bir şeyin de ardından sorunun kendisi hâlâ açık duruyor. Bu yüzden iki tarafın "ara yapı"sını aynı kategoriye koymaya yeltenmiyoruz.
- Bir gören nereden fark edebilir: Dost'un berzahı "kendinde var olmayan" diye anlatması ile dekoheransın "kendi başına bir hâl olmayan, bir süreç" olması arasında bir ses benzerliği var gibi duruyor. Bunu bir benzerlik diye yazmıyoruz, çünkü SEP maddesinin "ayırıp birleştiren, iki yüzü olmayan" tarifi ile fizik tarafındaki "süreç" sözü iki ayrı kategoriden. Bir gören, bu iki "kendinde olmama"nın anlamca birbirine değip değmediğine bakabilir. Biz değdiğini söyleyemedik.
- Açık soru: "iki uç arasında bir şey" demek, iki alanda aynı sorunun iki cevabı mı, yoksa yalnız aynı sözün (ara) iki ayrı şey için kullanılması mı?
Bu yakınlığa hangi sözü verelim? Fizik tarafında bir deney ya da kuram düzeyinde Dost'un cümlelerine karşılık bulamadık; daha önce yaptığımız taslak okumalarda (berzah ve hayal ile tecellî üzerine) de aynı sonuca vardık. Bu yüzden en fazla "uzaktan selamlaşıyor" diyoruz ve onu yalnız şu dar anlamda söylüyoruz: iki taraf da bir uçtan ötekine geçişte ortada bir şey olup olmadığını soruyor. Yukarıdaki "ayrıldıkları yer" paragrafı bundan daha ağır basıyor; "yakın duruyor" demek için yeterli bir dayanak bulamadık.
Aynı çalışmada daha önce üç cazip eşleşmeyi bilerek yapmadık, burada da hatırlatalım: berzahın bir yönü varlığa, bir yönü yokluğa bakması ile süperpozisyonun "hem şu hem bu" olması yalnız sözcük benzerliği; aklın imkânsız saydığı şeyin berzahta idrak edilmesi ile fizikteki sezgiye aykırı sonuçlar da biçim olarak çok genel; Dost'un iki ciltteki zıt yönlü boynuz tarifi ile holografik sınır ise karşılaştırılamaz. Bu üçü bu sayfaya girmedi.
Elimizde kalan sorular
- Dost'un berzahı ile dekoheransta "ara" sözü aynı şey için mi kullanılıyor, yoksa iki ayrı soruya mı cevap veriyor?
- Dekoherans ölçüm sorununu kapatmadığına göre, "ara yapı" sorusu fizikte bitmiş bir soru mu, yoksa açık bir soru mu?
- SEP maddesinin "hayal hem doğru hem yanlış, ya da ikisi de değil" diye aktardığı biçim ile süperpozisyonun "hem şu hem bu" biçimi aynı özgüllükte bir ortaklık mı, yoksa her tuhaf şeyin her tuhafa benzemesi mi?
- Berzah için maddenin aktardığı Kur'ânî ve kelâmî anlamlar (iki deniz, ölüm sonrası) ile Dost'un kâinatın kendisine verdiği "en yüce berzah" anlamı arasındaki geçişi Arapça aslında nasıl okumak gerekir?
- İkinci el maddenin (SEP) anlattığı ile Dost'un kendi cümlesinin arasındaki fark nerede, ve bu fark bu sayfadaki okumayı değiştirir mi?
Neyi yapmadık?
Dost'un sözlerini Arapça aslıyla karşılaştırmadık; alıntılar sitenin Türkçe çevirisinden ve oradaki kısım özetlerinden. "Bu iki söz ne demek?" bölümü Dost'un kendi sözü değil, Stanford Felsefe Ansiklopedisi'ndeki İbn Arabî maddesinin anlatımıdır; biz o maddeye bir şey eklemedik, onu da Dost'un aslıyla karşılaştırmadık. Maddenin bahsettiği Chittick ve Corbin'in kitaplarına ayrıca bakmadık. Fizik tarafında yalnız dört kaynağa dayandık ve yeni kaynak eklemedik; hesapların kendisine, deney ayrıntılarına inmedik.
Dekoheransı bir yoruma bağlamadık: çok dünyalar, Kopenhag ya da başka bir yorumun dekoherans karşısındaki tutumunu bu sayfada seçmedik. Berzahın "boynuz" tarifini (Dost'un iki ciltte zıt yönde anlattığı biçim) de bu sayfaya almadık ve aralarında bir seçim yapmadık.
Bu bir okuma özeti değil, bizim okuma çerçevemiz; Dost'u anlamıyoruz, anlamaya çalışmaktan vazgeçmiyoruz.