Başlarken
On altı kapıdan baktık (on dördü ilk okumadan, ikisi ikinci okumadan). Her kapıda aynı şeyi yaptık: Dost'un anlatımında akla sığmayan bir yer bulduk, fizikte de akla sığmayan bir yer aradık, sonra ikisinin sığmama biçimi birbirine bakıyor mu diye sorduk. Bu sayfa o on altı bakışın toplu hâli. Soruyu daraltmak başka, onu açık tutmak başka bir iş; biz açık tutmaya çalıştık. Aşağıdaki sayımlar bir hüküm değil, bakışımızın bugünkü durumunu bildiriyor; ne öğrendiğimizi, neyi öğrenemediğimizi söylüyor.
Baştan söyleyelim: bu bir okuma özeti değil, bizim okuma çerçevemiz. Dost'un metnini Arapça aslıyla karşılaştırmadık; elimizdeki sitedeki Türkçe okuma özetleri. Hiçbir satırda iki tarafı özdeş ilan etmiyoruz, "Dost fiziği açıklıyor" da demiyoruz. Dost'u anlamıyoruz; anlamaya çalışmaktan da vazgeçmiyoruz. Fizikçiler de kendi tarafında aynı şeyi söylüyor: kuantum kuramını en iyi bilenler "anlıyoruz" demeye çekiniyor [Feynman 1965; Bohr 2007]. Bu ortak çekingenlik, yan yana oturabilmemizin zemini. Yakınlık sözlerinin anlamı ve kısaltmaların açılımı giriş sayfasında; eski çalışma notlarındaki "belirgin" ve "orta", burada "yakın duruyor"; "zayıf-orta" ve "zayıf", "uzaktan selamlaşıyor" demek.
Yakın duran yerler
"Yakın durmak", aynı şey demek değil. Şunu demek: iki tarafın anlatış biçimine bakınca "buraya bir soru sorulabilir" dedik. Her birinde ayrıldıkları yeri de açıkça yazdık.
Bilgi. Dost'ta bilgi bilineni örtüyor, ama bilinen de bilgiyi belirliyor; ikisi aynı metinde yan yana duruyor. «O'nu bilmek O'nu bilmemek demektir.» (c12k143) Fizikte aynı konu "durum dünyanın gerçek hâli mi, yoksa bizim bilgimiz mi?" sorusuna dönüştü ve laboratuvara kadar indi [Pusey 2012; Ringbauer 2015]. Bu, bulduğumuz en yakın duran satır; ama ontik durumun varlığı fizik tarafında bir önkabul, bunu da unutmamak gerekiyor. Ayrılan yer: fizik bu iki okumayı birbirinden ayırmaya çalışıyor, Dost ikisini birlikte tutuyor. (Bilgi)
Zaman. Dost zamanı bir nispet sayıyor; dışarıda kendi başına bir şey saymıyor. Fizikte de zamanın temel bir şey olmayıp bir ilişkiden çıkabileceği düşünülüyor [Page 1983; Moreva 2014]. "Zaman nispettir" fikri eski bir fikir, ilişkisel zaman anlayışı kuantum fiziğinden çok önce var; o yüzden bu çifti uzaktan selamlaşıyor diye okuyoruz. (Zaman)
Aklın "olamaz"ı. Akıl "imkânsız" demiş, sonra o şey olmuş olarak görülmüş. Fizikte de klasik aklın "olamaz" dediği bir resim, Bell deneyleriyle tutmadığını göstermiş [Hensen 2015; Kirchmair 2009]. Bu biçim tek başına ağır basmıyor, çünkü her tuhaf şey sezgiye aykırıdır; ama başka biçimlerin ortak çatısı gibi duruyor. (Akıl)
Zıtların bir arada olması. Dost'ta iki zıt, tek şeyde birlikte doğru. Fizikte tamamlayıcılık: dalga ve parçacık betimlemesinin ikisi de gerekli, ama aynı düzenekte ikisi birden tam olmuyor [Englert 1996]. Ayrılan yer büyük: fizikte zıtlar ayrı düzenekte ortaya çıkıyor, Dost'ta tek şeyde. Bu yüzden uzaktan selamlaşıyor diyoruz. Hem-hem en kalabalık biçim, ama sorulabilen en az özgül olanı. (Hem-hem)
Bütün ve parça. Dost'ta bütünün saf, parçanın karışık göründüğü anlatılar var. Fizikte dolanık bir bütün tam belirliyken parçaları karışık hâlde kalabiliyor [SEP: Quantum Entanglement and Information]. Parça–bütün ilişkisi başka düşünce geleneklerinde de var ve Dost'ta bu Hak–halk ilişkisi, parça-bütün (mereoloji) değil; o yüzden uzaktan selamlaşıyor diyoruz. (Bütünlük)
Karşılıklı talep. Dost'ta iki taraf birbirinin hükmünü ortaya çıkarıyor; ama bu karşılıklılık simetrik değil (Allah eşya ile beraberdir, eşya O'nunla değil). Fizikte ilişkisel yorum bir özelliğin değerini hangi sisteme göre olduğuyla birlikte konuşuyor [SEP: Relational Quantum Mechanics]; orada da ilişkiden önce ilişkideki taraflar var. Bu bir yorum düzeyi, deneyle ayrılabilen bir şey değil; uzaktan selamlaşıyor. (İlişki)
Düzenek ve bakış. Dost'ta aynı şey, görenin konumuna göre farklı görünüyor; fizikte ölçüm düzeneği hangi özelliğin ortaya çıkacağını belirliyor [SEP: Copenhagen Interpretation]. Burada gözlemcinin bilinçli olması gerekmiyor; bu fark önemli. (Bakış)
Bağ var, araç yok. Dost'ta sebep ile etki sıkı bağlı, ama araya konacak bir "iletim" gösterilmiyor. Fizikte Bell bağıntıları da öyle: bağ var, sinyal yok [Bell 1964; Hensen 2015]. Fizikte bu istatistiksel bir cümle, Dost'ta ontolojik. (Sebep)
Tekrar yok. «Keşfe göre, hiçbir şey tekrarlanmaz.» (c11k141) Fizikte bilinmeyen bir kuantum durumun kopyalanamaması [Wootters 1982; Dieks 1982] ilk bakışta buna benziyor, ama bilinen bir durum yeniden hazırlanabilir ve özdeş elektronlar da var. Bu yüzden ayrı yollardan yürüyorlar ya da en iyi ihtimalle uzaktan selamlaşıyorlar diyoruz. (Tekrarsızlık)
Hangisi hangisi? Dost'ta kul ile Hak "iki" ama biri ötekinden ayrılamıyor (kelâmda "ne O'dur ne başkası" diye bilinen formüle yakın bir söyleyiş); fizikte özdeş parçacıklarda "hangisi hangisi" sorusu anlamını yitiriyor [SEP: Identity and Individuality in Quantum Theory; Hong 1987]. Bir simetri ilkesi ile bir kul–Hak nispeti aynı yerde buluşuyor mu, bilmiyoruz. Uzaktan selamlaşıyorlar. (Ayırt edilemezlik)
Uzaktan selamlaşanlar
Burada iki yerde de bir şey "göründüğü gibi değil" diyor, ama ayrıntıya inince ayrı konulardan söz ediyor gibi. Bunları yakınlık saymadık, selam saydık.
Zamanın iki taraf arasında bir bağ olması ile saat ve sistem arasındaki ilişki (Zaman). Süre herkes için aynı değil: Dost'ta bir yolculuğun anlatısı, fizikte ölçülmüş saat farkı [Hafele 1972] (Zaman). Akıl "niçin" diye sorarken sebebin kendisi sebep oluyor (Akıl). Bilginin bilinene tâbi olması ile bir niceliğin değerinin hangi ölçümlerle birlikte sorulduğuna bağlı olması (Bilgi, İlişki). Perdenin örtmesi ile çevrenin bir sistemi örtmesi, yani dekoherans [Schlosshauer 2005] (Bakış). Mekânın ve yönün işlememesi ile uzaktaki parçacıkların bağı (Sığma). Süreklilik sanılan şeyin altında yatan yapı ile kuantum Zeno etkisi [Itano 1990; Facchi 2008] (Süreklilik). Bütünün ve özdeş parçacıkların bakışı (Bütünlük, Hem-hem, Tekrarsızlık).
Ayrı yollardan yürüyenler
İki yerde iki tarafın zıt yöne gittiğini gördük. Bunları da yazmak, yakınlıkları yazmak kadar önemli.
Tek "şimdi". Dost'ta «Vakit, iki yokluk arasında var olan bir durumdur» (c9k124). Tasavvufta "vakit" ayrıca sâlikin içinde bulunduğu hâl demektir; ve Dost'un anlatısında şimdi tek gibi duruyor. Görelilikte ise herkesin ortak bir "şimdi"si yok [Einstein 1905; Rovelli 2009]. İkisi aynı soruyu sorup sormuyor, bilmiyoruz; sorarlarsa zıt yöne bakıyor gibi görünüyorlar. (Zaman)
Sürekli ile süreksiz. Dost'ta sürekli görünen şey her an yeniden yaratılan ayrı şeyler olarak anlatılıyor. Minev'in deneyinde ise ani sanılan sıçrama yakından bakılınca düzgün ve sürekli çıkıyor, hatta geri çevrilebiliyor [Minev 2019]. İki taraf da "göründüğü gibi değil" diyor, ama "göründüğü gibi" iki yerde zıt şey. Bunun benzerlik mi tersine bir işaret mi olduğunu bilmiyoruz. (Süreklilik)
Bakıp da bir şey bulamadığımız yerler
Kalbe sığma. Büyüğün küçüğe girmesi, bir bakışla holografik fikre benzetilebilirdi ['t Hooft 1993; Susskind 1995; Bousso 2002]. Bu eşlemeyi spekülatif bulduk ve yapmadık. Hilbert uzayının "boyutu" bir mekân genişliği de değil; "sığma" burada başka bir şey olurdu. (Sığma)
İçeride de dışarıda da değil. "Nerede?" sorusunun cevapsız kaldığı yerleri fizikte aradık. Aklımıza hep süperpozisyon geldi, ama onu yalnız sözcük benzerliği saydık ve dördüncü kez bıraktık. (İçeride-dışarıda)
Hayret. Burada bir eşleşme aramadık. Bilmenin sonunda anlamak yok, hayret var; fizikçinin de "anlamıyoruz" demesi bu çalışmanın zaten üzerinde yürüdüğü zemin [Feynman 1965]. Bunu bir benzerlik değil, ortak bir duruş olarak not ettik. (Hayret)
"Ne var ne yok" cümlesini süperpozisyonla eşlemek, beş ayrı sayfada karşımıza çıktı. Her seferinde cazip geldi, her seferinde aynı gerekçeyle bıraktık. Bu da bir sonuç: biz buna başka bir yolla bağ kuramadık.
Bakmadığımız kapılar
Bazı kapılara bilerek bakmadık ya da başka sayfaya bıraktık. Karşılıklı talep (isimlerin mümkünleri, mümkünlerin isimleri talep etmesi), nurun görülmeyip gördürmesi, "fiil kimindir" sorusu, dairesel zaman ve yok olmayan varlık, rüya ve hayal, harf ve nefes... Bunlar ya fizikte bir kategori olarak yok ya da bir yakınlık göremedik. "Göremedik" demek "yok" demek değil; bir gören farklı düşünebilir, biz kapıyı kapatmıyoruz.
Bir de dışarıdan gelen bir öneri listesi vardı: tünelleme, teleportasyon, termalleşme gibi başlıklar. Bunlara tek turda baktık, hiçbirinde yeni bir "belirgin" yakınlık çıkmadı; en çok termalleşme, bütünün saf, parçanın karışık oluşuna yaklaştı.
Ne öğrendik
- Güçlü bir eşleşme çıkmadı. En yakın duran satır, bilginin örtmesi ile "durum bilgi midir, gerçeklik midir" sorusu.
- Bu turda birkaç yakınlığı bir kademe düşürdük (zaman, tamamlayıcılık, tekrar yok, bütün, hangisi hangisi, karşılıklı talep). Geriye "yakın duruyor" diyebildiğimiz yer az, her birinde bir ya da iki satır. Hepsinde ayrıldıkları yer yazılı: fizikte sayıyla ve istatistikle söylenen şey, Dost'ta varlığın kendisi hakkında.
- İki yerde ayrılık belirgin görünüyor: tek şimdi ve süreklilik yönü. İkisini de, kesin bir hüküm olarak değil, bulgu olarak yazıyoruz.
- Dost tarafındaki biçimlerin çoğu başka geleneklerde de var (Nagarjuna, Eckhart, Herakleitos; kelâmda tekrar yok, vesile, imkânda daha iyisi yok). Bunu denemedik: aynı eşlemeyi Dost dışı bir metinle yapmadık.
- En kalabalık biçimler (zıtların birliği, ilişki, ayrılmazlık) fizikle en az bire bir eşleşenler. Çok yerde geçmek, özgül olmak demek değil.
- Fiziğin bu soruları laboratuvara indirmesi, Dost'ta o soruların açık bırakılmasıyla yan yana dururken bile bize bir şey gösterdi: soruyu daraltmak başka, onu açık tutmak başka bir iş.
Ne öğrenemedik
- Dost'un Arapçasına yalnız ilk otuz alıntı için bakabildik; işlediğimiz öbür cümleler bir çevirinin özeti. Kimi alıntılar çeviri metninde sınandı, ama bu Arapça sınaması değil.
- Fizik kaynaklarının bir kısmı için özeti makalenin kendi metninden değil genel bilgiyle yazdık, bunu ilgili sayfalarda "belirsiz" diye işaretledik.
- Bir yakınlığın derin mi yüzeysel mi olduğunu hâlâ ayırt edemiyoruz. Her tuhaf şey öbür tuhafa benzer; bunu aşabilecek bir ölçüt bulduğumuzu söyleyemeyiz.
- Hiçbirinde "bu iki taraf aynı şeyi söylüyor" diyemeyiz. Bir gören bunu bizden daha iyi görebilir; o göz yoksa soru soru olarak kalır.
Sonra
Her sayfanın sonunda elimizde kalan sorular var. Arapça aslına dönüp en sırlı yüz kadar maddeyi sınamak da bir sonraki adım olabilir. Karar vermeden önce okuyup bize söylemenizi bekleriz.