Hem-hem — Birbirini dışlayan iki tanım aynı şeye birden

Bu sayfadaBu sayfa bir paragrafta · Bu biçim ne? · Dost ne diyor? …
  1. Bu sayfa bir paragrafta
  2. Bu biçim ne?
  3. Dost ne diyor?
  4. Fizikte ne var?
  5. Englert 1996 — Girişim deseni ve yol bilgisi
  6. SEP 2024 — Kopenhag yorumu
  7. SEP 2024 — İlişkisel kuantum mekaniği
  8. SEP 2024 — Özdeşlik ve bireysellik
  9. İkincil literatür ne diyor?
  10. Yan yana bakınca
  11. Tamamlayıcılık: uzaktan selamlaşıyor
  12. İlişkisel yorum: uzaktan selamlaşıyor
  13. Özdeş parçacıklar: uzaktan selamlaşıyor
  14. Başka kapılar
  15. Elimizde kalan sorular
  16. Neyi yapmadık?

Bu sayfa bir paragrafta

Dost'un sayfalarında birbirini dışlayan iki söz, aynı şey için birden söyleniyor ("odur ve o değildir"); biz de fizikte buna benzer bir biçim var mı diye soruyoruz. Bu, Fütûhât'ta en kalabalık biçim: 514 madde, on iki konu. En yakın duran satır tamamlayıcılık; ama o bile "uzaktan selamlaşıyor" düzeyinde, çünkü fizikte iki resim ayrı düzeneklerde görünüyor, Dost'ta zıtlar tek şeyde aynı anda duruyor. İlişkisel yorum ve özdeş parçacıklar da aynı düzeyde kaldı; özdeş parçacıklarda sonuç benzese de sebepler ayrı (fizikte etiketlenebilir birey yok, Dost'ta birlik varlığa ait). Süperpozisyon gibi cazip görünen yakınlıkları yalnız sözcük benzerliği olduğu için eşleştirmedik; birkaç konuya ise bu sayfada hiç bakmadık. Açık kalan, bu farkın tamamlayıcılığın dışında bir şeye mi işaret ettiği, yoksa Hem-hem'in fizikle karşılaştırılmak için fazla genel bir sütun mu olduğu.

Bu biçim ne?

Gündelik hayatta bir şey ya "evet"tir ya "hayır". Ya içeridedir ya dışarıda. Ya sizdir ya sizden başka. Akıl bu ayrımla yürür; ayrım olmasa konuşamayız bile.

Dost'un sayfalarında ise sık sık şöyle bir söyleyişle karşılaşıyoruz: iki söz var, ikisi birbirini dışlıyor, ve ikisi de aynı şey için söyleniyor. "Hem şu, hem bu" ya da "ne şu, ne bu." Biri doğruysa öteki yanlış olmalıydı; Dost ise ikisini birden tutuyor. Okurken akıl bir an duruyor, çünkü seçmesi istenmiyor.

Bu sayfada Hem-hem ("hem de", "ne de") dediğimiz şey, bu cümlelerin içeriği değil biçimi: iki dışlayan tanım, tek bir şeyin üstünde. Bu, Fütûhât'ta en kalabalık biçim. Okuyucu ajanlarla taradığımız 514 maddede, on iki ayrı konunun altında karşımıza çıktı. İşte tam bu kalabalık yüzünden dikkatli olmak gerekiyor: her tuhaf söz, her başka tuhaf söze benzer görünür. Birbirini dışlayan iki sözü bir şey için birden söylemek ayrıca başka geleneklerde de görülen bir söyleyiş; yani bu biçim tek başına Dost'a özgü değil. Biz de fizikte yalnızca gerçekten ayırt edici bir yer bulursak "yakın duruyor" demek istiyoruz. Bulamazsak onu da yazacağız.

Dost ne diyor?

«Gördüğün veya idrak ettiğin bütün işlerde Hak, 'odur ve o değildir'» (c8k117, s. 331)

Dost burada gördüğümüz ve kavradığımız her işte Hakk'ın hem "o" hem "o değil" olduğunu söylüyor. Aynı kısımda hayalin iki zıddı bir araya getirdiği de anlatılıyor. Yani "hem o hem değil" bir aksilik gibi değil, işin bilinen yolu gibi duruyor.

İki söz yan yana sıralanmıyor, tek bir şeyin üstünde birlikte duruyor. Biri öbürünü iptal etmiyor.

«Allah'ı iki zıddı kendinde toplamasıyla bildim» (c9k124, s. 186)
«Hayır! Allah iki zıddın ta kendisidir» (c9k124, s. 186)

Birinci söz Harraz'ın, ikincisi Tâceddin Ahlâtî'nin. İlki Allah'ın iki zıddı "toplayan" biri olduğunu söylüyor; ikincisi bunu düzeltip "toplayan değil, zıtların kendisi" diyor. Dost ikincisini doğru buluyor.

Aradaki fark ince ama büyük. Birinde zıtlar bir kabın içinde, öbüründe kabın kendisi. Bir gören, fizikte "iki şeyi birlikte tutmak" ile "iki şey olmak" arasındaki bu ayrıma bakmak isteyebilir.

«Aynadaki suret, ne bakan insanın suretinin aynı ne ondan başkadır» (c11k139, s. 227-228)

Aynada yüzünüzü görürsünüz. O yüz sizin değil de kimin? Ama aynanın içinde de değilsiniz. Dost bu duruşu "ne o ne başkası" diye söylüyor. İlk iki alıntıdaki "hem hem"in karşısında burada "ne ne" var.

Biçim aynı yerde duruyor, yalnız yönü ters. "Hem" de, "ne" de aynı çıkmazı gösteriyor: iki seçenekten hiçbiri tek başına yetmiyor.

«Varlıkta sadece 'bir vardır' dersen doğru söylemiş olacağın gibi, 'iki kişi vardır' dersen yine doğru söylemiş olursun.» (c5k64, s. 309-310)

Aynı kısımda Cüneyd'den şu söz de aktarılıyor: «Suyun rengi kabın rengidir.» (c5k64, s. 309). Birlik de doğru, ikilik de doğru. Hangisini söylediğiniz, nereden baktığınıza bağlı gibi.

"İkisi de doğru" burada bir uzlaşma değil, bir bakış meselesi. Birinin geçerli olduğu yerde ötekinin geçersiz olması bekleniyor; ama ikisi birden geçerli sayılıyor.

«Kulun duası Hakk'ı bir bakıma kendi "mülkü" kılar, Hakk'ın icabeti kulu Hakk'ın "mülkü" kılar» (c6k81, s. 242)

Dua eden, duasıyla Hakk'ı kendine bağlıyor gibi; Hak da icabetiyle kulu kendine. Sahip olan ile sahip olunan karşılıklı yer değiştiriyor. Dost buna Hakk'ın kuluna "tenezzülünün son kertesi" diyor. Bu karşılıklılık ilâh-Rab nispeti düzeyinde söyleniyor, Zât düzeyinde değil; Hak ile kul eşit sayılmıyor.

İki taraf birbirini tanımlıyor ve roller sabit değil, döner. Biçim "hem hem"den çok "birbiri sayesinde" gibi.

«İnsan ise, hem halk hem Haktır.» (c8k119, s. 378)

Cümle, insanın hem yaratılmış (halk) hem Hak olduğunu söylüyor. En kısa "hem hem"lerden biri bu.

Bu cümle şârih geleneğinde ayrıca tartışılır; biz o okumayı yapmadık, yalnız cümlenin biçimine baktık: biri öbürünü çıkarmıyor. Cümlenin Arapçasında nasıl durduğuna da bakmadık.

Fizikte ne var?

Englert 1996 — Girişim deseni ve yol bilgisi

Çift yarıklı deneyi bilirsiniz: ışık ya da bir parçacık iki yarıktan geçer, ekranda açık-koyu çizgilerden oluşan bir desen belirir. Englert şu soruyu sordu: parçacığın hangi yarıktan geçtiğini öğrenmeye çalışırsak desen ne olur? Cevabı bir eşitsizlik, yani bir üst sınır olarak verdi. Desenin ne kadar net olduğu ile "hangi yoldan geçti" bilgisinin ne kadar elde edilebildiği birlikte belli bir sınırı aşamıyor. Desen ne kadar netse yol bilgisi o kadar az, yol bilgisi arttıkça desen o kadar siliniyor. Bu, eskiden yalnız sözle söylenen "dalga mı parçacık mı" ikiliğini bir ölçüye bağlıyor. Notlarımızda bu sınır V² + D² ≤ 1 diye yazılıyor. Dikkat çeken yan, türetmenin Heisenberg belirsizlik ilkesine dayanmaması; yani sınır o ilkenin yeniden söylenişi değil. Bu bir kuramsal sonuç; "bu neyin ifadesi" sorusu yorum meselesi olarak açık. [Englert 1996]

SEP 2024 — Kopenhag yorumu

Stanford Felsefe Ansiklopedisi'ndeki bu madde, kuantum mekaniğinin ilk genel yorum denemesini anlatıyor. Başlıca isimler Bohr ve Heisenberg, ayrıca Born. Madde, iki ismin matematiksel çerçevenin nasıl anlaşılacağı konusunda hiçbir zaman tam uzlaşmadığını ve "Kopenhag yorumu" adını ikisinin de kendisinin kullanmadığını vurguluyor; ad sonradan, bu görüşe karşı çıkanlar tarafından yaygınlaştı. Ortak fikirler arasında ölçümde klasik dilin gerekliliği, tamamlayıcılık ve ölçüm sonucunun olasılıkla verilmesi sayılıyor; ama bunlar tek bir kurallar listesi değil. Bu bir deney değil, yorum tarihi ve felsefe yazısı. İnsanı durduran, "resmî" diye bilinen yorumun aslında tek bir kişinin ya da metnin görüşü olmaması. [SEP: Copenhagen Interpretation]

SEP 2024 — İlişkisel kuantum mekaniği

Bu da Stanford ansiklopedisinden bir madde; deney değil, bir yorumun tanıtımı. Yorum 1996'da ortaya atıldı ve son yıllarda ilgi gördü. Çıkış noktası şu: kuantum kuramındaki karışıklık, yeni bir denklem, yeni bir olgu ya da erişilmez bir gerçeklik eklenerek çözülmez; kuram bize düşünce çerçevemizi köklü biçimde yenilemeyi öneriyor. Maddeye göre geleneksel anlatımdaki "gözlemci" rolünü yalnızca büyük, klasik cisimler değil, her fiziksel sistem oynayabilir. Böylece bir özelliğin değeri tek başına değil, hangi sisteme göre olduğuyla birlikte konuşulur. Bu bir yorum önerisi; deneyle ayırt edilemiyor ve fizikçiler arasında kabul edilmiş değil. Madde bunun doğru olduğunu değil, ne dediğini anlatıyor. [SEP: Relational Quantum Mechanics]

SEP 2024 — Özdeşlik ve bireysellik

Soru şu: kuantum fiziği, parçacıkları "şu" ya da "bu" diyebileceğimiz ayrı bireyler olarak anlamaya izin veriyor mu? Maddeye göre kuantum kuramının kurulduğu dönemde yaygınlaşan görüş, temel parçacıkların bu anlamda birey sayılamayacağını söylüyor. Bunun üzerine bireyleri sayamayan, "özdeşlik" kavramını başka kuran özel mantıksal sistemler geliştirilmiş. Öte yandan kuantum fiziğinin yine de bireylerden söz eden bir metafizikle bağdaşabileceği de savunulmuş; yalnız bu durumda bu bireyler birbirinden öyle ayırt edilemez ki Leibniz'in "ayırt edilemeyenlerin özdeşliği" ilkesi çiğnenmiş oluyor. Bu iddia da itiraza uğramış. Madde deney değil, felsefî bir inceleme; sonuçlar kesin değil, tartışmalı. İnsanı durduran, iki elektronun "hangisi hangisi" sorusunun anlamını yitirebilmesi. [SEP: Identity and Individuality in Quantum Theory]

İkincil literatür ne diyor?

SEP maddesine göre İbn Arabî'nin en kısa ifadesiyle her şey “huwa/lâ huwa”, yani O/O değil: gerçek/gerçek olmayan, varlık/yokluk, yüz/perde. Madde bu iki yüzlülüğü hayâl (suret) kavramıyla açıklıyor: İbn Arabî'ye göre suret iki tarafı bir araya getirir ve ikisiyle hem aynı hem farklıdır, bu yüzden aynadaki görüntü hem ayna hem yansıyan nesnedir, ya da ne ayna ne nesnedir. Maddenin aktardığına göre aklın gözünde bir önerme doğru ya da yanlıştır, hayâl ise onu aynı anda doğru ve yanlış, ya da ikisi de değil olarak görür. Bu paragraf Dost'un sözü değil, ikincil literatürün anlatımıdır. [SEP: Ibn 'Arabi]

Yan yana bakınca

Tamamlayıcılık: uzaktan selamlaşıyor

Tamamlayıcılık, fizikte, aynı şeyin birbirini dışlayan iki resminin (dalga, parçacık) ayrı düzeneklerde görünmesi ve ikisinin birlikte gerekli olması demek.

Ortak olan: iki resim birbirini dışlıyor, ama ikisi birden gerekli. Dalga gibi davranan ile parçacık gibi davranan aynı şey için kullanılıyor; birini belirginleştirince öteki siliniyor. Dost'un "odur ve o değildir" ve Harraz ile Ahlâtî'nin zıtlar sözü bu çıkmazın biçimini uzaktan hatırlatıyor. [Englert 1996; SEP: Copenhagen Interpretation]

Ayrıldıkları yer: fizikte iki resim ayrı düzeneklerde görünüyor ve aralarındaki sınır bir sayıyla yazılabiliyor. Dost'ta zıtlar tek şeyde, aynı anda duruyor ve ölçü yok. Fizikçi "ikisini birden ölçemem" der; Dost "ikisi birden doğru" der. Bu fark küçük değil; Bohr'un tamamlayıcılığı ayrı düzeneklere dayanıyor, Dost'ta zıtlar tek şeyde aynı anda.

Fizikte gerekliliğin yanında bir bedel (biri belirince öteki kaybolur) var. Dost'ta bu bedelin karşılığı olup olmadığını biz çıkaramadık; belki bir gören "ne ne" söyleyişlerinde bir bedel arar.

Açık soru: Dost'un "tek şeyde zıt" ile fiziğin "iki düzenekte zıt" arasındaki fark, tamamlayıcılığın dışında bir şeye mi işaret ediyor, yoksa aynı hayretin iki ayrı dili mi?

İlişkisel yorum: uzaktan selamlaşıyor

Ortak olan: taraflar birbirini tanımlıyor. Fizikte bir özelliğin değeri "hangi sisteme göre" olduğuyla konuşuluyor; Dost'ta kulun duası Hakk'ı, Hakk'ın icabeti kulu "mülk" kılıyor. İlişki, ilişkideki tarafların önüne geçiyor gibi. [SEP: Relational Quantum Mechanics]

Ayrıldıkları yer: Dost'ta roller yer değiştiriyor, fizikte böyle bir yer değiştirme yok. İlişkisel yorum ayrıca bir yorum önerisi; deneyle ayırt edilemiyor, kabul de edilmiş değil.

Bir gören nereden fark edebilir: "ilişki önce gelir" fikrine. Bunun Dost'taki karşılığı ile fizikteki karşılığı ayrı bir okuma turu isteyebilir; biz bu sayfada o kadar ileri gitmedik.

Açık soru: Karşılıklı roller, ilişkisel yorumla eşleşmeden, yalnız "ilişki önce gelir" biçimi olarak başlı başına ayrı bir tura değer mi?

Özdeş parçacıklar: uzaktan selamlaşıyor

Ortak olan: iki yerde de "hangisi hangisi" sorusu anlamını yitiriyor. Dost'ta birlik ve ikilik aynı anda doğru; fizikte iki elektronu birbirinden ayıramıyoruz. [SEP: Identity and Individuality in Quantum Theory]

Ayrıldıkları yer: fizikte sorun, etiketlenebilir bireylerin olmaması. Dost'ta ise birlik ontolojik, yani varlığın kendisine ait. Aynı sonuca benzeyen iki ayrı sebep var.

Bir gören nereden fark edebilir: bireysellik tartışmasındaki "ayırt edilemezlik" fikrine bakarak. Biz bunu burada daha ileri taşımadık; Fütûhât'ta birlik ve bütünlük konusu için ayrı bir sayfamız var.

Açık soru: "Bir de iki de doğru" cümlesi ile "iki elektronun hangisi hangisi olduğu anlamsız" cümlesi, aynı hayretin iki yüzü olabilir mi?

Başka kapılar

"Ne var ne yok" ve ara mertebe, 85 maddeyle en kalabalık konu. Süperpozisyonla (ölçmeden önce iki olasılığın birlikte hesaba girdiği hâl; "ne A ne B") bir yakınlık düşünmek cazip, ama bunu yapmadık. Berzah ve akıl sayfalarında da aynı cazibeye kapıldık, ve bu üçüncü seferde de yalnız sözcük benzerliği olduğu için eşleştirmedik.

Perde, nur, görme ve bilme konusu Bilgi sayfasında, zâhir-bâtın ve evvel-âhir konusu Zaman sayfasında işlendi; burada tekrar etmiyoruz. Yakınlık, sığma ve hareket konusu Akıl ve Zaman sayfalarına havale edildi.

"Fiil kimindir", "tenzih ve teşbih" ve "ayna, suret, gölge" konularına bu sayfada bakmadık. Fizikte "fiilin sahibi kim" sorusu yok; serbest irade tartışması fizik değil. Tenzih ve teşbih için Akıl sayfasında aynı sonuca vardık. Aynadaki suret için sorulacak sorular ayrı bir turun işi.

Elimizde kalan sorular

Neyi yapmadık?

Bu sayfa bir okuma özeti değil, bizim okuma çerçevemiz. Dost'u Türkçe kısım özetlerinden okuduk; Arapça aslıyla ya da çevirinin kendisiyle karşılaştırmadık. Çeviri sınaması yapılan yerlerde bile bu, Arapça sınaması değildi. Konu birleştirmelerini ajanlarla yaptık; her alıntıyı kaynak metne karşı denetledik, ama tema kararları bizim.

Hiçbir yakınlığı "bu şeyin aynısı" diye yazmadık, yazmayacağız. Dost'u fizik kuramının önünden gitmiş ya da fiziği Dost'un şahidi gibi göstermiyoruz. Hem-hem en kalabalık biçim ve fizik eşleşmesi en az olan sütunlardan biri: bu da bir sonuç, ve onu saklamadık. Dost'u anlamıyoruz, ama anlamaya çalışmaktan vazgeçmiyoruz.

Çeviri sınaması. Bu biçimdeki zorluk-3 maddelerden tırnaklı alıntı taşıyan 488 tanesi, Fütûhât çevirisinin (Ekrem Demirli) metnine karşı sınandı: 423 tanesi çeviride bulundu, 30 tanesi kısmen, 35 tanesi bulunamadı. “Bulunamadı” bir yanlışı değil, OCR bozulmasını ya da özetin kendi sözünü de gösterebilir; tek tek bakılacaktır. Arapça aslıyla karşılaştırma yapılmadı.