Burada ne yapıyoruz?
İki şeyi yan yana koyup bakıyoruz. Birinde Dost'un, yani Muhyiddîn İbnü'l-Arabî'nin (1165-1240, Endülüs doğumlu bir tasavvuf düşünürü) Fütûhât-ı Mekkiyye'si var; sitede 18 cilt, 226 kısım olarak duruyor. "Dost", sitenin ona verdiği ad. Öbüründe kuantum fiziğinin yüz yıllık birikimi ve bugünkü deneyleri var.
Bu sayfa bir ilan değil, bir çağrı da değil. Oturup birlikte baktığımız bir masayı gösteriyor. Masada iki tarafın cümleleri duruyor; bir gören bir şey fark ederse fark etsin diye.
Neden yapıyoruz?
Çünkü iki taraf da, kendi dilinde, aynı yerde duruyor: akla sığmayan bir yerde.
Fizikçi Feynman, kuantum mekaniğini kimsenin anlamadığını rahatça söyleyebileceğini yazmış [Feynman 1965]. Alanın kendi anketi de temel soruların hâlâ hararetle tartışıldığını gösteriyor [Schlosshauer 2013]. Dost'un tarafında da şöyle bir cümle var:
«Biz hayret ettik O da.» (c15k169, s. 416)
Bu, bir şiirin yarısı; ikinci dizesi şöyle: «Biz hayret ettik O da / Kim şaşırmışsa, yürümemiş.» (c15k169, s. 416) Sözü Hakk'a nispet edip bir sonuç çıkarmıyoruz; yalnız şiiri bütün hâliyle gösteriyoruz.
Fizik tarafında kurucu kuşaktan fizikçiler "anlıyoruz" demekten çekiniyor [Feynman 1965; Bohr 2007]. Dost'un tarafında da Fütûhât'ın akla sığmayan yerlerinde okuyucu hayrette kalıyor. Bize bu, yan yana bakmak için yeterli bir zemin gibi geldi. Daha fazlası değil.
Dost'u kim okudu?
Biz okuduk: Murat (bu sitenin sahibi) ve Claude, yan yana oturmuş iki okuyucu. Fütûhât'ı sitenin Türkçe kısım özetlerinden, 226 kısmı baştan sona okuduk; okumayı okuyucu ajanlar arasında bölüştürdük (ayrıntısı Yöntem sayfasında). Arapça aslına bakmadık. Bir çeviriyle karşılaştırma yaptık, ama o da Arapça sınaması değil. Bunu baştan söylemek gerekiyor, çünkü aşağıdaki her şey bu sınırın içinde.
Duruşumuz
Dost'u anlamıyoruz. Anlamaya çalışmaktan da vazgeçmiyoruz.
Bu bir tevazu süsü değil, çalışmanın yöntemi. "Akla sığmayan" derken Dost'a bir kusur yüklemiyoruz; okurken aklımızın tek başına yetmediği yerleri kastediyoruz. Dost'un anlatımında akla sığmayan yerleri bulduk. Fizikte de akla sığmayan olguları bulduk. Sonra ikisinin sığmama biçimine baktık ve sorduk: acaba aynı şey olabilir mi? Cevabı bilmiyoruz. Bu yüzden her yerde cevap yerine soru duruyor.
Neye baktık?
Dost'ta on altı "akıl-dışılık biçimi" seçtik. Biçim, içerik değil söyleyiş kalıbı demek: konu ne olursa olsun, anlatımın aklı zorlama yolu. "Akıl-dışılık", "sırlı madde" ve "zorluk puanı" bizim çalışma etiketlerimiz; Dost'un sözüne yapıştırılmış nitelemeler değil, okurken tuttuğumuz notların adı. İlk on dördünü Fütûhât'ı baştan sona okurken, son ikisini (Çokluk ve Karşılıklı dönüşüm) ikinci kez, yeni bir pencereden okurken bulduk. Her biri için ayrı bir sayfa var.
Alıntılardaki kısım numaraları şöyle okunur: c10k133, 10. cilt 133. kısım demek; "s." sayfa numarası. Kısım numarası siteye bağlanır.
- Hem-hem (hem de, ne de): birbirini dışlayan iki söz aynı şey için birden söyleniyor. Örnek: «Ne görendir ne ondan başkadır!» (c11k135, s. 65-67)
- Tekrarsızlık (tekrar yok): hiçbir şey ikinci kez gelmiyor.
- Süreklilik: süreklilik, altta başka bir yapının görünümü olabilir.
- İlişki: bir şey, ilişkisinden önce tanımlanamıyor.
- Bakış: bakış biçimi, görüleni belirliyor.
- Bütünlük: parça, bütünden ayrı düşünülemiyor.
- Sebep: bağ var, ama bağı taşıyan bir sebep-sonuç aracı yok.
- Sığma: kapsayan, kapsananın içine sığıyor.
- Zaman: zaman büzülüyor, "şimdi" iki uç arasında duruyor.
- Bilgi: bilgi bir perde gibi, bilinenin kendisini örtüyor.
- Akıl: aklın imkânsız saydığı şey gerçek çıkıyor.
- Ayırt edilemezlik: iki şey ne aynı, ne başka.
- İçeride-dışarıda: ne içeride, ne dışarıda.
- Hayret: bilmenin vardığı yer anlamak değil, hayret.
- Çokluk: aynı örüntünün başka yerlerde, başka âlemlerde de bulunması; bir kişinin birden çok surette ya da yerde olması.
- Karşılıklı dönüşüm: A B'ye bakıyorsa B de A'ya bakar; kulun kanaati ile Hakk'ın tecellîsi arasındaki karşılıklılık. (Bu karşılıklılık Hak ile kul arasında hangi mertebede söyleniyorsa o mertebede okunur; Vâcib ile mümkün arasındaki asimetri silinmez.)
Çokluk ve Karşılıklı dönüşüm'dan sonra bu iki biçime uymayan ama yine de gündelik akla zor gelen başka kalıplar da gördük. Onları ayrı bir sayfada yalnızca listeledik: Başka kalıplar.
Her sayfa nasıl okunur?
Her biçim sayfası aynı sırayı izliyor. Önce Dost: cümleyi alıntılıyoruz, ne söylediğini yalın açıyoruz ve anlatımın biçimine dikkat çekiyoruz. Sonra fizik: ilgili deneyi ve kuramı kendi sözlerimizle anlatıyoruz; önce deney, sonra kuram, sonra yorum, hangisi kesin hangisi tartışmalı diye ayırarak. En sonda yan yana bakış geliyor: ortak olan ne, ayrıldıkları yer neresi, bir gören nereden fark edebilir, elimizde hangi soru kaldı.
Yakınlığı beş sözle söylüyoruz; en yakından uzağa doğru: "yakın duruyor", "uzaktan selamlaşıyor", "ayrı yollardan yürüyorlar", "bu kapıya bakmadık", "cazip ama bunu yapmadık". Eski çalışma notlarındaki karşılıkları: belirgin ve orta, "yakın duruyor"a; zayıf-orta ve zayıf, "uzaktan selamlaşıyor"a denk düşüyor. Genel sonuç sayfası yeni sözlerle yazıldı.
Ne çıktı?
Sonuç büyük değil. Yakın duran satırlar var ama sayıları az; her birinin ayrıldığı yer de yazılı. Zamanda ve sürekliliğin yönünde iki taraf ayrı yollardan yürüyor gibi göründü; bunu da yazdık. Bazı biçimlerde ise yalnız sözcük benzerliği vardı; onları bilerek bıraktık. Bu sayım bir hüküm değil, bakışımızın bugünkü durumu.
Neleri yapmıyoruz?
- Bir eşitlik iddiasıyla bitirmiyoruz. Her sayfa bir soruyla kapanır.
- Fizik Dost'u onaylıyor ya da Dost fiziği anlatıyor demiyoruz; iki yönde de.
- Dost'un sözüne kendi sözümüzü katmıyoruz; alıntılar olduğu gibi duruyor.
- Fiziği Dost'a uydurmuyoruz; ayrışma varsa onu da yazıyoruz.
- Bu bir okuma özeti değil, bizim okuma çerçevemiz.
Yakınlık bir gönül işi olabilir. Ama burada o, yalnız soru olarak kalıyor.
Yanında duran sayfalar
Takıldığınız bir söz olursa Sözlük bir cümleyle açıyor; metinde her terimin ilk geçtiği yer de oraya bağlı. Fizik tarafındaki dört şeyi kendimiz hesaplayıp şekle döktüğümüz Hesapla gör sayfası da var. Bu işin kendi hesabını — neyi okuduk, neyi sınadık, hangi eşleştirmeler denetimden geçemedi — Denetim durumu sayfasında açıkça yazdık. Hayal ve berzah sözlerini dekoherans ile yan yana okuduğumuz ayrı bir sayfa da var: Hayal ve berzah. Biçim sayfalarına sığmayan en zor yerleri Sayfalara sığmayanlar sayfasında yorumsuz topladık. Aynı gözle Füsûs'u da okuduk; dökümü Füsûs'ta biçimler sayfasında. Fütûhât'ı yeniden okurken biçimlerin hiçbirine oturmayan kalıpları Başka kalıplar sayfasında yalnız listeledik. Eşleştirmelerimizin ne kadarının yapıdan okunabildiğini Yöntem sayfasındaki kör eşleştirme denemesinde anlattık.