Hayret — Son söz anlamak değil, hayret (ortak zemin)

Bu sayfadaBu sayfa bir paragrafta · Bu biçim ne? · Dost ne diyor? …
  1. Bu sayfa bir paragrafta
  2. Bu biçim ne?
  3. Dost ne diyor?
  4. Fizikte ne var?
  5. Feynman 1965 — "Kimse anlamıyor" cümlesi
  6. Bohr'a atfedilen söz — "Şaşırmayan anlamamıştır" (Barad 2007 aktarıyor)
  7. Schlosshauer 2005 — Ölçüm sorunu ve dekoherans
  8. SEP 2024 — Kuantum kuramının felsefi soruları
  9. Yan yana bakınca
  10. Elimizde kalan sorular
  11. Neyi yapmadık?

Bu sayfa bir paragrafta

Bu sayfa şunu soruyor: Dost'un bilgiye varışı "anladım" diye değil hayretle bitirmesi, fizikçilerin "anlamıyoruz" demesine benzer bir şey mi? En yakın duran şey, iki tarafta da "anlıyoruz" denmemesi; ama bunu bir eşleşme diye değil, uzaktan selamlaşan ortak bir duruş diye not ediyoruz. En uzakta kalan, ayrıldıkları yer: fizikçinin "anlamıyoruz"ı hesapların işlediği, yorumun açık olduğu bir tespit; Dost'un hayreti ise bilenin makamı, hatta içinde haz olan bir hâl. Failin kimliği, amâ, zaman, sığma gibi öbür temalara burada bakmadık ya da başka sayfalara bıraktık, bu yüzden Hayret'ın Dost tarafındaki çoğunluğu fizikle eşleştirilmedi. Açık kalan, biri eksikliği öbürü makamı söylüyorsa ikisinin aynı kelimeyle anılıp anılamayacağı; üstelik fizik tarafındaki iki söz ikinci el olduğu için üstüne bir şey kurmadık.

Bu biçim ne?

Çoğu zaman bir şeyi öğrenmeyi şöyle düşünürüz: önce bilmiyoruz, sonra öğreniyoruz, sonunda "anladım" diyoruz. Yol anlamakta biter. Dost'un anlatımında ise sık sık yolun sonunda "anladım" yok, hayret var. Üstelik bu bir eksiklik gibi söylenmiyor; hayret, bilenin bulunduğu yer gibi anlatılıyor.

Adı Hayret. Bu sayfadaki öbür biçimlerden farkı şu: onlarda "şu cümle akla sığmıyor" diyorduk ve fizikte benzer bir sığmama arıyorduk. Burada ise sığmayan tek bir cümle yok. Sığmama, bilmenin kendi sonu olarak söyleniyor: bilen, bildikçe "bilemediğini" daha iyi görüyor. Okuduğumuz 146 zor madde bu havayı taşıyordu; en kalabalık grupları hayretin kendisi, bilmek ile bilmemenin iç içe söylenmesi ve fiili kimin yaptığının açık bırakılması.

Baştan dürüst olalım: bu biçim, bu çalışmanın zaten üzerinde yürüdüğü zemin. İki tarafın da "anlıyoruz" dememesi, bu yan yana okumanın çıkış noktası. O yüzden burada fizikle bir benzerlik bulduğumuzu söylemeyeceğiz; ortak bir duruşu not edeceğiz, o kadar.

Dost ne diyor?

«Binaenaleyh Hakta hayrete ermek, Allah'a ulaşmanın ta kendisidir.» (c15k174)

Dost burada hayreti yolun bir durağı gibi değil, varılan yerin kendisi gibi söylüyor. Hakk'ın karşısında şaşkınlığa ermek, O'na ulaşmakla bir tutuluyor.

Dikkat edilecek şey: "ulaşmak" kelimesi bilgiyle değil hayretle dolduruluyor. Anlamak beklenen yere hayret oturuyor.

«Demek ki, sadece hayret eden vardır ve hüküm sahibi, sadece hayrettir. Var olan, sadece Allah'tır.» (c16k222, s. 210)

Bu cümlenin bulunduğu yerde, bütün yolların hayret dininde bir merkeze döndüğü anlatılıyor. Hüküm verecek olan akıl değil; söz sahibi olan hayret.

Dikkat edilecek şey: son söz, bir "sonuç" olarak değil, bir hâl olarak söyleniyor. Cümle bir açıklama vermiyor, bir duruş tarif ediyor.

«Allah'ı bilmek O'nu bilmemenin ta kendisi / Allah'ı bilmemek bilginin ta kendisi, düşünün» (c10k126, s. 85)

Dost bilmek ile bilmemeyi birbirine geçiriyor. İkisi de doğru söyleniyor ve cümle okuyucuyu "düşünün" diye durduruyor.

Dikkat edilecek şey: iki zıt şey aynı anda söylenmiş, ama burada amaç bir çelişkiyi savunmak değil. Bilginin kendi sınırını bilgi olarak göstermesi. Bu cümle iki zıddı birlikte söylediği için Hem-hem biçimine de girer; biz burada yalnız hayret yanını aldık.

«Bunun üzerine kişinin hayreti artar. Fakat bu hayrette bir haz vardır.» (c2k25, s. 327-328)

Bu cümleden önce, her tecellinin ardından başka bir tecellinin farklı bir hükümle geldiği anlatılıyor. Kişi hakikatin durulacak bir sınırı olmadığını görüyor ve hayreti artıyor. Dost bu hayretin karanlık bir şaşkınlık olmadığını, içinde bir tat bulunduğunu söylüyor.

Dikkat edilecek şey: bilgi arttıkça "anladım" duygusu artmıyor, hayret artıyor. Ve bu bir kayıp gibi değil, bir lezzet gibi anlatılıyor.

«Böylelikle akıllar, duyular ve hayal Hakkı idrakten aciz kalır, Hak da hayrete (düşürmüş olarak) kemali üzere kalır» (c8k110, s. 88-89)

Dost aklı, duyuyu ve hayali tek tek sayıyor; üçü de Hakk'ı kavrayamayacağını söylüyor. Kavrayış yerine hayret kalıyor.

Dikkat edilecek şey: aczin üç ayrı yetide birden sayılması. Sadece "aklımız yetmiyor" denmiyor; algı da, hayal de aynı kapıda duruyor. Fizikte bir ölçüm aygıtının ya da bir kuramın sınırı gibi tek bir yerde değil, bilmenin bütün yollarında.

«Rab Haktır, kul da Haktır / Kimdir yükümlü? Keşke bilseydim.» (c4k50)

Bu beyit, fiilin ve yükümlülüğün kime ait olduğunu cevapsız bırakıyor. "Keşke bilseydim" diyen, soruyu çözmeye çalışmıyor; açık bırakıyor.

Dikkat edilecek şey: soru burada cevaba gitmek için sorulmuyor. Bilginin bittiği yerde duran bir soru olarak bırakılıyor. Fizikte "bu fiili kim yapıyor" tarzı bir soruyla karşılaşmadık; biz bu yüzden bu beyti yalnız hayret yanında andık.

Fizikte ne var?

Burada deney ya da kuram ararken bir tavır buluyoruz. Bu yüzden listemiz kısa ve dört kaynaktan oluşuyor: ikisi kuramın ustalarına atfedilen iki cümle, ikisi de ölçüm sorunu üzerine. Kaynakların iki tanesi ikinci el; bunu açıkça yazıyoruz.

Feynman 1965 — "Kimse anlamıyor" cümlesi

Bu bir deney ya da kuram makalesi değil. Feynman'ın "Fiziğin Karakteri" kitabında geçen, "Kuantum mekaniğini kimsenin anlamadığını rahatça söyleyebilirim" anlamındaki bir cümle. Biz onu kitabın kendisinden değil, Wikiquote adlı bir alıntı derlemesinden, yani ikinci elden biliyoruz; bunu hesaba katmak gerek. Feynman'ın söylediği şey, kuramın işlemediği değil: kuantum kuramı bilinen en duyarlı öngörülerden bazılarını veriyor. Eksik olan, bu hesapların neden öyle işlediğine dair günlük sezgimize oturan bir hikâye. Yani "hesap var, anlayış yok" demek istiyor. Bu bir fizik bulgusu değil; bir fizikçinin kendi alanı için yaptığı dürüst bir tespit. İnsanı durduran, bunu kuramın ustalarından birinin söylemiş olması. [Feynman 1965]

Bohr'a atfedilen söz — "Şaşırmayan anlamamıştır" (Barad 2007 aktarıyor)

Bu da bir makale değil; Niels Bohr'a atfedilen bir söz: kuantum kuramı karşısında şaşırmayan, onu anlamamıştır. Sözü Barad 2007 aktarıyor; kesin kaynağı belirsiz, değişik söyleniş biçimleri var. Bu yüzden onu Bohr'un kesin sözü diye değil, ona atfedilen bir söz diye anıyoruz. Belirsiz olan bu. Söz bir deney ya da kuram değil; bu alanın kurucularının işe şaşkınlıkla bakmayı bir ölçüt saydığını söyleyen bir tutum. Aynı tavrı Feynman'a atfedilen benzer cümlelerde de görüyoruz. Şaşkınlık burada eksiklik gibi değil, anlamış olmanın işareti gibi anılıyor. Ama kaynağı sağlam olmadığı için bunun üstüne bir şey kurmuyoruz. [Bohr 2007]

Schlosshauer 2005 — Ölçüm sorunu ve dekoherans

Kuantum kuramına göre bir sistem, ölçülmeden önce birkaç olasılığın birlikte hesaba girdiği bir hâlde olabilir; buna süperpozisyon denir. Ama ölçünce hep tek bir sonuç görürüz. Bu uyuşmazlığa ölçüm sorunu deniyor. Schlosshauer'in makalesi dekoherans denen olguyu ve onun bu soruna ne kadar yardımcı olduğunu anlatan bir değerlendirme yazısı. Dekoherans şu: küçük bir sistem çevresiyle, yani havayla, ışıkla, ısıyla, kaçınılmaz olarak etkileşir ve bu yüzden olasılıkların birlikte oluşunun izi, girişim, çok hızlı silinir. Bu bir deney ve hesap konusu ve iyi anlaşılmış. Makale ayrıca bunun, tek bir sonucun neden ortaya çıktığını açıklayıp açıklamadığını soruyor ve başlıca yorumları (Kopenhag, çok dünyalar, gizli değişkenler ve diğerleri) bu çerçevede tek tek ele alıyor. Vardığı nokta şu: dekoherans sonuçların neden klasik göründüğünü açıklıyor, ama "neden yalnız biri" sorusunu kendi başına kapatmıyor; o kısım hâlâ yoruma bağlı. [Schlosshauer 2005]

SEP 2024 — Kuantum kuramının felsefi soruları

Stanford Felsefe Ansiklopedisi'nin bu maddesi, kuantum kuramının doğurduğu felsefi sorulara genel bir giriş. Başlıca konular: ölçüm sorunu, dalga fonksiyonunun neyi temsil ettiği, yerel olmama ve farklı yorumların (çok dünyalar, Bohm mekaniği, çöküş kuramları) bunlara nasıl yaklaştığı. Madde bir deney ya da bulgu raporu değil, yorum alanının haritası. Durduran şey, kuramın hesaplamada son derece başarılı olmasına rağmen, ne söylediği konusunda ortak bir cevabın bulunmaması. [SEP: Philosophical Issues in Quantum Theory]

Yan yana bakınca

İlk ve asıl yakınlık şu: iki tarafta da "anlıyoruz" denmiyor. Bu yüzden onu "uzaktan selamlaşıyor" diye anmak en doğrusu; ama bir şeyi baştan söyleyelim, bu bir eşleşme değil, bir duruş benzerliği.

Geri kalan her şeyde, yani öbür temalarda, fizikle bir yakınlık aramadık ya da başka sayfalara bıraktık. Dürüstçe sıralayalım:

Bu da bir sonuç: Hayret'ın Dost tarafındaki çoğunluğu fizikle eşleştirilmedi; geriye ortak bir duruş kaldı.

Elimizde kalan sorular

Neyi yapmadık?

Bu sayfadaki Dost sözlerini Arapça aslıyla karşılaştırmadık; okuduğumuz şey sitenin Türkçe kısım özetleri ve oradan alınmış alıntılar. Çeviri aslına da bakmadık. Hayret kelimesinin Arapçadaki ağırlığına inmeden bu sayfa bir bilgi gibi okunmamalı. Fizik tarafında ikinci el iki söz var ve üstüne bir şey kurmadık.

Bu bir okuma özeti değil, bizim okuma çerçevemiz; Dost'u anlamıyoruz, anlamaya çalışmaktan vazgeçmiyoruz.

Çeviri sınaması. Bu biçimdeki zorluk-3 maddelerden tırnaklı alıntı taşıyan 134 tanesi, Fütûhât çevirisinin (Ekrem Demirli) metnine karşı sınandı: 113 tanesi çeviride bulundu, 5 tanesi kısmen, 16 tanesi bulunamadı. “Bulunamadı” bir yanlışı değil, OCR bozulmasını ya da özetin kendi sözünü de gösterebilir; tek tek bakılacaktır. Arapça aslıyla karşılaştırma yapılmadı.