Çokluk — Çok dünya, benzer varlıklar: aynı örüntünün başka yerlerde de bulunması

Bu sayfadaBu sayfa bir paragrafta · Bu biçim ne? · Dost ne diyor? …
  1. Bu sayfa bir paragrafta
  2. Bu biçim ne?
  3. Dost ne diyor?
  4. Akla gelen rivayet
  5. Fizikte ne var?
  6. Schlosshauer 2005 — Dekoherans ve ölçüm problemi
  7. Everett 1957 — Göreli durum
  8. SEP 2024 — Çok dünyalar yorumu
  9. Tegmark 2003 — Paralel evrenler
  10. Bousso 2011 — Çoklu evren yorumu
  11. SEP 2024 — Kuantum kuramında özdeşlik ve bireysellik
  12. Kedi üzerine bir not
  13. İkincil literatür ne diyor?
  14. Yan yana bakınca
  15. Elimizde kalan sorular
  16. Neyi yapmadık?

Bu sayfa bir paragrafta

Bu sayfada şunu soruyoruz: Dost'un "benzeri başka yerde" diyen cümleleri, fizikteki "birden çok dünya" konuşmalarına biçim olarak yaklaşıyor mu? "Benzeri başka yerde" ile "aynı kişi birçok yerde" satırları uzaktan selamlaşıyor; ikisinde de bir örüntünün başka yerde de bulunması düşünülüyor, ama Dost'ta bu yaratılışla, fizikte kozmolojiyle ya da dallanmayla anlatılıyor. "Tekrar yok, ama kopya var" satırında ise ayrı yollardan yürüyorlar: Dost "benzer var, aynısı yok" derken Tegmark'ın birinci basamağında sonsuz evrende birebir kopyan bulunabiliyor, ve biz burada bir seçim yapmıyoruz. "Mümkünlerin sonsuzluğu" ile "çokluk gerçek mi, görünüş mü" satırlarına bakmadık, yedi arzın her birinde bir Âdem diye bilinen rivayeti de Dost'a bağlamadık. Açık kalan şu: bu yakınlık gerçekten aynı soruya mı cevap veriyor, yoksa aynı sözcüklerle farklı sorulara mı, ve Dost'un çokluğu sûretlerde mi nispette mi söylediği.

Bu biçim ne?

"Burada bir Âdem var" demek kolaydır. "Başka bir yerde de, buna benzer bir başkası var" demek insanı durdurur. Dost'un sayfalarında bu yolda üç ayrı kapı açılır.

Birincisi başka yerler. Yeryüzünün yanında ayrı bir arzdan, kendi şehirleri ve hükümdarları olan bir diyardan söz edilir (c1k11, c12k145). İkincisi benzerler. Her sûretin başka bir âlemde bir benzeri vardır; yaratılan her şeyin hazinelerde, sayısı bilinmeyen benzerleri bulunur (c12k147, c13k150). Üçüncüsü bir kişinin birden çok yerde olması. Kısım özetine göre bir ruhun aynı anda birden fazla bedeni yönetebileceği fikri işlenir (c5k56, özet; alıntı yok); bedeller bir yerden ayrılırken orada kendi sûretlerinde birini bırakır (c6k75); insan her mertebede ayrı bir sûretle bulunur (c10k133).

Bu üçüncü kapı kelâmdaki tenâsüh ve hulûl tartışmalarına yakın bir alandır; o tartışmaya girmedik, yalnız cümlelerin biçimine baktık. Bu sayfada Çokluk dediğimiz şey bu cümlelerin tek tek içeriği değil, biçimi: aynı örüntünün (bir Âdem, bir insan, bir sûret) başka yerde de bulunması. Bunu fizikteki "birden çok dünya" konuşmalarıyla yan yana koyup soruyoruz. Sonuç baştan bilinmiyor; yakın durduklarını da ayrıldıklarını da yazıyoruz.

Bir uyarı: Çokluk'a düşen kırk kadar madde aslında âlemlerin mertebe mertebe sıralanması: Arş, Kürsî, berzah, şehâdet âlemi… Onları bu sayfaya almadık. "Çok katmanlı bir âlem" ile "benzeri başka yerde" ayrı şeyler. Burada yalnız ikincisine, yani benzerliğin ve çoğalmanın anlatıldığı yerlere baktık.

Dost ne diyor?

«Bizim kürsü'de bir suretimiz vardır, Arş'ta suretimiz vardır, heyula'da suretimiz vardır, doğa'da suretimiz vardır, nefs'te suretimiz vardır, akıl'da suretimiz vardır -ki bu ikisi, kalem ve levha diye ifade edilir- Amâ'da suretimiz vardır, yoklukta suretimiz vardır». (c10k133, 305. Bölüm, s. 388-389)

Burada "biz" diyen biri, kendi sûretinin sayısız mertebede ayrı ayrı bulunduğunu söylüyor. Aynı kısımda (s. 389) bu sûretler, dokuz felekte, farklı biçimli aynalara yansıyan tek bir sûret gibi anlatılıyor: ayna değişince görüntünün biçimi değişiyor, yansıyan tek kalıyor. Metin ayrıca her mertebedeki sûretin, o mertebe bilmese de, Hakk'a dönük özel bir yönü olduğunu söylüyor (s. 390).

Dikkat edilecek şey: kişi bir, yerler çok; ve çokluk bir "kopya" gibi değil, bir aynada görünme gibi anlatılıyor. Fizikte "aynı gözlemcinin birden çok dalda bulunması" ile bu biçimin karşılaştırılıp karşılaştırılamayacağı sorusuna yetecek kadar belirgin.

«[Bedel bir yerden ayrılınca] oraya kendi sûretlerinde bir şahsı bırakırlar. O şahsı gören hiç kimse, onun kendisini bırakan adamın aynı olduğundan kuşku duymaz. Gerçekte ise, o değildir» (c6k75, s. 115)

Bedeller, yani gönül ehlinin bir kısmı, bir yerden ayrılırken geride kendi sûretinde biri kalıyor. Gören onu aynı kişi sanıyor, ama metin "gerçekte o değildir" diyor. Başka bir kısımda (c5k56) bir ruhun aynı anda birden fazla bedeni yönetebileceği fikri işleniyor; bu ikisi elimizde kendi özetimizle duruyor, alıntısı yok.

Dikkat edilecek şey: dışarıdan bakan için "aynı kişi" ile içeriden "o değil" aynı anda doğru. Fizikte "iki dalda iki kopya" ifadesinin tam bu ikiliği taşıyıp taşımadığına bakmak gerekiyor.

«Bu hazineler Allah'ın kürsüsündedir ve hazinelerin içerdiği benzerlerin fertleri sonsuzdur.» (c13k150, s. 153)

Dost "olabilecek âlemlerin en mükemmeli olan bu âlemde" yaratılan her şeyin, cömertlik hazinelerinde benzerleri bulunduğunu söylüyor. Aynı fikir c12k147'de de var: aşağı âlemdeki her sûretin yukarı âlemde bir benzeri vardır ve aralarında kesintisiz bağlar uzanır.

Dikkat edilecek şey: "benzer" burada tek bir benzer değil, fertleri sonsuz bir topluluk. Üstelik hazine bir yerde saklı, bu âlemde değil. Fizikte "sonsuz uzayda her şeyin başka bir yerde benzerinin bulunması" fikrine yaklaşıyor olabilir; bunu aşağıda ayrı tartıyoruz. "Benzeri sonsuz" motifi başka kozmolojilerde de (Hint ve Stoa düşüncesi gibi) vardır; özgüllüğü bu yüzden dikkatle sınamak gerekir.

«Dolayısıyla imkânda bu âlemden daha mükemmeli yoktur, çünkü Haktan daha mükemmeli yoktur» (c10k133, 302. Bölüm, s. 357)

Kısım, imkânda ancak zuhur edenin benzerinin bulunabileceğini söyleyerek bu sonuca varıyor. Başka âlemler "olabilir" mi sorusuna cevabı: olabilecek olan, bu âlemin benzeridir; bundan üstünü yoktur. Aynı 302. Bölüm'de (s. 356) şehâdet âleminde cevherlerin dışındaki şeyler gaybe döndürülür ve onların benzerleri ortaya çıkar.

Dikkat edilecek şey: "başka dünya var mı?" sorusu, "daha iyisi var mı?" sorusuna bağlanıyor ve cevap "benzeri var, üstünü yok" oluyor. Fizikte bu soru popüler dilde "bütün olasılıklar gerçekleşiyor mu?" diye sorulur; Everett'te ise yalnız ihtimali sıfırdan farklı sonuçların dalları vardır, cevabın biçimi başka. "İmkânda bundan daha iyisi yok" fikri ayrıca kelâmda ve felsefede (Gazâlî, Leibniz) de bilinen bir soy.

«Bu genişlik nedeniyle varlıkta hiçbir şey tekrarlanmaz, çünkü mümkünler nihayetsizdir» (c16k222, s. 378)

El-Vâsi' (geniş olan) mertebesinde, tekrarın olmaması mümkünlerin sonsuzluğuna bağlanıyor. Aynı çizgi c10k130'da da var: Hak, aynı surette iki kere tecelli etmeyecek kadar yücedir. c17k223'te ise varlığa girenlerin sonlu, a'yân-ı sâbitenin sonsuz olduğu, okyanusa batan gemi misaliyle anlatılıyor.

Dikkat edilecek şey: bu cümleler "benzeri başka yerde" diyen cümlelerle aynı yerde duruyor. Benzerlik var, tekrar yok. Bu ikisini birlikte tutmak, bu sayfadaki en ince nokta; fizikte "birebir kopya" diyen anlatımlarla karşılaştırınca asıl ayrışma buradan çıkıyor.

«Bu çokluk farklı ışıklardan kaynaklanır.» (c14k162, s. 317-334)

Tek bir şe'nin, Allah'tan bir olarak çıkıp âlemin sûretlerinde çoğaldığı anlatılıyor; çoğalma, pek çok aynada ve gölgede çoğalan bir şahsın sûretine benzetiliyor. c16k207'de ise çokluğun varlıkta değil nispet ve hükümlerde olduğu söyleniyor.

Dikkat edilecek şey: bu sayfadaki çokluk iki ayrı yerden okunabiliyor: sûretlerde gerçek bir çoğalma mı, yoksa nispetlerde bir görünüş mü? İki cümle bunu aynı şekilde cevaplamıyor, biz de seçmiyoruz.

Birinci kapıya, yani başka yerlere dönersek: c1k11'de Hakikat Arzı, Âdem'in çamurunun fazlasından yaratılan, kendi şehirleri ve hükümdarları olan bir berzah-âlemi olarak bir ârifin tanıklığıyla anlatılır. Bu yer dünya arzından ayrıdır. c12k145'te ise Dost "Benim arzım geniştir" âyetinden yola çıkıp yer değiştirmeyen, mahsus değil makul ve manevî bir arzdan söz eder.

Akla gelen rivayet

Okumaya başlarken aklımıza gelen söz şu: yedi arzın her birinde Âdem gibi bir Âdem, Nuh gibi bir Nuh, İbrahim gibi bir İbrahim var. Bu, tefsir kaynaklarında İbn Abbas'a atfedilen bir söz olarak biliniyor. Rivayet, bir sözün kimden kime aktarıldığını belirten zincirle nakledilen haber demek. Senedini ve değerini incelemedik; Fütûhât özetlerinde de bu sözü ya da Dost'un onu andığını gösteren bir cümle bulamadık. Bu yüzden onu Dost'un sözü olarak sunmuyoruz; yalnız aklımıza geleni not düşüyoruz.

Fizikte ne var?

Schlosshauer 2005 — Dekoherans ve ölçüm problemi

Kuantum kuramına göre bir sistem, ölçülmeden önce birkaç olasılığın birlikte hesaba girdiği bir hâlde olabilir (süperpozisyon). Ama ölçünce hep tek bir sonuç görürüz; bu uyuşmazlığa ölçüm problemi denir. Schlosshauer'in makalesi dekoherans denen olguyu ve onun bu probleme ne kadar yardım ettiğini anlatan bir derleme. Dekoherans şudur: küçük bir sistem çevresiyle (hava, ışık, ısı) kaçınılmaz olarak etkileşir ve bu yüzden olasılıkların birlikte oluşunun izleri, yani girişim, çok hızlı silinir. Bu bir deney ve hesap konusudur, iyi anlaşılmıştır. Makale bunun "neden yalnız biri" sorusunu kendi başına kapatmadığını söylüyor ve ana yorum yaklaşımlarını (Kopenhag, çok dünyalar, gizli değişkenler) bu çerçevede inceliyor. Bu kısım yoruma bağlı. [Schlosshauer 2005]

Everett 1957 — Göreli durum

Kuantum kuramı bir sistemin zaman içinde düzgün bir denkleme göre geliştiğini söyler. Ama ölçüm anında bunun yanına bir "çöküş" kuralı da ekler: çöküş, birkaç olasılığın ölçümde tek sonuca inmesini anlatan ek kuraldır (yukarıdaki ölçüm problemi). Everett bu ikiliği sevmiyor. Önerisi: çöküş kuralını bırakalım, her şeyi, gözlemciyi de, aynı denklemle anlatalım. O zaman gözlemci ölçümden sonra tek bir sonucu değil, her sonuçla ilişkili ayrı bir hâli taşır. Hiçbir sonuç ötekilerden "daha gerçek" değildir; her biri öbürüne göre ("göreli durum") anlam kazanır. Bu bir deney değil, bir kuram önerisidir. "Çok dünya" adını Everett kullanmadı; bu ad sonradan başkalarınca verildi. İnsanı durduran, olağan deneyle ayırt edilemeyen bir yorum olması ve "olasılık" sözünün burada neye karşılık geldiğinin hâlâ tartışılması. [Everett 1957]

SEP 2024 — Çok dünyalar yorumu

Stanford Felsefe Ansiklopedisi maddesi, ölçümde ne olduğu sorusuna verilen yanıtlardan birini anlatıyor. Bu yoruma göre ölçüm sonucunda olasılıklardan biri seçilip diğerleri silinmez; her olasılık kendi dünyasında gerçekleşir ve bu dünyalar birbirinden bağımsız sürer. Yorum, denklemlere eklenmiş bir çökme kuralı koymaz. Madde bunun bir deney değil bir yorum olduğunu, deneyle diğer yorumlardan ayırt edilemediği için tartışmalı kaldığını söylüyor. Yoruma yönelik itirazları ve savunmaları da anlatıyor; en zor soru, bu çerçevede "olasılık"ın ne anlama geldiği. Yani madde bir iddia değil, bir tartışma haritası veriyor. [SEP: Many-Worlds Interpretation]

Tegmark 2003 — Paralel evrenler

Tegmark, paralel evrenlere dayanan fizik kuramlarını bir araya getirip dört basamaklı bir sıra kuruyor. Birinci basamakta kozmik şişme kuramı sonsuz bir evren öngörür; bu evrende her başlangıç koşulu bir yerde gerçekleşir ve yazara göre senin birebir bir kopyan da bir yerde bulunabilir. İkinci basamakta başka bölgelerin farklı fizik sabitleri ve boyutları olabilir. Üçüncü basamak, kuantum mekaniğinin dalga fonksiyonunun öteki dalları; yazar bunun niteliksel olarak yeni bir şey eklemediğini söylüyor. Dördüncü basamak, başka matematiksel yapıların farklı temel denklemler vermesi. Yazara göre önemli soru paralel evren olup olmadığı değil, kaç basamak olduğu. Birinci basamağın sonucu uzayın sonsuz olduğu varsayımına bağlı; bu, yazarın savunduğu bir varsayım, sonlu bir evren de gözlemlerle bağdaşabilir. Öteki basamaklar daha tartışmalı. Makale bu modellerin nasıl sınanabileceğini tartışıyor ve olasılıkları nasıl sayacağımız konusunda ciddi bir "ölçü problemi" olduğunu söylüyor. [Tegmark 2003]

Bousso 2011 — Çoklu evren yorumu

Bu makale bir iddia ortaya koyuyor: kuantum mekaniğinin birçok dünyası ile çoklu evrenin birçok dünyası tek bir şeyin iki yüzüdür; yazarlar bunu savunuyor, kanıtlanmış bir bulgu olarak sunmuyor. Dayandıkları düşünce şu: dekoherans, yani kuantum olasılıklarının çevreyle etkileşimle silinmesi, hangi serbestlik derecelerinin gözden uzak tutulacağına bağlı; yani bir ölçüde öznel. Yazarlar, bir ölçüm olayının nedensel olarak erişilebilen bölgesine, "nedensel elmas"a bakınca çevrenin kendiliğinden belirlendiğini öneriyor. Bu çerçevede küresel çoklu evren, bütün olası dalların tek bir geometride gösterimi olarak okunuyor. Makale, olasılık tahminlerinin tam olarak sınanabilmesi için ek varsayımlar gerektiğini söylüyor. Bu bir kuramsal öneri; deneyle sınanmış değil ve fizikçilerin ortak görüşü olarak da sunulmuyor. İnsanı durduran, iki farklı "çok dünya" fikrinin tek bir çatıda birleştirilmeye çalışılması. [Bousso 2011]

SEP 2024 — Kuantum kuramında özdeşlik ve bireysellik

Soru şu: kuantum fiziği, parçacıkları ayrı ayrı "şu" ya da "bu" diyebileceğimiz bireyler olarak anlamaya izin veriyor mu? Maddeye göre kuantum kuramının kurulduğu dönemde yaygınlaşan "kabul edilen görüş", temel parçacıkların bu anlamda birey sayılamayacağını söylüyor. Bunun üzerine bireyleri sayamayan, özdeşlik kavramını başka kuran özel mantıksal sistemler geliştirilmiş. Öte yandan, kuantum fiziğinin yine de bireylerden söz eden bir metafizikle bağdaşabileceği de savunulmuş; yalnız bu durumda bu bireyler birbirinden öyle ayırt edilemez ki Leibniz'in "ayırt edilemeyenlerin özdeşliği" ilkesi çiğnenmiş oluyor. Madde deney değil, felsefî bir inceleme; sonuçlar kesin değil, tartışmalıdır. İnsanı durduran, iki elektronun "hangisi hangisi" sorusunun anlamını yitirebilmesi. [SEP: Identity and Individuality in Quantum Theory]

Kedi üzerine bir not

Çok dünyalar anlatımı popüler yazılarda sık sık "hem ölü hem diri bir kedi" ya da "her seçimde bir kopyam çatallanıyor" diye aktarılır. Elimizdeki kaynaklar kedi örneğini ayrıca tartışmıyor; biz de o örneğin ayrıntısına girmiyoruz. Kaynakların söylediği şu: Everett'in önerisinde her sonuç, gözlemcinin ona göre bir hâliyle birlikte var olur ve hiçbiri ötekinden daha gerçek değildir; ayrı bir "çöküş" yoktur. SEP maddesi de her olasılığın kendi dünyasında gerçekleştiğini, bu dünyaların birbirinden bağımsız sürdüğünü anlatıyor. Yani her dalda gözlemci tek bir sonuç görür; "bir dalda iki sonucu birden görmek" bu çerçevenin söylediği şey değil. Popüler resim bu inceliği çoğu zaman düşürüyor. [Everett 1957; SEP: Many-Worlds Interpretation]

İkincil literatür ne diyor?

SEP maddesine göre ta'ayyun (belirlenme) terimini yaygınlaştıran Sadreddin Konevî'dir; madde onu, sınırsız Varlığın kendini “Allah'tan başka her şey” olarak gösterirken belirli, sınırlı ve tanımlı hâle gelmesi diye anlatıyor ve her şeyin Sınırsız olanın bir ta'ayyunu olduğunu, Sınırsız'ın kendisine ise lâ ta'ayyun dendiğini aktarıyor. Madde, mümkün şeylerin sonsuz olduğunu ve her birine ilişkin Allah'ın özel bir isminin bulunduğunu da İbn Arabî'den aktarıyor: mümkünler sonsuz olduğu için isimler de sonsuzdur, çünkü mümkünlerin her yeni ortaya çıkışıyla yeni nisbetler gelir. Bu paragraf Dost'un sözü değil, ikincil literatürün anlatımıdır. [SEP: Ibn 'Arabi]

Yan yana bakınca

Benzeri başka yerde: uzaktan selamlaşıyor.

Ortak olan: iki tarafta da bir örüntünün (bir insan, bir gözlemci, bir bölge) başka yerde de bulunabilmesi düşünülüyor. Dost'ta her sûretin başka âlemde benzeri var, benzerler sonsuz (c12k147, c13k150); Tegmark'ın birinci basamağında sonsuz evrende her başlangıç koşulu bir yerde gerçekleşiyor [Tegmark 2003]. Ayrıldıkları yer: Dost'ta benzerler yaratılışla ayrı hazinelerde ve âlemlerde, fizikte ise kozmolojik bir sonuç olarak aynı uzayın uzak bölgelerinde. Üstelik Tegmark çoklu evren türlerini birbirinden ayırıyor: şişmeden doğan, kuantum dallanmasından doğan, matematiksel yapıdan doğan; bunlar tek bir "başka dünya" fikri değil [Tegmark 2003]. Aynı çift için "tekrar yok" tarafı aşağıda ayrı yazılıyor; ikisini birlikte okumak gerekir. Bir gören "benzeri vardır ve sayısı sonsuzdur" cümlesinin yapısında bir şey fark edebilir. Açık soru: bu yakınlık "her şeyin başka yerde de bulunması" ortak fikrinden mi geliyor, yoksa iki yanın da sonsuzluğa aynı biçimde başvurmasından mı?

Aynı kişi birden çok yerde: uzaktan selamlaşıyor.

Ortak olan: kişi bir kalıyor, yerler çoğalıyor; Dost'ta insanın her mertebede ayrı sûreti (c10k133), bedelin geride bıraktığı sûret (c6k75), kıyamette vârisin kendini birçok mekânda ve sûrette bulması (c15k177, özet); Everett'te gözlemcinin her sonuca göre ayrı bir hâli [Everett 1957]. Ayrıldıkları yer: Everett'te dal ölçümle çatallanır ve dallar birbirinden bağımsız sürer; burada arzlar ayrı yaratılmış mekânlar, kişi ise bedenler ve sûretler olarak birden çok yerde. Çatallanma yok, bir mertebeden ötekine yaratılıştan gelen bir bağ var. Bir gören nereden fark edebilir: "dışarıdan aynı, içeriden değil" ikiliğine ve ayna benzetmesine. Açık soru: "bir kişi, çok yer" iki tarafta da aynı soruya cevap mı, yoksa sadece aynı sözcüklerle farklı sorulara mı?

Mümkünlerin sonsuzluğu ve "daha iyisi yok": bu kapıya bakmadık.

Dost'ta mümkünler nihayetsiz (c16k222, c17k223) ve "olabilecek âlemlerin en mükemmeli bu âlem" deniyor (c13k150, c10k133). Fizikte Tegmark'ın dördüncü basamağı başka matematiksel yapıları sayıyor [Tegmark 2003] ama orada bir üstünlük sıralaması yok; "imkânda daha iyisi yok" ise kelâmda ve felsefede de bilinen bir soy. Bu eşleşmeyi aramadık.

Tekrar yok, ama kopya var: ayrı yollardan yürüyorlar.

Ortak olan: iki tarafta da özdeşlik sorusu açık. Burada iki söz ayrı: benzer, aynı örüntünün başka bir örneğidir; kopya ise ayırt edilemeyen ikinci nüshadır. Dost benzere evet, kopyaya hayır diyor. Ayrıldıkları yer: Dost "Hak aynı surette iki kere tecelli etmez", "varlıkta hiçbir şey tekrarlanmaz" diyor (c10k130, c15k169, c16k222), benzerler olsa da birebir aynı olan ikinci bir örnek yok. Tegmark'ın birinci basamağında ise sonsuz evrende senin birebir bir kopyan var [Tegmark 2003]; parçacıklar düzeyinde de "hangisi hangisi" sorusunun anlamı tartışılıyor [SEP: Identity and Individuality in Quantum Theory]. Bu ikisi zıt yönde duruyor; bu ayrışmayı da kaydediyoruz, sayfa bir seçim yapmıyor. Bir gören Dost'un "benzer var, aynısı yok" ayrımını fizikteki "ayırt edilemez, ama iki tane" ayrımıyla yan yana koyunca bir şey fark edebilir. Açık soru: bu zıtlık iki dilin "özdeşlik"ten başka şeyler kastettiğini mi gösteriyor, yoksa gerçek bir ayrışma mı?

Çokluk gerçek mi, görünüş mü: bu kapıya bakmadık.

Dost bir yerde çokluğu sûretlerde bir çoğalma (c14k162), başka bir yerde nispet ve hükümde bir görünüş (c16k207) olarak söylüyor. Fizikte dallar gerçek mi, hesapta bir kolaylık mı sorusu Bousso ile Schlosshauer'in ortak zeminini oluşturuyor [Bousso 2011; Schlosshauer 2005], ama iki sorunun aynı soru olup olmadığını ayırmaya çalışmadık.

Cazip ama bunu yapmadık.

"Yedi arzın her birinde bir Âdem" sözünü çok dünyalar yorumuna ya da paralel evrenlere bağlamak. Rivayetin Dost'tan geldiğine dair bir yer bulamadık; yalnız sözcük benzerliğiyle (paralel, başka dünya) bir kapı açmak istemedik.

Elimizde kalan sorular

Neyi yapmadık?

Dost'un cümlelerini Arapça aslıyla karşılaştırmadık. Okuduğumuz şey sitenin Türkçe kısım özeti ve alıntılar çeviri sayfa numaralarıyla veriliyor. Bu bir okuma özeti değil, bizim okuma çerçevemiz; Dost'u anlamıyoruz, anlamaya çalışıyoruz.

Bir şeyin ötekiyle özdeş olduğunu ya da birinin ötekini onayladığını söylemiyoruz. Hiçbir satırda Dost fiziği açıklamıyor, fizik de Dost'u onaylamıyor. Gördüğümüz yalnızca bir biçim yakınlığı, o da soru olarak kalıyor. Fizik tarafı kaynaklıdır ama biz fizikçi değiliz.