Bu sayfa bir paragrafta
Bu sayfada şunu soruyoruz: Dost'un "ne aynı ne başka" dediği çiftler (kul ile Hak, aynadaki suret ile bakan) ile fizikte birbirinden ayırt edilemeyen özdeş parçacıklar yan yana konunca, ikisinde de "hangisi hangisi" sorusunun tutunamaması aynı türden bir durum mu? Baktığımız tek satır, kul ile Hak ↔ özdeş parçacıklar; bu satırı "uzaktan selamlaşıyor" diye bıraktık. Selamlaştıkları yer şu: iki özdeş foton ayna ayırıcıdan hep birlikte çıkıyor ve ayırt edilemezlik ölçülebilir bir fark yapıyor [Hong 1987]. Ayrıldıkları yer de belli: fizikte ayırt edilemeyen iki şey özdeş, Dost'ta ise iki taraf özdeş sayılmıyor, biri öbürünün suretinde ya da perdesinde. En uzakta kalan taraf, fiilin ve iradenin sahibi gibi kapılar: fizikte oturacak bir kategori bulamadık, bazı kapılara ise bu sayfada hiç bakmadık. Açık kalan soru şu: Dost'un "ayırt edilemeyen iki şey"i de bir fark yapıyor mu, yapıyorsa nerede?
Bu biçim ne?
Bir an düşünelim: iki şey var, ama "şu hangisi, bu hangisi" diye sorduğumuzda sorunun kendisi tutunacak yer bulamıyor. İkisi bir mi? Değil, çünkü ikiden söz ediyoruz. İkisi iki mi? Tam öyle de denmiyor, çünkü birini ötekinden ayıracak bir iz yok. Buna burada Ayırt edilemezlik diyoruz: ayırt edilemeyen iki şey.
Dost'un yazısında bu biçim çok sık karşımıza çıkıyor. Okuduğumuz kısım özetlerinde 282 madde bu kalıba oturdu. Kul ile Hak, aynadaki suret ile bakan, perde ile perdelenen, fiili yapan ile fiilin göründüğü yer: hep bir çift, hep "ne aynı ne başka". Bu yüzden Ayırt edilemezlik, Dost'un en kalabalık kapılarından biri.
Bu sayfada yapmaya çalıştığımız şey şu: Dost'un bu söyleyişini yalın dille anlatmak, sonra fizikte "ayırt edilemeyen" diye bilinen iki şeye bakmak ve ikisini yan yana koyup soru sormak. Cevap vermeyeceğiz. Okuyan bir göz, bizim göremediğimiz bir yeri fark edebilir; sayfayı ona da yer bırakarak yazdık.
Dost ne diyor?
«Kulum bana nafile ibadetlerle yaklaşır, ta ki onu severim; onu sevdiğimde, onun duyması, görmesi ve desteklenmiş eli olurum» (c10k133, s. 366)
Bu bilinen kudsî hadis. Kulun duyması, görmesi, tutması Hak'tan ayrı bir şey olarak anlatılmıyor; ama kul da ortadan kalkmış değil, hadis onu "kulum" diye anmaya devam ediyor. Dikkat edilecek şey: kul hadiste de "kulum" diye anılmaya devam ediyor; hadis Hak ile kul arasındaki nispeti anlatıyor, ikisini aynı kategoriye koymuyor, sayfa da koymuyor.
«Mutlak yokluk mutlak varlığın karşısında bir aynadır. Varlık aynada kendi suretini görür. Bu durumda o suret, mümkünün kendisidir… Ne görendir ne ondan başkadır!» (c11k135, s. 65-67)
Burada ayna bir anlatım aracı: aynadaki suret bakana benziyor, ama bakanın kendisi de değil. Metin onu "ne görendir ne ondan başkadır" diye bırakıyor. Söz bir "evet" ya da "hayır" ile bitmiyor, iki seçeneği de reddederek bitiyor. Bu "ne o ne ondan başkası" kalıbı kelâmda da bilinen bir formüle (lâ hüve ve lâ gayruhu) benziyor; o bağlamı ayrıca okumadık.
«Bu durum, aynaya bakan insanın sureti gibidir. Aynadaki suret, ne bakan insanın suretinin aynı ne ondan başkadır» (c11k139, s. 227-228)
Aynı fikir bir başka kısımda, bu kez doğrudan günlük bir sahneyle anlatılıyor. Aynaya baktığımızda gördüğümüz yüz bizim yüzümüz değil, ama bizden bağımsız da değil. Dikkat edilecek şey: Dost bu ilişkiyi iki yerde, iki farklı kısımda aynı kalıpla söylüyor; tesadüf gibi durmuyor.
«İnsan-ı kâmil ve Allah da, birbirine karışma (iltifaf) konumuna inen bir surettedir» (c10k127, s. 98)
"İltifaf" iç içe sarılmak gibi bir şey. Kısım, lam ile elif harflerinin yazıda ayrılmaz olduğunu, adeta tek harf gibi durduğunu söylüyor. Dikkat edilecek şey: burada da "bir" denmiyor, birbirine sarılmış iki harf gibi iki taraf deniyor.
«Öyleyse sen, kendinden O'nun perdesisin. Kendini ortadan kaldır ki, iş kolaylaşsın!» (c12k146, s. 235)
Perde, gizleyen şey olduğu kadar gösteren şey de. Burada perde "sen"in kendisi; yani ayıran çizgi dışarıda değil. Dikkat edilecek şey: ayrılığı yapan şey, ayrılan iki tarafın içinde.
«Çocuğun kendi ebeveynin aynı olması, en garip sırlardan birisidir» (c10k130, s. 237-238)
Kısım Hallâc'ın "Anam babamı doğurdu" sözünü anıyor ve bu garipliği bir sır olarak adlandırıyor. Dikkat edilecek şey: doğuran ile doğan yer değiştirmiş gibi; "kim kimden" sorusu bu cümlede de tutunamıyor.
Fizikte ne var?
Hong 1987 — İki foton, bir ayna
İki ışık parçacığını (foton) yarı geçirgen bir aynaya aynı anda, iki ayrı yandan gönderdiğimizi düşünelim. Gündelik bir hesapla dört sonuç beklenir: ikisi birden bir yana, ikisi birden öbür yana, ya da her biri ayrı bir yana. Kuantum kuramı ise fotonlar tamamen birbirinin aynısıysa, "ayrı ayrı çıkma" ihtimallerinin birbirini götürdüğünü söylüyor; ikisi hep aynı çıkıştan birlikte çıkıyor. Hong, Ou ve Mandel bunu ölçtü. Fotonların varış zamanı arasındaki küçük fark ayarlandığında, iki detektörde birden sinyal alınma sayısı fotonlar tam çakışınca çöktü. Bu çöküşün genişliği, fotonların zaman içindeki "boyunu" yaklaşık yüz femtosaniye olarak verdi (saniyenin on katrilyonda biri mertebesi). Bu bir deney sonucu ve çok sağlam. İnsanı durduran nokta şu: iki parçacık birbirinden ayırt edilemez hâle geldiğinde, ölçülebilir bir fark ortaya çıkıyor; yani "ayırt edilememek" boş bir söz değil. [Hong 1987]
SEP 2024 — Kuantum kuramında özdeşlik ve bireylik
Bu bir deney değil, felsefî bir inceleme maddesi. Soru şu: kuantum fiziği, parçacıklara "şu" ve "bu" diyebileceğimiz ayrı bireyler olarak bakmamıza izin veriyor mu? Maddeye göre kuramın kurulduğu dönemde yaygınlaşan görüş, temel parçacıkların bu anlamda birey sayılamayacağı yönünde. Buna uygun olarak bireyleri saymayan, "özdeşlik" kavramını başka türlü kuran özel mantık sistemleri geliştirilmiş. Öte yandan kuantum fiziğinin yine de bireylerden söz eden bir metafizikle bağdaşabileceği savunulmuş; ama bu durumda bireyler birbirinden öyle ayırt edilemez ki Leibniz'in "ayırt edilemeyenlerin özdeşliği" ilkesi çiğnenmiş olacak. Bu iddiaya da itiraz edilmiş. Yani burada kesin bir sonuç yok, tartışma sürüyor. İnsanı durduran, iki elektron için "hangisi hangisi" sorusunun anlamını yitirebilmesi. [SEP: Identity and Individuality in Quantum Theory]
İkincil literatür ne diyor?
SEP maddesine göre İbn Arabî, hayâl/suret için şunu vurguluyor: suret iki tarafı birleştirir ve ikisiyle de hem aynı hem farklıdır. Maddenin verdiği örneklerde ayna görüntüsü hem ayna hem yansıttığı nesnedir, ya da ne aynadır ne nesnedir; rüya da hem nefstir hem görülen şeydir, ya da ikisi de değildir. Madde bunu, “vardır/yoktur” diye özetliyor ve aynı yapıyı iki şeyi hem ayırıp hem birleştiren berzah kavramına, örneğin güneşle gölgeyi ayıran “çizgi”ye bağlıyor. Bu paragraf Dost'un sözü değil, ikincil literatürün anlatımıdır. [SEP: Ibn 'Arabi]
Yan yana bakınca
Kul ile Hak ↔ özdeş parçacıklar. Uzaktan selamlaşıyor. Ortak olan şu: iki tarafta da "iki şey var ama hangisi hangisi diye sorunca soru tutunamıyor" duygusu var. Dost'ta kul ile Hak, "duyması, görmesi, eli olurum" ve "ne aynı ne başka" gibi sözlerle bu duyguyu veriyor. Fizikte iki özdeş foton, "hangisi hangisi" diye ayrılamadığı için ışın ayırıcıdan hep birlikte çıkıyor [Hong 1987]; felsefe maddesi de iki elektron için bu sorunun anlamını yitirebileceğini tartışıyor [SEP: Identity and Individuality in Quantum Theory].
Ayrıldıkları yer büyük. Fizikte bu, simetri ilkesine ve parçacıkların istatistiğine bağlı, ölçülebilir bir durum. Dost'ta ise anlatılan ilişki kul ile Hak arasında, varlığın kendisine dair. Bir gören şuradan fark edebilir: fizikte ayırt edilemezlik iki özdeş şey arasında; Dost'ta ise iki taraf özdeş sayılmıyor, biri öteki'nin suretinde ya da perdesinde. Bu fark göz ardı edilirse yakınlık yanıltıcı olur.
Elimizde kalan soru: fizikte ayırt edilemezlik ölçülebilir bir fark yapıyor (iki foton hep birlikte çıkıyor). Dost'un "ayırt edilemeyen iki şey"i de bir fark yapıyor mu, yapıyorsa nerede?
Ne aynı ne başka; zıtlar bir arada. Bu satırı burada ele almadık. "Ne aynı ne başka" ve iki zıddın birlikte doğru sayılması, bizim başka bir sayfada baktığımız tamamlayıcılık fikrine daha yakın düşüyor; orada yazıldı. Bu sayfada yinelemedik.
Fiilin ve iradenin sahibi. Bu kapıya bakmadık. "Bu fiil Allah'a aittir dersen doğru, yaratılmışa aittir dersen yine doğru" gibi sözler çok önemli, ama fizikte buna oturacak bir kategori bulamadık. Bulamamak da bir sonuç: bu biçimin Dost'taki geniş kısmı fizikle eşleşmiyor.
Ben, O, sen: yer değiştiren hitaplar. Bu kapıya bu sayfada bakmadık; sorunun doğru yeri İlişki sayfası.
Ayna, perde, gören ile görülen. Bu kapıya bu sayfada bakmadık; asıl yeri Bakış sayfası.
Bilgi, bilen, bilinen. Bu kapıya bu sayfada bakmadık; asıl yeri Bilgi sayfası.
Söyleyen ile dinleyen kimdir; varlığın kulda ödünç oluşu; suret değişimi. Bu kapıya bakmadık. Bunlar fizikte bir yere karşılık gelmiyor gibi göründü. Bir gören farklı düşünebilir.
Elimizde kalan sorular
- Özdeş parçacıklarda ayırt edilemezlik ölçülebilir bir fark yaratıyor (iki foton hep birlikte çıkıyor). Dost'un "ayırt edilemeyen iki şey"i ölçülebilir bir fark yaratıyor mu, yaratıyorsa nerede?
- Fizikte "ayırt edilemez" iki özdeş şey demek. Dost'ta ise iki taraf özdeş sayılmıyor; biri öbürünün suretinde ya da perdesinde. Bu fark ne kadar büyük?
- Ayırt edilemezlik'ın 282 maddesinin çoğu başka biçimlere gidiyor. Ayırt edilemezlik gerçekten ayrı bir biçim mi, yoksa tamamlayıcılık, ayna ve bilgi kapılarının kesiştiği bir yer mi?
- Felsefe maddesinde özdeş parçacıklar için "birey saymak" tartışmalı. Dost'un kul ile Hak söyleyişi de "birey" kavramına dokunuyor mu? Biz bunu bilmiyoruz.
Neyi yapmadık?
Dost'un sözlerini Arapça aslıyla karşılaştırmadık; okuduğumuz şey sitemizdeki Türkçe kısım özetleri ve oradan çıkan alıntılar. Fizik kaynaklarını da yalnız anlaşılır özetleriyle anlattık.
Bu sayfa bir okuma özeti değil, bizim okuma çerçevemiz; Dost'u anlamıyoruz, anlamaya çalışmaktan vazgeçmiyoruz.