Bu sayfa bir paragrafta
Bu sayfada şunu soruyoruz: Dost'ta görülen şey görenin durduğu yere göre şekilleniyorsa, fizikte ölçüm düzeneğinin sonucu belirlediği yerlerle bunun arasında bir yakınlık var mı? En yakın duran satır, düzeneğin hangi özelliğin çıkacağını belirlemesi ile Dost'un "aynı şey, görenin konumuna göre farklı görülür" sözü; ama bu da yalnızca "uzaktan selamlaşıyor" diyebildiğimiz bir yakınlık. Fizikte bakan bir aygıt olabiliyor ve geçmişin yeniden yazıldığı sonucu çıkmıyor, Dost'ta ise bakan kul ve «Hakikatler değişmez» deniyor; ayrıldıkları yer bu. Zıt hükümlerin birlikte doğru sayılmasına ve bilgi ile tanımaya bu sayfada bakmadık, onlar başka biçimlerin konusu. 224 maddenin çoğu fizikle eşleşmedi ve en büyük soru açık kaldı: aygıtın seçimi ile kulun mertebesi arasındaki fark kapanabilir mi, yoksa iki "bakmak" yalnız aynı harflere mi sahip?
Bu biçim ne?
Bir şeye bakarız ve onu "olduğu gibi" gördüğümüzü sanırız. Dost'un sayfalarında sık sık başka bir şey çıkıyor karşımıza: görülen, görenin durduğu yere, mertebesine, inancına göre şekilleniyor. Üstelik bu, "herkes kendi bildiğini görür" demek kadar basit bir söz olarak kalmıyor. Gören ile görülen birbirinden kesin ayrılamıyor gibi duruyor; "Haktan ancak kendisini görebilir" denecek yere kadar varıyor.
Bu biçime Bakış diyoruz. Bakışa göre görme fikri başka geleneklerde de var; bunu ayrıca sınamadık, yalnız Dost'taki söyleyişe baktık. Dost'ta en çok şu yerlerde karşımıza çıktı: aynı nesnenin bakana göre başka görünmesi, birbirine zıt iki hükmün ikisinin de doğru sayılması, görenin gördüğünün kendisi olması, perdenin kalkmayıp yalnız değişmesi. Okumada 224 madde bu biçime girdi. Hepsi bizim okuma özetimizden çıkan maddeler; Arapçasına bakmadık.
Fizikte "bakış görüleni belirler" cümlesi hemen ürkütücü bir yere kayabilir: "bilinç gerçeği yaratır" gibi. Biz oraya gitmek istemiyoruz. Bu sayfada daha yavaş yürüyeceğiz: fizikte gözlemin, daha doğrusu ölçüm düzeneğinin, ortaya çıkan şeyi gerçekten etkilediği yerlere bakacağız; sonra bunun Dost'un söylediğine ne kadar yaklaştığını, ne kadar yaklaşmadığını soracağız.
Dost ne diyor?
İlk söz, sütun hikâyesinden. Uleym el-Esved mermer bir sütuna vurunca sütun altına dönüşüyor, yanındaki salih kişi altın görüyor. Uleym ona şöyle diyor:
«Be adam! Hakikatler değişmez. Sen, Rabbin karşısındaki hakikatin nedeniyle onu böyle görüyorsun. Gerçekte durum böyle değildir.» (c2k21, s. 218)
Burada iki şey aynı anda söyleniyor: hakikat değişmiyor, ama görülen değişiyor. Görüntü, bakanın kendi hakikatine göre oluşuyor, "gerçekte durum böyle değil" deniyor ama gerçeğin ne olduğu da söylenmiyor. Şey aynı kalıyor, görünüş görene göre değişiyor, ve hangisinin "doğru" olduğu bir kenara bırakılıyor.
İkinci hikâye mescitte geçiyor. Deli, sütunlara bakıp onları Allah'ı zikreden adamlar olarak görüyor. Başkaları mermer sütun görüyor. Deli şöyle diyor:
«yoksa siz mi körsünüz de bu sütunları adamlar olarak görmüyorsunuz?» (c2k23, s. 264)
Aynı nesne biri için mermer, biri için zikreden insan. Hikâye "hangisi kör" sorusunu önce açık bırakıyor, sonra bir hükme bağlıyor. İki bakışın birbirine "sen göremiyorsun" demesi, ve gören ile görmeyenin yer değiştirebilmesi. Fizikte "ölçüm düzeneği başka olunca başka şey görünür" diyen yerlere yakın mı diye sorabiliriz; biz bu hikâyede onu açıkça göremedik.
Üçüncü söz, hüküm vermeyle ilgili:
«Bilmelisin ki, Allah hakkında hüküm vermek, kendinde tecelli ettiği surete göre gerçekleşir.» (c16k222, s. 218)
Bilen, bildiğine kendi içinde belirdiği biçimde hüküm veriyor. Yani hükmün şekli, tecellînin geldiği kaba göre. "Ne bilindiği" ile "nasıl bilindiği" ayrılamıyor. Bu söz, ölçümün sonucu düzeneğe bağlıdır diyen cümleye kulağa yakın geliyor; ama burada konuşulan şey Allah hakkında hüküm, bir laboratuvar değil.
Dördüncü söz, en ağır olanı; Dost bunu "Hak şöyle dedi" diyerek aktarıyor, biz sözün statüsüne (hadis mi, keşif mi) bakmadık:
«Beni görecek olan ancak benimle görebilir. Beni kendi gözüyle gören, sadece kendini görmüştür; çünkü ben onun sûretiyle kendisine tecellî ettim.» (c15k172)
Gören, kendi suretini görüyor; ama o suretle görünen Hak (söz "tecellî ettim" diyor). Bu cümle "herkes kendi bildiğini görür" demekten fazlasını söylüyor: görme, görenin kendisine ait olmayan bir kaynağa bağlanıyor. Burada Hakk'ın görenle görülen arasındaki yeri, bir gözlemcinin ya da aygıtın yeri gibi okunmamalı; Hak ile kul aynı kategoride değil.
Beşinci söz de aynı yönde:
«Öyleyse gören insan, her nerede görürse görsün, Haktan ancak kendisini görebilir» (c10k130, s. 266-267)
Aynı yerde şu da söyleniyor: «Çünkü birin mutlak birliğinde görülmesi mümkün değildir» (c10k130, s. 266-267). Yani görme bir karşılıklılık ister ve kul Haktan ancak kendi kapasitesinin gösterdiğini görebiliyor.
Altıncı söz, rüya benzetmesinden:
«rüyadaki süretler de, görenin halleridir, ondan başka değillerdir» (c8k117, s. 334)
Rüyada gördüğümüz şeyler bize dışarıdaki varlıklar gibi duruyor, oysa görenin hâlleri. Metin âlemin suretlerini bu rüya durumuna benzetiyor. Dikkat edilecek şey: dışarıda duran bir şeyin aslında görenin içinden olduğu söyleniyor; ama "âlem yok" denmiyor, "Hakk'ın dışındaki her şey perde" deniyor. Burada fizikle bağ kurmaya biz ihtiyatla yaklaşıyoruz.
Fizikte ne var?
Gerlach 1922 — Gümüş atomlarının manyetik alanda ikiye ayrılması
Atom manyetik bir alandan geçerken hangi yöne dönmüş olabilir? Eski fiziğe göre her yön mümkündü; atomlar ekranda bir leke gibi yayılmalıydı. Gerlach ve Stern, gümüş atomlarını düzgün olmayan bir manyetik alandan geçirdiler. Beklenen leke çıkmadı: ekranda iki ayrı iz belirdi, atomlar sanki yalnız iki yöne ayrılıyordu. Buna yön nicemlenmesi deniyor. Bunun asıl nedeni olan elektronun spini o sırada bilinmiyordu, birkaç yıl sonra anlaşıldı. Ölçüm yapılınca sürekli değil, ayrık sonuçlar çıkıyor. Deney sonucu kesin; ilk yorumu bugünkü açıklamadan farklıydı. Bizim için önemli olan: her eksende iki sonuç çıkıyor; düzeneğin ekseni, hangi özelliğin ölçüldüğünü belirliyor. [Gerlach 1922]
Englert 1996 — Yol bilgisi ile girişim arasındaki sınır
Çift yarıklı deneyde bir parçacık iki yoldan geçebilir ve ekranda açık-koyu çizgilerden oluşan girişim deseni belirir. Soru şu: hangi yoldan geçtiğini öğrenmeye çalışırsak desen ne olur? Englert bunu bir eşitsizlikle anlattı. Çizgilerin ne kadar belirgin olduğu ile "hangi yoldan geçti" bilgisinin ne kadar elde edilebildiği, birlikte en fazla belli bir sınıra çıkabiliyor. Desen ne kadar netse yol bilgisi o kadar az; yol bilgisi arttıkça desen siliniyor. Bu, eskiden sözle söylenen "dalga-parçacık ikiliği"ni ölçülebilir bir bağa dönüştürüyor. Dikkat çeken yan: türetme Heisenberg belirsizlik ilkesine dayanmıyor. Bu kuramsal bir sonuçtur; "bu neyin ifadesi" sorusu yorum meselesi olarak açık. [Englert 1996]
Kim 2000 — Gecikmeli seçimli silgi
İki yarıktan geçen ışık parçacığı girişim deseni oluşturur; hangi yarıktan geçtiğini bilmeye kalkarsak desen kaybolur. Soru şuydu: bu bilgi sonradan silinirse, hatta fotonun perdeye çarpmasından sonra silinirse ne olur? Ekip dolanık foton çiftleri kullandı. Biri perdede kaydediliyor, ikizi sonradan bir ayırıcıya ulaşıyor ve orada yol bilgisini ya ele veriyor ya siliyor. Kayıtlar sonra bir araya getirilince, yol bilgisi silinen ikizlere denk gelen fotonlar kendi içlerinde girişim deseni gösterdi, bilgisi ele verilenler göstermedi. Önemli nokta: bütün fotonlara birden bakınca desen yok; desen ancak ikizin sonucuna göre ayırınca ortaya çıkıyor. Bu yüzden deney geçmişi değiştirmez; öyle söylemek yaygın bir yanlış anlamadır. Deney sonucu kesin, "geçmişe etki" ise yorumdur. [Kim 2000]
Jacques 2007 — Wheeler'in gecikmiş seçimi, tek fotonlarla
Bir foton iki yoldan giren bir düzenekte hem dalga gibi (iki yoldan birlikte, girişim) hem parçacık gibi (hangi yoldan geçtiği belli) görünebilir. Hangisini göreceğimiz düzenek seçimine bağlıdır. Wheeler "seçim, foton düzeneğe girdikten sonra yapılırsa ne olur?" diye sormuştu. Jacques ve arkadaşları bunu tek fotonlarla uyguladılar. Açık ya da kapalı düzen seçimi rastgele sayı üreteciyle yapıldı ve fotonun girişinden ışık hızıyla haberleşilemeyecek kadar ayrık bir anda gerçekleşti. Sonuç kuramın öngörüsüne uydu: geç seçim bile sonucu belirliyordu. Durduran yan, fotonun "ne olduğuna" girişten önce karar vermemiş görünmesidir. Bunun anlamı yorumdan yoruma değişir ve kimse "geçmişi değiştirdik" demek zorunda değildir. [Jacques 2007]
Ma 2016 — Gecikmiş seçim deneylerinin derlemesi
Işık ya da bir parçacık iki yoldan birinden geçen bir aygıta girdiğinde, dalga gibi mi tanecik gibi mi davranacağı aygıtın sonunda ne ölçüldüğüne bağlıdır. Bu derleme yazısı, "geciktirilmiş seçim" fikrinin tarihini anlatıyor ve fikrin laboratuvarda gerçekleştirilen hâllerini topluyor; seçimi hızlı bir rastgele sayı üretecine yaptırmak gibi. Bulgu şu: sonuçlar kuramın öngördüğü gibi çıkıyor, girişimin görünüp görünmemesi son seçimle uyumlu. İnsanı durduran şey, bunun "geçmişi değiştiriyormuş" gibi okunabilmesidir. Yazı bu okumaya karşı çıkıyor: deney sonucu kesin, ama "geçmişi etkileme" bir yorumdur ve olağan kuramda buna gerek yoktur. [Ma 2016]
Joos ve Zeh 1985 — Çevreyle konuşan cisim klasikleşir
Kuantum kuramına göre en küçük şeyler iki hâli birden taşıyabiliyorsa, masadaki toz zerresi ya da bir kedi neden hiç öyle görünmüyor? Joos ile Zeh, bir cismin çevresiyle, yani ışıkla, havayla, sıcaklıkla kaçınılmaz olarak "konuştuğunu" hesapladı. Çevreden gelip cisme çarpan her foton ya da molekül, cismin nerede olduğuna dair iz taşıyıp götürür. Bu yüzden cismin "şurada ve burada birlikte" olma hâlleri arasındaki girişim çok kısa sürede görünmez olur. Buna dekoherans denir: iki olasılığın birlikte hesaba girdiği hâlin çevreye dağılıp kaybolması. Bu bir kuramsal hesaptır ve deneylerle sonradan desteklenmiştir. Ama tek bir sonucun neden gerçekleştiğini bu hesap kendi başına açıklamaz; o hâlâ yorumlar arasındaki tartışmadır. [Joos 1985]
Zurek 2003 — Çevre bir seçme yapar
Kuantum kuramı atomların dünyasını anlatır; oysa çevremizdeki masa ve kediler "ya şu ya bu" durumlarda görünür, ikisi birden değil. Bu geçiş nasıl olur? Zurek, bunun büyük ölçüde çevreyle etkileşimden geldiğini savunan çalışmaları derliyor. Çevre sistemi sürekli "gözetler"; bu yüzden olasılıkların birlikte hesaba girdiği hâllerin ince uyumu bozulur. Çevrenin bozmadığı birkaç kararlı hâl kalır ve bunlar klasik dünyada gördüğümüz durumlar gibi görünür. Zurek buna "einselection" (çevrenin yaptığı seçme) diyor. Asıl tartışma, bunun ölçümde tek bir sonucun neden çıktığını açıklayıp açıklamadığıdır. [Zurek 2003]
Schlosshauer 2005 — Dekoherans neyi çözer, neyi çözmez
Kuantum kuramına göre bir sistem, ölçülmeden önce birkaç olasılığın birlikte hesaba girdiği bir hâlde olabilir. Ama ölçünce hep tek bir sonuç görürüz; bu uyuşmazlığa ölçüm problemi denir. Schlosshauer'in makalesi, dekoherans denen olguyu ve onun bu probleme ne kadar yardım ettiğini anlatan bir değerlendirmedir. Küçük bir sistem çevresiyle kaçınılmaz olarak etkileşir ve girişim çok hızlı silinir. Bu bir deney ve hesap konusudur, iyi anlaşılmıştır. Makale ayrıca bunun "tek sonuç" sorusunu açıklayıp açıklamadığını sorar ve ana yorum yaklaşımlarını (Kopenhag, çok dünyalar, gizli değişkenler ve diğerleri) tek tek bu çerçevede inceler. Vardığı nokta: dekoherans sonuçların neden klasik göründüğünü açıklıyor, ama "neden yalnız biri" sorusunu kendi başına kapatmıyor; o kısım yoruma bağlı. [Schlosshauer 2005]
Rovelli 1996 — İlişkisel kuantum mekaniği (bir yorum önerisi)
Rovelli şunu soruyor: kuantum kuramı bir sistemin "kendi başına" hâlini mi anlatıyor, yoksa bir sistemin başka bir sistemle ilişkisini mi? Önerisi şu: bir şeyin özellikleri mutlak olarak değil, onu gözleyen ya da onunla etkileşen başka bir sisteme göre vardır. Aynı olay için iki farklı gözlemci, ikisi de kurala uygun olmakla birlikte, farklı şeyler söyleyebilir. Yazar, kuantum kuramının sıra dışı yanlarının bu "bakışa göre olma" fikrinden doğal çıktığını savunuyor. Bu bir deney değil, kuramın yorumuna dair bir öneridir ve diğer yorumlar kadar tartışmalıdır; deneyle birinden ötekine karar verilmiş değildir. Yaklaşımın çekici ve rahatsız edici yanı, "dünya şöyledir" cümlesinin yerine "şuna göre şöyledir" cümlesini koymasıdır. [Rovelli 1996]
Fuchs 2014 — QBism (bir yorum savunusu)
Kuantum mekaniğinde bir "dalga fonksiyonu" ya da kuantum durumu, doğrudan dünyanın bir hâli mi, yoksa onu kullanan kişinin bilgisinin ve beklentisinin bir ifadesi mi? QBism denen yorum ikincisini söyler: kuantum durumu, bir ajanın (gözlemcinin) olasılıklara dair kişisel inancıdır ve ölçüm de onun deneyim edinmesidir. Fuchs makalede bu yorumu tanıtır ve bir uygulama gösterir: "kuantum yerel olmama" denen, uzaktaki iki ölçüm arasındaki gizemli bağlantı fikrinin bu yorumda neden bir sorun olmadığını açıklar. Bu bir yorum savunusudur, deney sonucu değildir. Öteki yorumlar aynı matematikle aynı öngörüleri verir ve QBism'in iddiaları tartışmalıdır. Durduran taraf, "gerçeklik" ile "bilgi" arasındaki çizginin kuantum kuramında nereden geçtiği sorusunun ciddiye alınmasıdır. [Fuchs 2014]
Yan yana bakınca
Dost'un "aynı şey, görenin konumuna göre farklı görülür"ü ile fiziğin "düzenek, hangi özelliğin çıkacağını belirler"i: uzaktan selamlaşıyor. Ortak olan şu: iki tarafta da sonuç, nasıl baktığımızdan ayrı düşünülemiyor. Dost'ta sütun, bakanın hakikatine göre başka görünüyor (c2k21); fizikte spin hangi eksende ölçülürse o eksenin iki sonucundan biri çıkıyor [Gerlach 1922], yol bilgisi alınırsa girişim siliniyor [Englert 1996], seçim geç yapılsa bile sonuç düzeneğin seçimine uyuyor [Kim 2000; Jacques 2007; Ma 2016]. Ayrıldıkları yer büyük: fizikte "bakan" bir aygıttır, bilinçli bir insan olması gerekmez; ve geçmişin yeniden yazıldığı sonucu çıkmaz. Dost'ta bakan kul, ve görülen onun mertebesiyle ilişkili. Bir gören nereden fark edebilir? Dost'ta sütun için «Hakikatler değişmez» deniyor, yani bakış hakikati değiştirmiyor; fizikte ise ölçümün sonucu düzeneğe bağlı. Bu yüzden benzerliği bir kademe geri çekiyoruz. Açık soru: aygıtın seçimiyle kulun mertebesi arasındaki fark kapanabilir mi, yoksa bu iki "bakmak" kelimesi yalnız aynı harflere mi sahip?
Zıt hükümlerin birlikte doğru sayılması ile tamamlayıcılık: bu kapıya bu sayfada bakmadık. Dost'un "onlar O'dur" ve "onlar O değildir" diyen ikisini de doğru sayması (c16k211) Hem-hem biçiminin işi; fizik karşılığı olarak aranan tamamlayıcılık orada ele alındı. Burada tekrar etmiyoruz, Hem-hem sayfasına bırakıyoruz.
Gören, görülen ve görmenin sahibi ile ölçüm problemi: uzaktan selamlaşıyor. Ortak olan şu: ikisinde de "bakan ile bakılanı kesin ayırabiliyorum" varsayımı sarsılıyor. Fizikte ölçen aygıt da kuantum bir sistem olduğundan, zincirin nerede kesileceği belirsiz kalıyor. Dost'ta gören ile görülen ayrımı çözülüyor: «Hak her varlıkta görülen, her var olanda görendir.» (c17k224). Ayrıldıkları yer: Dost'ta bu sözün konuşulduğu yer Hakk'ın tecellîsi ve kulun nispeti; fizikte aygıt ve gözlemci, Hak ile aynı kategoriye konamaz. Zorlama riski yüksek. Bir gören nereden fark edebilir? Belki "kendini görme"nin fizikteki en yakın karşılığı olan ilişkisel yoruma [Rovelli 1996] ve QBism'e bakarak; ikisinde de durum mutlak değil, bir bakışa göre. Ama bunlar yorum önerisi, deney değil [Fuchs 2014]. Açık soru: Dost'taki "görme sahibi" fikri ile bu yorumların "bakış" fikri arasında bir bağ var mı, yoksa biz yalnız kelimelere mi kapılıyoruz?
Perde, gizlenme, zuhur ile dekoherans: uzaktan selamlaşıyor. Ortak olan şu: birinde perde görünmeyen bir şeyi örtüyor, ötekinde çevre girişimi örtüyor. Dekoherans, bir sistemin çevreyle etkileşince olasılıkların birlikte durma izinin hızla silinmesi [Joos 1985; Zurek 2003; Schlosshauer 2005]. Bu gözlemcinin bilinçli olmasını gerektirmez. Ayrıldıkları yer: dekoherans yalnız girişimi gizler; Dost'ta perde bir koruma ve tecellînin kendisi olabiliyor (perdenin kalkmayıp yalnızca değişmesi, c15k193). Bir gören nereden fark edebilir? Belki "örtü bir şeyi yok etmiyor, yalnız erişilmez kılıyor" biçiminde. Açık soru: Dost'un "örtü bir perdeden ötekine geçiş" demesiyle fizikte çevrenin verdiği bilgi izi arasında bir yakınlık var mı, yoksa perde burada başka türden bir şey mi?
Bilgi ve tanıma; Hakk'ın suretlere göre tanınması: bu kapıya bu sayfada bakmadık. Bu temalar Bilgi biçimine ait; orada işlendi.
Hayal ve rüya, fiil ve ibadetin nispeti, sınır ve zaman, yön ve yakınlık: bu kapıya bakmadık. Bunlar ya fizikte kategori olarak yok ya da başka bir biçimin konusu. Bu da bir sonuç: Bakış'taki 224 maddenin çoğu fizikle eşleşmedi, yalnız bir kısmı bir soru doğurdu.
Elimizde kalan sorular
- Dost'un "bakış görüleni belirler"i ile fiziğin "düzenek hangi özelliğin görüneceğini belirler"i arasındaki fark (bakan: kul; düzenek: aygıt) kapanabilir mi, yoksa iki ayrı şey mi söyleniyor?
- Fizikte "gözlemci" bilinçli olmak zorunda değilken, Dost'ta görenin mertebesi neden bu kadar önemli? Bu, iki tarafın aynı kelimeyi başka yerde kullandığının işareti mi?
- 224 maddeden yalnız bir temanın fizikle yan yana konabilmesi, Bakış'ın Dost'taki ağırlığının fizikteki ağırlığıyla orantılı olmadığını mı gösteriyor?
- İlişkisel yorum ve QBism "şuna göre şöyledir" derken, Dost'un "Hakk'ı gören kendini görür" cümlesi bu yorumlardan hangisine, ya da hiçbirine, yaklaşır?
- Dekoheransın "yalnız bazı hâller sağ kalır" resmi ile Dost'un "perde değişir, kalkmaz" resmi arasında biçim bakımından bir benzerlik var mı, yoksa yalnız imgeler mi benzer?
Neyi yapmadık?
Dost'un sözlerini Arapça aslıyla karşılaştırmadık; okuduğumuz şey sitenin Türkçe kısım özeti. Fizik kaynaklarını da uzman gibi baştan sona okumadık; özetleri kendi sözlerimizle yazdık.
Birini ötekinin karşılığı ilan etmiyoruz; birinin ötekini onayladığını da söylemiyoruz. Burada yaptığımız, iki tarafın anlaşılmaz bulunan yerlerini yan yana koyup "acaba?" demek. Dost'u anlamıyoruz; anlamaya çalışmaktan da vazgeçmiyoruz.