Bu sayfa bir paragrafta
Dost'ta küçük olan, kendinden büyük olanı alıyor: kalp, yer ile göğün alamadığını sığdırıyor; ortadaki nokta, kendisini çevreleyen çevreyi kuşatıyor. Biz de fizikte buna benzer bir şey var mı diye baktık. Bu sayfada "yakın duruyor" diyebildiğimiz bir satır çıkmadı; en yakın duran, mekânın ve uzaklığın beklediğimiz işi görmemesiyle uzaktaki parçacıkların bağı, ve onu "uzaktan selamlaşıyor" diye bıraktık. En uzakta kalan, kalbe sığma ile holografik fikir; ortak bir görünüş var, ama biri bilgi miktarı, öbürü Hakk'ın tecellîsi olduğu için o eşleşmeyi "cazip ama bunu yapmadık" diye ayırdık. Deneyle sınanmış bir karşılık bulamadık, boş çıkmak da bir sonuçtur. Açık kalan şu: Dost'ta "sığmak" boyut meselesi değilse neyin meselesi, ve kuşatan ile kuşatılanın yer değiştirmesi fizikte bir yere oturuyor mu? Bunları Arapça aslıyla karşılaştırmadık; okuduğumuz sitenin Türkçe kısım özetleriydi.
Bu biçim ne?
Gündelik aklımız kapları böyle bilir: büyük olan küçüğü alır, küçük olan büyüğü alamaz. Bir oda içindeki eşyadan büyüktür, bir bardak içindeki sudan. Dost'un anlatımında ise sık sık bunun tersi gelir. Kapsayan, kapsananın içine sığar. Yer ile gök alamadığını bir kalp alır.
Bunu bir kez söylenmiş güzel bir söz olarak okuyabilirdik. Ama aynı biçim Fütûhât'ın pek çok yerinde, çok farklı konularda dönüp geliyor: kalp ve Hakk, nokta ve çevre, hayal ve iki âlem, "yukarı" ile "aşağı"nın yer değiştirmesi. Okuduğumuz 132 zor madde bu biçimi taşıyordu. Biz de bu biçimin fizikte karşılığı var mı diye baktık.
Baştan söyleyelim: bu sayfada en az şey bulduğumuz biçim bu (Sığma, sığma). Fizikte "içeren, içerilene sığar" diye deneyle sınanmış bir olgu bilmiyoruz. Bulduğumuz tek şey kuramsal bir fikir; onu da burada neden yan yana koymadığımızı açıkça yazacağız. Boş çıkmak da bir sonuçtur.
Dost ne diyor?
«Beni yerim ve göğüm sığdıramadı, mümin kulumun kalbi sığdırdı.» (c14k165)
Bu bir kutsî hadis. Dost onu şöyle açıyor: Allah'ın rahmeti bile geniş olduğu hâlde O'nu sığdıramamış. Ama Allah, kulunun kalbinin O'nu sığdırmasını imkânsız saymamış. Yani ölçü genişlik değil.
Dikkat edilecek şey: "büyük" ve "küçük" burada boyut anlamında kullanılmıyor, ama cümle yine de bir yerin ötekini alması diye kurulmuş. Kalp, yer ile göğün aşamadığı bir şeyi alıyor.
«Bu tecellide büyüğün girmesi için küçüğün genişlemesini gördüm. Bu esnada büyük büyüklüğünü, küçük küçüklüğünü yitirmemişti. Bu durum devenin iğne deliğinden geçmesine benzer ve bu girme -hayali değil- duyusaldır» (c10k129, s. 176)
Dost bir tecellî anını anlatıyor. Büyük olan küçüğün içine giriyor; küçük genişliyor, ama ikisi de kendi hâlini bırakmıyor. Anlatan bunun hayal olmadığını, duyusal olduğunu da söylüyor.
Dikkat edilecek şey: küçük büyümüyor ve büyük küçülmüyor. Yani "sığmak" için ölçülerin değişmesi gerekmiyor. Bu, gündelik sığmaya hiç benzemeyen yer.
«Bize göre bast, bir haldir. Onun sahibinin özelliği, her şeyi sığdırırken kendisini bir şeyin sığdırmamasıdır» (c9k124, s. 280)
Bast, gönlün açılıp genişlemesi demek. Dost bu hâlin sahibini şöyle tarif ediyor: her şeyi alıyor, kendisini ise hiçbir şey almıyor.
Dikkat edilecek şey: "her şeyi alan ama hiçbir şeyin alamadığı" bir tek varlık, iki yönün aynı anda söylenmesi. Bu yüzden bu söz hem sığma hem de iki zıt şeyin birlikte doğru olması biçimine giriyor.
«Küçüklüğüne rağmen merkezdeki nokta, kendisini çevreleyen bütün parçalara zatıyla bakar … kuşatan çevre, kuşatılan ise nokta olduğu gibi, bunun tersi de doğrudur. Düşününüz!» (c1k14)
Bir dairenin ortasındaki nokta, çevresindeki her parçaya bütünüyle bakıyor. Çevre noktayı kuşatıyor, ama aynı anda nokta da çevreyi kuşatıyor. Dost okuyucuya "düşününüz" diyor.
Dikkat edilecek şey: kuşatan ile kuşatılan rol değiştiriyor. Biri öbürünün içinde, sonra öbürü ötekinin içinde. İki yön de doğru söyleniyor.
«Hayal hazreti, hazret ve mertebelerin en genişidir. Çünkü hayal âlemi, iki âlemi bir araya getirir: gayb ve şehadet âlemi» (c11k135, s. 53-54)
Dost hayal mertebesini, gaybı ve görünen âlemi birlikte taşıyan en geniş yer olarak anlatıyor. Aynı kısımda gayb âleminin şehadeti içeremeyeceğini de söylüyor, çünkü orada boşluk yok. Hayal ise iki tarafı alıyor.
Dikkat edilecek şey: iki büyük âlemi birden alan şey, onlardan biri değil, ikisinin arasındaki bir mertebe. Kapsayan kimdir, bu cümlede hemen belli olmuyor.
«İşin doğrusu ise Hakkın suretlerin kendisi olmasıdır. Çünkü bir mekân Allah'ı sığdıramayacağı gibi bir suret de kendisini gizlemez.» (c13k150, s. 195)
Dost burada mekânın Allah'ı sığdıramadığını söylüyor. Yer tutmayan, o hâlde bir yönde de aranamaz. Başka kısımlarda "indiyet" ya da "kat" denen şeyin bir yer değil, bir ilişki olduğunu da yazıyor.
Dikkat edilecek şey: Dost'ta "nerede" sorusu birçok yerde işlemiyor. Yön, mesafe ve kat gibi sözler yer tarif etmiyor. Sığma meselesi bu yüzden uzayda bir kutu meselesi gibi okunmamalı.
Fizikte ne var?
Burada neredeyse yalnızca iki alan çıktı. Birincisi, "bir bölgeye ne kadar bilgi sığar?" sorusu ve ona verilen holografik cevap. İkincisi, birbirinden uzak iki parçacık arasındaki bağ. İkisini ayrı ayrı anlatıyoruz.
't Hooft 1993 — Kuantum kütleçekiminde bir boyut eksiltmek
Bir odaya ne kadar bilgi saklanabilir? Kara delikler üzerine yapılan hesaplar, bir bölgede saklanabilecek bilginin hacminden çok sınır yüzeyinin alanıyla orantılı çıktığını düşündürüyor. 't Hooft bundan şunu öneriyor: üç boyutlu bir içerik, bir boyutu eksik bir yüzeydeki bilgiyle eksiksiz anlatılabilir. Bu, sonradan holografik ilke adıyla anılacak fikrin başlangıcı. Kesin olan kara delik entropisi hesaplarıdır; öneri ise bir beklenti ve yorumdur. Deneyle sınanmış değil. ['t Hooft 1993]
Susskind 1995 — Dünya bir hologram olarak
Susskind aynı fikri derliyor ve ilk, gayriresmî bir tablo çiziyor. Soru şu: kuantum kuramıyla kütleçekimini birlikte düşünürsek bir bölgede ne kadar bilgi saklanır? Cevap olarak üç boyutlu dünya, bir yüzeye yazılmış bilgiyle tam olarak betimlenebilir deniyor; yüzeyin her küçük parçası yalnızca bir tane ayrık serbestlik derecesi taşıyor. Yazar sicim kuramının bunun için olası bir aday olduğunu da tartışıyor. Bu bir kuram makalesi, deney yok. İnsanı durduran taraf, "hacim" dediğimiz şeyin bilgisinin yüzeyinkini aşamayacağı düşüncesi. Bunun gerçek evrende nasıl geçerli olduğu açık. [Susskind 1995]
Bousso 2002 — Holografik ilke
Bu bir derleme makalesi. Bousso, bir uzay bölgesinin taşıyabileceği bilginin hacme değil, onu saran yüzeyin alanına bağlı olduğunu anlatıyor. Makaleye göre sınır, metrekare başına yaklaşık 1,4 çarpı 10 üzeri 69 bit. Yazar bu sınırın nasıl bulunduğunu, kara deliklerin buradaki rolünü ve sınırın hangi bölgelere uygulanabileceğini işliyor; birçok örnekte sınandığını da söylüyor. Ama yazarın kendisi, geometri ile bilgi arasındaki bu ilişkinin nedeninin henüz açıklanmadığını belirtiyor. Holografik ilke bu nedeni birleşik bir kuramın serbestlik derecelerinde arıyor; bu bir öneri, ölçüm değil. [Bousso 2002]
Maldacena 1997 — Yüzeydeki kuram, derindeki kütleçekimi
Fizikte iki büyük çerçeve var: parçacıkların kuantum fiziği ve Einstein'ın kütleçekimi. İkisini birleştirmek çözülmemiş bir soru. Maldacena, belirli bir tür kuantum alan kuramının (çok bileşenli, yüksek simetrili) bir boyut fazla, eğri bir uzay-zamandaki kütleçekimli sicim kuramıyla aynı bilgiyi taşıyabileceğini öneriyor. Yani yüzeyde kütleçekimsiz bir anlatım, derinde kütleçekimli bir anlatıma denk olabilir. Makale bunu bir varsayım olarak koyuyor ve sicim kuramından gerekçeler getiriyor. Pek çok matematiksel sınamadan geçti, çok kullanılıyor; ama bizim evrenimiz için doğru olup olmadığı ayrı bir soru. [Maldacena 1997]
Bell 1964 — Yerel gizli düzen mümkün mü?
Einstein, Podolsky ve Rosen 1935'te sormuştu: kuantum kuramı eksik mi, ölçümden önce de belirli olan bir şey var mı? Bell bu soruyu sınanabilir yaptı. Birbirine bağlı iki parçacığı uzak yerlerde ölçtüğümüzü düşünelim. Sonuçları önceden belirleyen ve uzaktan etkilenmeyen "yerel" bir gizli düzen varsa, iki ölçüm arasındaki ilişki belli bir sınırı aşamaz. Bell bu sınırı bir eşitsizlikle yazdı. Kuantum kuramının öngörüsü bazı ayarlarda bu sınırı aşıyor, sonradan yapılan deneyler de kuantum öngörüsünü tutturdu. Neyin bırakılması gerektiği ise hâlâ tartışmalı: yerellik mi, önceden belirlilik mi. [Bell 1964]
Yan yana bakınca
Kalbe sığma, büyüğün küçüğe girmesi ve holografik fikir. Bu çifti "cazip ama bunu yapmadık" diye ayırdık.
Ortak olan: iki yerde de bir bölge, beklediğimizden fazlasını taşıyor görünüyor. Dost'ta kalp yer ile göğün alamadığını alıyor. Holografik fikirde hacim değil yüzey belirleyici oluyor ['t Hooft 1993; Susskind 1995; Bousso 2002; Maldacena 1997].
Ayrıldıkları yer: holografide yüzeyin bilgisi, içerideki üç boyutlu bilgiyi eksiksiz anlatmaya yetiyor; Dost'ta ise kalp mekân olarak kıyaslanmıyor, ilişki ölçüsüyle konuşuluyor. Holografik ilke bir kuramsal öneri, deneyle sınanmamış. Bir de "sığmak" iki tarafta aynı fiil değil: biri bilgi miktarı, öbürü Hakk'ın tecellîsi. Sadece sözcüğün benzemesi bizi bu eşleşmeyi kurmaya yetirmedi.
Bir gören nereden fark edebilir: eğer biri "sınır, içeriği tam olarak anlatır" cümlesinin Dost'taki "çevre noktayı, nokta çevreyi kuşatır" cümlesiyle bir akrabalığı olduğunu görürse, bunu burada ayrı bir yazıyla ele almaya değer. Biz görmedik.
Açık soru: yüzey-içerik ilişkisi ile kuşatan-kuşatılan yer değiştirmesi arasında, sözcük benzerliğinin ötesinde bir biçim akrabalığı var mı?
Mekânın, yönün ve "kat"ın işlememesi ile uzakta kalan parçacıkların bağı. Bunu "uzaktan selamlaşıyor" diye bıraktık.
Ortak olan: iki yerde de uzaklık beklediğimiz işi görmüyor. Dost'ta mekân Allah'ı sığdırmıyor, "indiyet" bir yer değil bir nispet. Fizikte iki parçacık ne kadar uzakta olursa olsun, ölçüm sonuçları uyumlu çıkabiliyor; ilkesel olarak bu uyumu mesafe azaltmıyor [Bell 1964; SEP: Quantum Entanglement and Information]. Pratikte ise uzak mesafede dolanıklığı korumak zor ve deneyler bu yüzden çok özenle kurulur; bu zorluğu anlatan bir kaynağı bu sayfada kullanmadık.
Ayrıldıkları yer: fizikte uzay iyi tanımlı, ölçüm uzayda yapılıyor, korelasyon da o uzayda ölçülüyor. Ayrıca bu bağ üzerinden uzağa haber göndermek mümkün değil. Dost'ta ise mekân kavramının kendisi işlemiyor. Biri "uzaklık fark etmiyor", öbürü "uzaklık diye bir ölçü yok" diyor.
Bir gören "uzak ve yakın aynı şey olmuyor" cümlesinin iki tarafta nasıl kurulduğuna bakabilir; biz daha ötesini göremedik.
Açık soru: fizikte uzaklığın korelasyonu azaltmaması ile Dost'ta mekânın hiç işlememesi, aynı akıl-dışılık biçimine mi giriyor, yoksa sadece iki ayrı şaşırtıcı olgu mu?
İnsan ve âlem, parça ve bütün. Bu madde grubunu "bu kapıya bakmadık" diye değil, ayrı bir yere bırakarak gösterelim: Bütünlük biçiminin sayfasında ele alındı. Orada bakılan şey bir parçanın bütünden ayrı tanımlanamaması.
Var ve yok, bilgi, nefes; zıtların birliği. Bunlar Hem-hem biçimine daha yakın düştü ve orada ele alındı.
Sonsuz, sonlu, ölçü ve denklik; hayal ve bedenleşme, hayal ve berzah. Bu kapıya bakmadık. Hilbert uzayının (kuantum durumların yaşadığı soyut matematiksel uzay) boyutu mekânsal bir genişlik değildir; "sığma" burada başka bir şey olurdu. Hayalin ve berzahın iki âlemi birden alması ise berzah ve hayal üzerine ayrı bir çalışmada işlendi; orada da deney ya da kuram düzeyinde bir karşılık bulamadık.
Elimizde kalan sorular
- Fizikte "küçük kap büyük içeriği alır" biçimi, deneyle sınanmış hiçbir yerde karşımıza çıkmadı; yalnız kuramsal holografide var. Bu boşluğun kendisi bir bulgu mu?
- Dost'ta çok kalabalık olan bu biçimin (132 madde) fizikte bu kadar az karşılık bulması, iki tarafın bu yönde gerçekten ayrıldığını mı gösteriyor, yoksa biz mi doğru yere bakmıyoruz?
- Dost'ta "sığmak" boyut meselesi değilse neyin meselesi? Bunu metnin kendisinden daha iyi okumak için kime sormalıyız?
- Çevre ile nokta arasında yer değiştiren kuşatma, fizikteki hangi ilişkiyle karşılaştırılabilir? Yoksa böyle bir ilişki yok mu?
Neyi yapmadık?
Dost'un sözlerini Arapça aslıyla karşılaştırmadık. Okuduğumuz şey sitenin Türkçe kısım özetleriydi; alıntılar o metinlerden harfiyen alındı, ama Arapça ve çeviri aslına karşı sınanmadı. Bu yüzden "sığmak" gibi bir fiilin Arapçada ne kadar yer tuttuğunu bilmiyoruz.
Bu sayfa bir okuma özeti değil, bizim okuma çerçevemiz; her satırı bir soru olarak bırakıyoruz. Dost'u anlamıyoruz, ama anlamaya çalışmaktan vazgeçmiyoruz.