Akıl — Aklın sınırı: imkânsız sayılan gerçektir

Bu sayfadaBu sayfa bir paragrafta · Bu biçim ne? · Dost ne diyor? …
  1. Bu sayfa bir paragrafta
  2. Bu biçim ne?
  3. Dost ne diyor?
  4. Fizikte ne var?
  5. Bell 1964 — Yerel gizli düzen sınırı
  6. Aspect 1982 — Ölçüm yönünü uçuşta değiştiren deney
  7. Hensen 2015 — Boşluksuz Bell testi, 1,3 kilometre arayla
  8. Giustina 2015 — Dolanık fotonlarla boşluksuz test
  9. Nobel Komitesi 2022 — Dolanık foton deneyleri ödülü
  10. Kochen-Specker teoremi — Ölçüm var olanı yalnız okur mu?
  11. Kirchmair 2009 — Bağlamsallığın iyonlarla sınanması
  12. Englert 1996 — Girişim netliği ile yol bilgisi arasındaki sınır
  13. Aharonov 1988 — Spin için 100 çıkabilir mi?
  14. Schlosshauer 2005 — Ölçüm sorunu ve dekoherans
  15. Stanford Felsefe Ansiklopedisi — Kopenhag yorumu
  16. Yan yana bakınca
  17. 1. "İmkânsız sayılan" gerçek çıkıyor: uzaktan selamlaşıyor
  18. 2. İki zıt, ikisi de gerekli: uzaktan selamlaşıyor
  19. 3. Tenzih ve teşbih, ikisi de eksik: bu kapıya bakmadık
  20. 4. Küçük büyüğü alır: cazip ama bunu yapmadık
  21. 5. Birliği söylemek birliği bozar: bu kapıya bakmadık
  22. 6. "Ne var ne yok": cazip ama bunu yapmadık
  23. 7. "Niçin" düşer, sebep sebebin kendisidir: bu kapıya bakmadık
  24. 8. Acizlik bir idraktir, hayret hüküm sahibidir: uzaktan selamlaşıyor
  25. Elimizde kalan sorular
  26. Neyi yapmadık?

Bu sayfa bir paragrafta

Bu sayfada bir cümlenin içeriğine değil, akla sığmama hâlinin kendisine bakıyoruz: akıl "olamaz" diyor, sonra ya bir metinde ya bir laboratuvarda o şeyin olduğu görülüyor. En yakın duran satır, "imkânsız sayılan gerçek çıkıyor" başlığı altındaki ilk satır; ona bile yalnızca "uzaktan selamlaşıyor" diyoruz, çünkü "önce yasak, sonra olgu" sırası bilimde pek çok yerde var ve Dost'u ayırt etmiyor. Zıtların ikisinin de gerekli olduğu ikinci satır da uzaktan selamlaşıyor, ama en büyük ayrılık orada: fizikte iki resim ayrı düzenekte ortaya çıkıyor, Dost ise zıtları tek şeyde tutuyor. Tenzih ile teşbih ve birliği söylemenin birliği bozması için fizikte karşılık aramadık; küçük büyüğü alır ve "ne var ne yok" için ise cazip bir eşleştirme vardı, bilerek yapmadık. Açık kalan şey, aynı sınırı mı gösterdikleri yoksa yalnız sözlü bir benzerlik mi olduğu; ayrıca bu biçim tek başına zayıf kaldığı için asıl değeri öteki biçimleri bir arada tutan çatı olmasında mı, onu da soruyoruz.

Bu biçim ne?

Bu sayfada bir cümlenin içeriğine değil, akla sığmama hâlinin kendisine bakıyoruz. Akıl bir şeye "olamaz" der. Sonra, ya bir metinde ya bir laboratuvarda, o şeyin olduğu görülür. Akıl susmaz ama sınırını da fark eder.

Bu, bizim yan yana koyduğumuz biçimlerin en genel olanı. Öteki biçimlerin çoğu bunun içinde bir yerde duruyor: zıtların bir arada olması, bilginin örtmesi, sığmanın tersine dönmesi. Bu yüzden burada en dikkatli olmamız gereken yer de burası. Çünkü akla sığmaz görünen her şey bir başka şeye benzetilebilir; üstelik akla sığmama hâli başka geleneklerde de var, yani bu biçim tek başına Dost'u ayırt etmez. Biz yalnız şuna bakıyoruz: iki taraf da akla sığmadığını söylerken aynı biçimde mi söylüyor?

Bir anlatım yardımı: Kuzeyi gösteren pusulaya bakıp "yön tek" sanan biri, kutba varınca iğnenin her yöne dönmeye başladığını görür. Pusula bozulmamıştır. Yalnız "yön" kelimesinin taşıdığı varsayım orada yetmemiştir. Akla sığmama bazen böyle bir yerdir.

Dost ne diyor?

Aşağıdaki alıntılar sitenin Türkçe kısım özetlerinden, sayfa numaralarıyla birlikte alındı. Arapça asla karşılaştırılmadı.

«İki zıddı birleştirmesi özelliğiyle.» (c10k130, s. 247-248)

Ebû Saîd el-Harrâz'a "Allah'ı neyle bildin?" diye sorulmuş, o da böyle cevap vermiş. Yani Allah'ı bilmenin yolu, zıtları bir arada tutabilmekten geçiyor. Cevap bir bilgi söylemiyor, bir bilme biçimi söylüyor. Bilmek, zıtlardan birini seçmekle değil, ikisini birden taşımakla oluyor.

«iki zıddı bir araya getirmeyi öğrenir. Bu, bir zıddın kendi zıddında bulunmasıdır.» (c10k127, s. 100-101)

Burada zıtların yan yana durması değil, birinin ötekinin içinde bulunması anlatılıyor. Metin bunu "en güçlü bilgi" sayıyor. İki şey aynı yerde ve aynı anda, ama birbirinin yerine geçmeden durur. Fizikte benzer bir şey var mı diye sorarken, "aynı anda, aynı yerde" kısmına bakmak gerekiyor.

«Aklın imkânsız saydığı durum kendinde ve gerçekte de imkânsız olsaydı, o şey berzah mertebesinde varlıkla nitelenmezdi; hâlbuki berzahta duyu tarafından idrak edilmiştir.» (c15k190)

Metin şunu söylüyor: Akıl bir şeye "imkânsız" dediyse bile, bu şey berzahta duyuyla algılanabiliyorsa, imkânsız olması gerekmez. Sınır aklın kendi sınırıdır, şeyin sınırı olarak sunulmuyor. Burada "imkânsız sayılan sonradan gerçek çıkar" biçimi var; fizikte buna benzeyen yerler olduğu için bu sayfanın ilk eşleşmesi buradan çıkıyor, ama bu biçim bilimde sık görülür.

«Tenzih münezzehin sınırlanması demekken teşbih ise teşbih edilen varlığın ikilenmesi demektir.» (c17k224, s. 223)

Allah'ı her şeyden uzak tutmak (tenzih) onu bir yere hapsetmek gibi olur; ona bir benzerlik vermek (teşbih) ise onu ikiye bölmek gibi. İkisi de eksik kalıyor. İki kolay yoldan hiçbiri güvenli değil. Hangisini seçsek bir şeyi sınırlıyoruz.

«Akıllar mutlaklığı Hakka izafe eder. Bilmezler ki, mutlaklık da bir sınırlamadır.» (c12k145, s. 155)

"Sınırsız" dediğimiz an, "sınırlı olmayan" diye bir sınır çizmiş oluyoruz. Akıl en büyük kelimeyi bile söylese, o kelime kendi gölgesini düşürüyor. Bu cümle ancak dikkatle okununca anlaşılan türden.

«Allah'ı bilmek O'nu bilmemenin ta kendisi / Allah'ı bilmemek bilginin ta kendisi, düşünün» (c10k126, s. 85)

Burada bilmek ile bilmemek birbirinin ta kendisi sayılıyor. Metin bunu bir bilmece gibi söylemiyor, bir bilgi türü olarak söylüyor. "Bilmediğini bilmek" bile burada bir idrak sayılıyor.

Fizikte ne var?

Burada sıraladığımız kaynaklar, akla sığmayan bir sonucun nasıl bulunduğunu gösteriyor. Her birinde önce deneyi, sonra kuramı, sonra yorumu ayırmaya çalıştık.

Bell 1964 — Yerel gizli düzen sınırı

Einstein, Podolsky ve Rosen 1935'te şunu sormuştu: Kuantum kuramı eksik olabilir mi? Yani ölçümden önce de bir şeyler belirliydi de kuram bunu söylemiyor mu? John Bell bu soruyu sınanabilir hâle getirdi. Birbirine bağlı iki parçacığı uzak yerlerde ölçtüğümüzü düşünün. Her parçacığın sonucunu önceden belirleyen, uzaktan etkilenmeyen "yerel" bir gizli düzen varsa, iki sonucun ilişkisi belli bir sınırı aşamaz. Bell bu sınırı bir eşitsizlikle yazdı. Kuantum kuramının öngörüleri bazı ayarlarda bu sınırı aşıyor. Bu kuramsal bir sonuçtur, deney değil; deneyler sonradan yapıldı. Sonucun neyi bıraktığı, yani yerelliği mi önceden belirliliği mi, hâlâ tartışılıyor. [Bell 1964]

Aspect 1982 — Ölçüm yönünü uçuşta değiştiren deney

Aspect ve arkadaşları iki foton çiftinin kutuplanışlarını ölçtü. Ölçüm yönünü, fotonlar yoldayken çok hızlı değiştirdiler; amaç, iki ölçüm arasında ışık hızıyla haberleşme olasılığını kapatmaktı. Sonuç kuantum kuramının öngörüsüyle uyuştu ve Bell eşitsizliğini yaklaşık beş standart sapmayla aştı. Bu bir deney bulgusudur. Durduran şey şu: ayrı ölçülen iki şeyin ilişkisi, yerel bir "gizli plan"la açıklanamıyor. Bunun yerel olmayan bir etkiye mi yoksa gerçekliğin başka bir tarifine mi işaret ettiği yorum konusudur ve tartışmalıdır. [Aspect 1982]

Hensen 2015 — Boşluksuz Bell testi, 1,3 kilometre arayla

Önceki Bell deneylerinin hepsinde, sonucu sıradan bir açıklamayla kurtarmaya yarayan açıklar vardı. Delft'te bir ekip, elmas içindeki iki kusurun elektron spinlerini 1,3 kilometre arayla birbirine dolaştırıp ölçtü. Burada iki büyük açık aynı anda kapatıldı. Sonuç yine Bell sınırının aşılması oldu: sıradan, yerel bir hesapla verilemeyecek bağıntılar. Bu bir deney sonucudur; yazarlar iki büyük açığı birlikte kapattıklarını belirtiyor. Yorumu ise açık tartışmadır. Deney yalnızca "yerel gizli değişkenler olmaz" diyor; haberleşme olduğunu söylemiyor. [Hensen 2015]

Giustina 2015 — Dolanık fotonlarla boşluksuz test

Soru: iki parçacık o kadar özel bağlanabilir mi ki, biri ölçülünce öbürünün sonucu, aralarında hiçbir işaret gitmemesine rağmen, "önceden belirlenmiş" bir şeyle açıklanamasın? Ekip dolanık foton çiftleri üretti, iki uzak istasyonda ölçüm ayarlarını hızla ve rastgele seçti, çok duyarlı dedektörlerle saydı. Eski deneylerde bazı fotonlar hiç yakalanmıyordu; burada bu en önemli kaçak delikler aynı anda kapatıldı. Eşitsizlik, tesadüfle açıklanması son derece zor bir farkla aşıldı. Bu bir deney bulgusudur. Gösterdiği, yerel ve önceden belirlenmiş özellikler resminin çökmesidir; yerine neyin konacağı tartışmalıdır. [Giustina 2015]

Nobel Komitesi 2022 — Dolanık foton deneyleri ödülü

2022 Nobel Fizik Ödülü Aspect, Clauser ve Zeilinger'e verildi. Üçü de dolanık fotonlarla deney yaptı. Dolanıklık, iki parçacığın ayrı yerlerde olsalar bile sonuçlarının tek tek ele alınınca açıklanamayan biçimde bağlantılı çıkmasıdır. Bu deneyler Bell eşitsizliğinin ihlal edildiğini gösterdi: doğa, "her parçacığın ölçümden önce belirli, yerel özellikleri vardır" gibi basit resimlerle uyuşmuyor. Ödül metni, bu çalışmaların kuantum bilgisine yol açtığını da belirtiyor. Deneylerin sonuçları kesindir; "gerçeklik hakkında ne söylediği" farklı yorumlarda farklı okunur. [SEP: The Nobel Prize in Physics 2022 (press release)]

Kochen-Specker teoremi — Ölçüm var olanı yalnız okur mu?

Gizli değişken fikri şudur: Ölçüm yapılmadan önce de her ölçülebilir niceliğin belirli bir değeri vardır, ölçüm yalnızca onu ortaya çıkarır. Kochen-Specker teoremi, üç ya da daha fazla boyutlu sistemlerde bütün niceliklere aynı anda ve ölçüm biçiminden bağımsız olarak değer vermeye çalışırsanız, kuantum kuramının kurallarıyla çelişkiye düştüğünüzü gösterir. Bu matematiksel bir sonuçtur, deney değildir; ama bazı yönleri sonradan deneylerle de sınanmıştır. Teorem "bağlam" kavramını öne çıkarır: bir niceliğin değeri, onunla birlikte hangi öbür ölçümlerin yapıldığına bağlı olabilir. Durduran şey, "ölçüm yalnız var olanı okur" sezgisinin bu biçimiyle korunamamasıdır. [SEP: The Kochen-Specker Theorem]

Kirchmair 2009 — Bağlamsallığın iyonlarla sınanması

Klasik düşüncede bir nesnenin özellikleri, ölçsek de ölçmesek de belirlidir ve hangi başka ölçümle birlikte ölçüldüğümüze bağlı değildir. Kirchmair ve arkadaşları tuzağa hapsedilmiş iyonlar üzerinde bu beklentiyi sınayan bir eşitsizliği ölçtü. Önemli olan, bunun "durumdan bağımsız" olması: eşitsizlik, sistem hangi hâlde hazırlanırsa hazırlansın ihlal ediliyor. Sonuç, önceden belirli ve bağlamdan bağımsız değerler varsayan resmin deneyle uyuşmadığını gösterdi. Bu bir deney bulgusudur. Bell testindeki gibi uzak parçacıklar değil, tek bir sistemin birden çok ölçümü kullanılıyor. Neyin yerine konacağı yorum işidir; bunun ontolojik mi yoksa bilgiyle ilgili mi olduğu tartışmalıdır. [Kirchmair 2009]

Englert 1996 — Girişim netliği ile yol bilgisi arasındaki sınır

Çift yarıklı deneyde ışık ya da bir parçacık iki yoldan geçebilir ve ekranda açık-koyu çizgilerden oluşan bir girişim deseni belirir. Soru şu: parçacığın hangi yoldan geçtiğini öğrenmeye çalışırsak desen ne olur? Englert bunu bir eşitsizlikle anlattı. Desen ne kadar netse yol bilgisi o kadar az; yol bilgisi arttıkça desen siliniyor. Eskiden sözle söylenen "dalga-parçacık ikiliği" böylece bir ölçüye bağlanıyor. Türetme Heisenberg belirsizlik ilkesine dayanmıyor, yani bu sınır o ilkenin yeniden söylenişi değil. Bu kuramsal bir sonuçtur; "bu neyin ifadesi" sorusu yorum meselesi olarak açık. [Englert 1996]

Aharonov 1988 — Spin için 100 çıkabilir mi?

Bir parçacığın dönüşünü (spin) ölçtüğümüzde sonuç "artı yarım" ya da "eksi yarım" olur. Peki ölçümü çok hafif yapıp, yalnız başta ve sonda belli durumlara sahip parçacıkları seçersek ne çıkar? Yazarlar böyle bir düzenekte ortalama sonucun sıra dışı bir değer verebildiğini gösterdi ve buna "zayıf değer" dediler. Makalenin başlığındaki örnek, yarım dönüşlü bir parçacığın dönüşü için 100 gibi görünen bir değer çıkabileceğini söylüyor. Bu, olağan bir ölçüm sonucu gibi okunmaz; seçilmiş bir topluluğun hafif ölçümle verdiği bir tür ortalamadır. Bu kuramsal bir tanım ve hesaptır; "bu değer gerçek mi" sorusu tartışmalıdır. [Aharonov 1988]

Schlosshauer 2005 — Ölçüm sorunu ve dekoherans

Kuantum kuramına göre bir sistem, ölçülmeden önce birkaç olasılığın birlikte hesaba girdiği bir hâlde olabilir; buna süperpozisyon denir. Ama ölçünce hep tek bir sonuç görürüz. Bu uyuşmazlığa ölçüm sorunu denir. Schlosshauer'in makalesi dekoherans denen olguyu anlatan bir değerlendirme yazısıdır: küçük bir sistem çevresiyle (hava, ışık, ısı) kaçınılmaz olarak etkileşir ve olasılıkların birlikte oluşunun izleri, yani girişim, çok hızlı silinir. Bu iyi anlaşılmış bir deney ve hesap konusudur. Makale, dekoheransın tek bir sonucun neden çıktığını açıklayıp açıklamadığını da soruyor ve ana yorumları tek tek bu çerçevede inceliyor. Vardığı nokta şu: dekoherans sonuçların neden klasik göründüğünü açıklar, ama "neden yalnız biri" sorusunu kendi başına kapatmaz; o kısım yoruma bağlıdır. [Schlosshauer 2005]

Stanford Felsefe Ansiklopedisi — Kopenhag yorumu

Bu madde kuantum mekaniğinin ilk genel yorum denemesini, Kopenhag yorumunu anlatır. Başlıca isimler Bohr ve Heisenberg, bir de Born'dur. Madde, bu iki ismin matematiksel çerçevenin nasıl anlaşılacağı konusunda hiçbir zaman tam uzlaşmadığını vurgular. "Kopenhag yorumu" adını da ikisi kendisi kullanmamıştır; ad sonradan, bu görüşe karşı çıkanlar tarafından yaygınlaştı. Ortak fikirler arasında ölçümde klasik dilin gereği, tamamlayıcılık ve sonucun olasılıkla verilmesi sayılabilir, ama bunlar tek bir kurallar listesi değildir. Bu bir yorum tarihi ve felsefe yazısıdır, deney değildir. [SEP: Copenhagen Interpretation]

Yan yana bakınca

Aşağıdaki her yakınlığı dört şeyle anlatıyoruz: ortak olan, ayrıldıkları yer, bir gören nereden fark edebilir, açık soru.

1. "İmkânsız sayılan" gerçek çıkıyor: uzaktan selamlaşıyor

Ortak olan: iki yerde de aklın "olamaz" dediği bir şey, sonradan olmuş olarak karşımıza çıkıyor. Dost'ta akıl imkânsız der, ama o şey berzahta duyuyla idrak edilir. Fizikte klasik akıl "ölçümden önce her şeyin değeri belirlidir, uzaktaki biri bunu bozamaz" der; boşluksuz Bell deneyleri ve bağlamsallık deneyi bu resmin tutmadığını gösterir [Hensen 2015; Giustina 2015; Kirchmair 2009; SEP: The Kochen-Specker Theorem].

Ayrıldıkları yer: Dost'ta bu idrak berzahta ve duyuyla olur; fizikte laboratuvarda ve istatistikle. Dost "imkânsız sayılan hep gerçektir" demiyor; fizik de her imkânsızı çürütmüyor, yalnızca belli bir resmi çürütüyor.

Bir gören nereden fark edebilir: "sezgiye aykırı" tek başına yetmez. Burada sıra var: akıl ilk önce "imkânsız" demiş, sonra olduğu görülmüş. Ama "önce yasak, sonra olgu" sırası bilimdeki hemen her büyük değişimde bulunur; bu yüzden onu özgül saymıyoruz.

Açık soru: Dost'un "akıl imkânsız dedi ama gerçek" cümlesi ile fizikte "klasik akıl imkânsız dedi ama deney gerçek çıkardı" aynı sınırı mı gösteriyor, yoksa yalnız sözlü bir benzerlik mi?

2. İki zıt, ikisi de gerekli: uzaktan selamlaşıyor

Ortak olan: iki resim birbirinin zıddı, ama ikisi de gerekli. Dost'ta zıtlar bir arada tutulur ve bu "en güçlü bilgi" sayılır. Fizikte tamamlayıcılık (Bohr'un adlandırdığı fikir), yani dalga ve parçacık betimlemesinin ikisinin de gerekli olması, aynı ölçümde ikisinin birden tam olmaması [Englert 1996; SEP: Copenhagen Interpretation].

Ayrıldıkları yer: bu fark büyük. Fizikte iki resim ayrı düzenekte ortaya çıkar; çelişki aynı anda ve aynı yerde değildir. Dost ise iki zıddı tek şeyde tutuyor. Englert'in eşitsizliği de iki resim arasındaki dengeyi sayıyla sınırlar; Dost'ta böyle bir ölçü yok.

Bir gören nereden fark edebilir: "iki zıt resmin ikisi de gerekli" cümlesine. Dost'ta zıtlardan birini seçmek bilgiyi eksiltir, fizikte de iki resimden birini seçmek betimlemeyi eksik bırakır. Seçememe ortak.

Açık soru: Dost zıtları tek şeyde tutuyor, fizik iki düzenekte. Tamamlayıcılık bu farkı kapatabilir mi, yoksa fark aslî mi?

3. Tenzih ve teşbih, ikisi de eksik: bu kapıya bakmadık

Dost'ta tenzih de teşbih de eksik kalıyor ve mutlaklık bile bir sınır sayılıyor. Biz bunun için fizikte bir karşılık aramadık, çünkü bulsak bile ancak zorlama bir eşleştirme olurdu. Bu kapıyı kapalı bırakıyoruz; ilerde biri açmak isterse, bizim bıraktığımız boşluğu bilerek açsın.

4. Küçük büyüğü alır: cazip ama bunu yapmadık

"Beni mümin kulumun kalbi sığdırdı" cümlesini ("kalp" büyüğü alır) holografik ilke gibi bir fikirle yan yana koymak cazipti: ikisi de "sığmak"tan söz ediyor gibi. Ama holografik fikir hâlâ spekülatif ve "sığmak" iki tarafta farklı şeyler anlatıyor. Bu yüzden yan yana koymadık, yalnız burada kaydettik.

5. Birliği söylemek birliği bozar: bu kapıya bakmadık

"Her kim 'birledim' derse, mutlak birliği bozmuştur" gibi cümlelerde dilin kendi kendini bozması anlatılıyor. Fizikte aynı biçimde bir karşılık görmedik; aramadık da. Bu kapıya bakmadık.

6. "Ne var ne yok": cazip ama bunu yapmadık

Bu ifadeyi süperpozisyonla, yani "ne A ne B" ile eşleştirmek akla geliyor. Biz yapmadık. Süperpozisyon belirli bir hesapla toplanan olasılık genlikleridir; "ne var ne yok" ise bir mertebenin tarifidir. Bu eşleşme daha önce berzah ve hayal çalışmamızda da cazip bulunup bırakılmıştı; burada tekrar kaydediyoruz. Yalnız sözcük benzerliği bir yakınlık sayılmaz.

7. "Niçin" düşer, sebep sebebin kendisidir: bu kapıya bakmadık

Ortak olan: nedensellik zinciri bir yerde kendini tutmuyor. Dost'ta "Allah sebebin kendisidir", "niçin" sorusu düşer. Fizikte nedensellik ihlali yok, yalnız bazı durumlarda "önce-sonra" sırası tanımsız kalıyor.

Ayrıldıkları yer: fizik nedensellik zincirini sürdürüyor; Dost zinciri en baştan başka bir yere bağlıyor. Bir gören nereden fark edebilir: "niçin"i sorma biçimine, soranın hangi sırayı varsaydığına. Açık soru: iki taraftaki "niçin"in düşmesi aynı şeyin iki yüzü mü, yoksa iki ayrı olay mı?

8. Acizlik bir idraktir, hayret hüküm sahibidir: uzaktan selamlaşıyor

Ortak olan: kuramı en iyi bilenlerin de "tam anlıyoruz demek zor" demesi. Kopenhag maddesi bile Bohr ile Heisenberg'in çerçeveyi nasıl anlayacakları konusunda uzlaşmadığını anlatıyor [SEP: Copenhagen Interpretation]. Dost'ta ise "hayret" bilginin bir türü olarak söyleniyor.

Ayrıldıkları yer: fizikçi "anlamıyoruz" derken çözmeyi bırakmaz; Dost "âcizlik bir idraktir" derken bir idraki tarif ediyor. Bu çok genel bir ortak zemin; eşleşme saymıyoruz. Açık soru: iki taraftaki "anlayamıyoruz" aynı tavır mı, yoksa yalnız iki dürüstlük mü?

Elimizde kalan sorular

Neyi yapmadık?

Dost'un sözünü Arapça aslıyla karşılaştırmadık; yalnız sitedeki Türkçe kısım özetleriyle çalıştık, sayfa numaraları da Türkçe çevirinin sayfa numaralarıdır. Fizik kaynakları Crossref ve arXiv kayıtlarına karşı sınandı; özetler bizim sözlerimizle yazıldı, kaynakların kısa özetleri /yan-yana/kaynaklar/ sayfasında.

İki tarafın bir olduğunu ya da birinin ötekini onayladığını söylemiyoruz; yalnızca aklı aşan bir şey karşısında benzer bir biçimde durup durmadıklarını soruyoruz. Dost'u anlamıyoruz, ama anlamaya çalışmaktan da vazgeçmiyoruz.

Çeviri sınaması. Bu biçimdeki zorluk-3 maddelerden tırnaklı alıntı taşıyan 106 tanesi, Fütûhât çevirisinin (Ekrem Demirli) metnine karşı sınandı: 90 tanesi çeviride bulundu, 6 tanesi kısmen, 10 tanesi bulunamadı. “Bulunamadı” bir yanlışı değil, OCR bozulmasını ya da özetin kendi sözünü de gösterebilir; tek tek bakılacaktır. Arapça aslıyla karşılaştırma yapılmadı.