Bilgi perdedir; bilinene değil bilgiye erişirsin

Bu sayfadaBu sayfa bir paragrafta · Bu biçim ne? · Dost ne diyor? …
  1. Bu sayfa bir paragrafta
  2. Bu biçim ne?
  3. Dost ne diyor?
  4. Fizikte ne var?
  5. Spekkens 2007 — Oyuncak kuram
  6. Pusey, Barrett ve Rudolph 2012 — Durum yalnız bilgi olabilir mi?
  7. Harrigan ve Spekkens 2010 — Einstein'ın itirazı
  8. Leifer 2014 — Konunun derlemesi
  9. Ringbauer ve arkadaşları 2015 — Soru laboratuvara iniyor
  10. Stanford Felsefe Ansiklopedisi — Kuantum-Bayesçilik (QBizm)
  11. Stanford Felsefe Ansiklopedisi — İlişkisel kuantum mekaniği
  12. Kochen–Specker teoremi — Ölçüm yalnız var olanı okur mu?
  13. Bohr'a atfedilen söz — Şaşırmayan anlamamıştır
  14. İkincil literatür ne diyor?
  15. Yan yana bakınca
  16. Elimizde kalan sorular
  17. Neyi yapmadık?

Bu sayfa bir paragrafta

Burada tek bir şey soruluyor: bildiğimiz şey, bilinenin kendisi mi, yoksa ona erişme biçimimiz mi? Dost'ta bilgi bir yerde bilineni örtüyor, bir yerde de bilinenin hâline tâbi oluyor; metin ikisini de olduğu gibi tutuyor. En yakın duran satır "İki yüzlülük: bilgi hem örter hem bilinenin hâlidir", çünkü fizikte de durumun bilgi mi gerçeklik mi olduğu iki yönlü okunabiliyor. En uzak duran, yönleri zıt çıkan "Bilgi bilinene tâbidir" satırı: Dost'ta bilinen bilgiyi belirliyor, Kochen–Specker'de ölçüm bağlamı sonucu belirliyor. Açık kalan, fizikte deneyle daralan "bilgi mi gerçeklik mi" sorusunun Dost'ta daralmak zorunda olup olmadığı ve bu okumanın Türkçe özete dayandığı, en sırlı maddelerin çevirinin kendi metnine dönülerek sınanıp sınanmayacağı.

Bu biçim ne?

Bir şeyi bilmek, o şeyin kendisine sahip olmak mıdır? Gün içinde buna "evet" der gibi yaşıyoruz. Bir arkadaşı tanıdığımızı, bir kenti bildiğimizi söyleriz. Ama biraz durup bakınca elimizde olanın bir tanıma, bir izlenim, bir hesap olduğunu görürüz. Bilgi bir yerde bilinenle bizim aramıza girer.

Dost'un metninde bu durum defalarca ve çeşitli yönlerden karşımıza çıkıyor. Bir yönde bilgi örtüyor: bildiğimiz şey, bilinene ulaşmış olmaktan çok bilinenin önüne gerilmiş bir şey gibi duruyor. Öbür yönde ise bilinen, bilgiyi kendi hâliyle belirliyor. İki yön de Fütûhât'ta duruyor (farklı kısımlarda) ve metin birini seçip öbürünü bırakmıyor. Biz bu biçime "Bilgi" diyoruz. Sınırı tek cümleyle şöyle çizebiliriz: bilmek ile bilinen arasındaki mesafe, bilgiyle kapanmıyor.

Fizikte buna benzer bir soru çok somut bir yerde soruluyor. Kuantum kuramında bir sistemin "durumu" denen şey var. Bu durum, dünyanın gerçek bir hâli mi, yoksa bizim o sistem hakkında ne bildiğimizin özeti mi? Fizikçiler bunu yorum tartışması olarak bırakmadı, matematik teoremlerine ve laboratuvar deneylerine taşıdı. Biz burada bu iki soruyu yan yana koyuyoruz. Aynı oldukları iddiasında değiliz. Biçimlerinin birbirine bakıp bakmadığını soruyoruz.

Dost ne diyor?

Aşağıdaki alıntıların hepsi sitedeki Türkçe okuma özetlerinden, birebir alındı. Kısım numarası (c12k143) cilt ve kısmı gösterir; açılımı giriş sayfasında.

«O'nu bilmek O'nu bilmemek demektir.» (c12k143, s. 57-58)

Cümle kısa ama kapıyı hemen açıyor: bilmenin son noktası bilememekle aynı yere varıyor. Bunu "bilgisizlik güzeldir" diye okumamak lazım. Metin, bilmenin içinde bir bilememe bulunduğunu söylüyor. Dikkat edilecek şey, cümlenin iki zıt ucu ("bilmek" ve "bilmemek") birbirinden uzaklaştırmayıp aynı cümlede birleştirmesi.

«Allah Teala sana senden başka perde yaratmadı!» (c12k145, s. 142-143)

Okuma özetine göre perdelerin en büyüğü bilgisizlik ve insanın kendinde bulunduğu hâl. Yani engel dışarıda duran bir duvar değil, bakanın kendi hâli. Dikkat edilecek şey: perdenin yeri değişiyor. Bilinenle bilen arasındaki şey, bilenin kendisinden ayrı düşünülmüyor.

«Parlak bir cisimde göze görünen surete bak da, neyi gördüğünü iyi düşün!» … «Binaenaleyh âlemi ancak âlemi fakat Hakta görmüştür, yoksa Hakkı veya Hak ile görmüş değildir» (c11k140, s. 249)

Burada bir ayna örneği var: aynada gördüğümüz, gördüğümüz şeyin kendisinden çok, aynada ona verilen sûret. Metin bundan, görenin bir şey görmekle yetinip görülenin kendisine erişmediği sonucunu çıkarıyor. Dikkat edilecek şey: "gördüm" demek ile "ona eriştim" demek ayrılıyor, ama görmek bir hiç sayılmıyor.

«Onlar maluma tabi hallerine göre varlıkta ortaya çıkmışlardır; yoksa malum bilgiye tabi değildir.» (c15k168)

Yön burada tersine dönüyor. Bilinen, yani "malum", bilgiyi belirliyor. Bilgi bilinene uymak zorunda, bilinen bilgiye değil. Dikkat edilecek şey: bir önceki alıntıda bilgi bilineni örtüyordu, burada bilinenin kendi hâli bilgiyi biçimlendiriyor. İki yön ayrı kısımlarda söyleniyor; Fütûhât ikisini de taşıyor.

«Benim senin hakkındaki bilgim senin kendinde bulunduğun duruma bağlı değil mi?» (c15k168)

Bunun bir tür diyalog içinde geçtiğini okuma özeti söylüyor: kulun "bilgin beni böyle olmaya zorluyor" itirazına verilen cevap. Cevap, bilginin bilineni zorlayan bir güç olmadığını, bilinenin hâline bakan bir şey olduğunu söylüyor. Dikkat edilecek şey: bilgi burada bir sebep değil, bir tanıklık gibi duruyor.

«Öyleyse Allah bu meselede bilgi, bilen ve bilinendir!» (c15k173)

Üç şey tek şey oluyor: bilgi, bilen ve bilinen. Metin burada ayrıca, bu bilginin akılla ve tek tek sûretlerde yapılan müşahedeyle kavranamayan bir sır olduğunu söylüyor. Dikkat edilecek şey: Bilen–bilgi–bilinen üçlüsü, bilgi kuramında birbirinden ayrı düşünülür. Burada ayrılmaları reddediliyor.

Bu alıntılar bir bütün olarak yalnız bir şey göstermiyor. Birinci yarısı "bilgi bilineni örter" tarafına, ikinci yarısı "bilgi bilinenin hâlidir" tarafına bakıyor. Metin bu gerilimi çözmeye çalışmıyor, olduğu gibi tutuyor.

Fizikte ne var?

Spekkens 2007 — Oyuncak kuram

Spekkens, kuantum mekaniği olmayan ama ona benzer davranan bir model kurdu. Modelin tek kuralı şu: bir sistem hakkında en çok bilgiye sahip olsak bile, sorulabilecek soruların yarısı cevapsız kalıyor. Yani bilgimizin kendisi sınırlı bir bilgi. Bu tek kuralla modelde kuantuma ait pek çok tuhaflık yeniden ortaya çıkıyor: ölçümlerin sıraya bağlı olması, girişim, bilinmeyen bir durumun kopyalanamaması, ışınlama gibi. Yazar bu kadar çok benzerliğin, kuantum durumlarının dünyanın hâli değil eksik bilginin hâli olduğu görüşüne destek sayılabileceğini düşünüyor. Ama modelin yeniden üretemediği şeyler de var: Bell eşitsizliğinin ihlali ve Kochen–Specker teoremi. Bu bir model çalışması, doğa hakkında kesin bir iddia değil. Bizi durduran şey, bilmemenin belirli bir kuralla yapılandırıldığında ne kadar kuantum görünümü verebildiği. [Spekkens 2007]

Pusey, Barrett ve Rudolph 2012 — Durum yalnız bilgi olabilir mi?

Dalga fonksiyonu denen şey bir sistemin durumunu veriyor. Soru, bunun dünyada gerçekten var olan bir şeyin tarifi mi, yoksa bizim o sistem hakkındaki bilgimizin özeti mi olduğu. Üç yazar bir teorem ortaya koydu: sistemlerin ölçümden bağımsız, kendi başına belirli bir hâli olduğunu ve bağımsız hazırlanan sistemlerin birbirinden bağımsız hâller taşıdığını varsayarsak, dalga fonksiyonunun yalnızca bilgi olması bu varsayımlarla bağdaşmıyor. Yani bu varsayımlar altında durum gerçekliğin bir yönü olmak zorunda. Teoremin matematiği kesin. Tartışılan şey, bu varsayımların makul olup olmadığı. [Pusey 2012]

Harrigan ve Spekkens 2010 — Einstein'ın itirazı

Aynı soruda iki görüş var. Durum gerçek bir şeyi tarif ediyorsa buna "ontik", bilgiyi tarif ediyorsa "epistemik" deniyor. Harrigan ve Spekkens, Einstein'ın kuantum kuramına itirazını bu çerçevede okuyorlar: Einstein "kuram eksik" derken, durumun gerçekliğin kendisi değil bilgimizin tarifi olduğu düşüncesine yaklaşıyor. Makale iki görüşü bir model sınıflaması içinde tanımlıyor ve ikisini birbirinden ayıracak ölçütler koyuyor. Bu bir kuram ve kavram çalışması, deney değil. Bizi durduran, "bilmek" ile "olmak" arasındaki ayrımın fiziğin içine bu kadar derinden girmesi. [Harrigan 2010]

Leifer 2014 — Konunun derlemesi

Durumun gerçek mi bilgi mi olduğu sorusu eski, ama 2011'in sonlarında Pusey ve arkadaşlarının teoremi ona yeni bir ilgi getirdi. Leifer'in uzun derlemesi önce arka planı anlatıyor, sonra teoremi açık bir dille sunuyor, ardından sonrasında yapılan çalışmaları gözden geçiriyor. Bir durumun "ontik" ya da "epistemik" olmasının ne demek olduğunu tanımlıyor ve teoremden önceki lehte ve aleyhteki gerekçeleri sıralıyor. Önemli bir nokta şu: durumun gerçekliğini göstermek, gerçekçi kuramlar üzerinde çok sert bir kısıt demek. Bu bir derleme, deney değil. Kesin olan teoremlerin matematiği. Tartışmalı olan varsayımların yerinde olup olmadığı ve bundan ne çıkacağı. [Leifer 2014]

Ringbauer ve arkadaşları 2015 — Soru laboratuvara iniyor

Kuramsal çalışmalar bu soruyu deneyle sınanabilir hâle getirmişti. Ringbauer ve arkadaşları fotonlarla, yani ışık parçacıklarıyla, bir deney yaptı ve farklı "bilgi türü" modellerinin kuantum öngörülerine uyup uymadığına baktı. Genel hatlarıyla bulgu şu: kuantum durumunun yalnızca bilgi olduğunu söyleyen modellerin bazı güçlü biçimleri deneyle uyuşmuyor. Kesin olan deney verisi. Sonucun hangi yoruma ne kadar destek olduğu ise tartışmalı, çünkü her yorum bazı varsayımlara bağlı. Bizi durduran, yorumlar arasındaki ayrımın felsefe masasından laboratuvara inmiş olması. [Ringbauer 2015]

Stanford Felsefe Ansiklopedisi — Kuantum-Bayesçilik (QBizm)

Bu madde, kuantum kuramını dünyayı doğrudan anlatan bir tarif olarak değil, gözlemimizin, bilgimizin ya da dünyayla etkileşimimizin tarifi olarak okuyan görüşleri anlatıyor. Fikir 1920'lerden beri çeşitli biçimlerde söylenmiş. Maddenin odağı daha yeni bir kol: Kuantum-Bayesçilik, kısaca QBizm. Orada bir kuantum durumu dünyanın kendisi değil, bir ölçüm yapan kişinin ölçümden ne beklediğini gösteren bir inanç. Madde bu görüşe gelen yaygın itirazları da ele alıyor. Bu bir deney ya da kuram değil, yorum literatürünün özeti ve tartışma sürüyor. Bizi durduran, bu görüşte "ölçüm sonucu" ile "öngörü yapan kişi"nin ayrılamaz hâle gelmesi. [SEP: Quantum-Bayesian and Pragmatist Views of Quantum Theory]

Stanford Felsefe Ansiklopedisi — İlişkisel kuantum mekaniği

Bu madde bir yorumun tanıtımı, deney değil. Yorum 1996'da ortaya atıldı. Çıkış noktası şu: kuantum kuramındaki karışıklık, yeni bir denklem ya da erişilmez bir gerçeklik eklenerek çözülmez; kuramın bize düşünce çerçevemizi köklü biçimde yenilemeyi önerdiği söylenir. Maddeye göre geleneksel anlatımdaki "gözlemci" rolünü yalnızca büyük, klasik cisimler değil, her fiziksel sistem oynayabilir. Bu yüzden bir özelliğin değeri tek başına değil, hangi sisteme göre olduğuyla birlikte konuşulur. Bu bir yorum önerisi, deneyle ayırt edilemez ve fizikçiler arasında genel kabul görmüş değil. Madde doğru olduğunu değil, ne dediğini anlatıyor. [SEP: Relational Quantum Mechanics]

Kochen–Specker teoremi — Ölçüm yalnız var olanı okur mu?

Bir "gizli değişken" fikri var: ölçüm yapılmadan önce de her ölçülebilir niceliğin belirli bir değeri vardır, ölçüm sadece onu ortaya çıkarır. Kochen–Specker teoremi, üç ya da daha fazla boyutlu sistemlerde, bütün niceliklere aynı anda ve ölçüm biçiminden bağımsız olarak değer vermeye çalışırsanız kuantum kuramının kurallarıyla çelişkiye düştüğünüzü gösteriyor. Bu bir matematik sonucu, deney değil, ama bazı yönleri sonradan deneylerle de sınanmış. Önemli ayrıntı "bağlam" kavramı: bir niceliğin değeri, onunla birlikte hangi öbür ölçümlerin yapıldığına bağlı olabiliyor. Bizi durduran, "ölçüm sadece var olanı okur" sezgisinin bu biçimiyle korunamaması. [SEP: The Kochen-Specker Theorem]

Bohr'a atfedilen söz — Şaşırmayan anlamamıştır

Bu bir makale değil, Niels Bohr'a atfedilen bir söz: kuantum kuramı karşısında şaşırmayan onu anlamamıştır. Sözü Barad aktarıyor, kesin kaynağı belirsiz ve değişik söyleniş biçimleri var. Bu yüzden onu Bohr'un kesin sözü olarak değil, ona atfedilen bir söz olarak anıyoruz. Söz bir deney ya da kuram değil, kuantum fiziğini kuranların bile onu rahat anlamadığını dile getiren bir tutum. Benzer cümleler Feynman'a da atfedilir. Bizi durduran, alanın kurucularının işe şaşkınlıkla bakmayı bir ölçüt yapmış olması. [Bohr 2007]

İkincil literatür ne diyor?

SEP maddesine göre İbn Arabî'nin a'yân-ı sâbite dediği şeyler, Allah'ın bilgisinde bulunan şeylerdir: kendi başlarına mevcut değildirler, yalnız Hakk'ın ilminde ezelden ebede sabittirler. Madde, sâbit ayn ile mevcut ayn arasında mâhiyet bakımından fark olmadığını, ikincisinin aynı şeyin “Ol!” emriyle ortaya çıkmış hâli olduğunu aktarıyor; bu yüzden “arketip” çevirisini yanıltıcı buluyor. Madde ayrıca ayn ile zât (dhât) ayrımının önemli olduğunu, ayn'ı “öz” diye çevirmenin bu ayrımı gizlediğini belirtiyor. Bu paragraf Dost'un sözü değil, ikincil literatürün anlatımıdır. [SEP: Ibn 'Arabi]

Yan yana bakınca

Erişilen şey bilgidir, bilinenin kendisi değil — uzaktan selamlaşıyor. Ortak olan şu: Dost'ta bilgiyle bilinenin arasına bir mesafe giriyor; ayna örneğinde görülen, görülenin kendisi değil. Fizikte ölçümle yalnız sonuçlara eriştiğimiz, durumun "kendinde" ne olduğunun ise açık kaldığı söyleniyor [Spekkens 2007; Harrigan 2010]. Ayrıldıkları yer önemli: Dost'ta bilinen Hak'tır ve konu ontolojik, teolojik. Fizikte soru, durumun model düzeyinde ne olduğu. Fizik bu açık soruyu deneyle daraltmaya çalışıyor [Ringbauer 2015]; Dost tarafında daraltılan bir şey yok. Bir de önkabul var: "durumun kendinde bir ontik hâli vardır" fikri fizik tarafında da bir varsayım olarak duruyor; bu satır onu kanıtlanmış saymıyor. Bir gören buna şuradan bakabilir: iki tarafta da "elimizdeki şeyin gerçekliğin kendisi mi, yoksa ona erişim biçimimiz mi olduğu" ayrımı merkezde duruyor. Elimizde kalan soru: «Sen sadece bilgiyi bildin» türünden bir cümleyle "yalnız ölçüm sonuçlarını biliyoruz, durumun ne olduğunu değil" cümlesi aynı sorunun iki cevabı olabilir mi?

İki yüzlülük: bilgi hem örter hem bilinenin hâlidir — yakın duruyor. Ortak olan şu: Fütûhât'ta iki yön de var (örtme c12k145'te, bilinene tâbi olma c15k168'de; ayrı kısımlar, ayrı konular). Fizikte de aynı konu hem bilgi (epistemik) hem gerçeklik (ontik) okumasına açık; Pusey ve arkadaşlarının teoremi yalnız bir sınıfı kapatıyor [Pusey 2012; Leifer 2014]. QBizm durumu bir inanç olarak okur [SEP: Quantum-Bayesian and Pragmatist Views of Quantum Theory], ilişkisel yorum ise değeri hangi sisteme göre olduğuyla birlikte konuşur [SEP: Relational Quantum Mechanics]. Ayrıldıkları yer burada belirgin: fizikte iki okuma birbirinin karşıtı olarak tartışılıyor ve deneyle daraltılıyor, Dost'ta ikisi de söyleniyor, biri öbürüne tercih edilmiyor. Bir gören buna şuradan bakabilir: fizikte ayrı yorumlar olarak çıkan iki yön, Dost'ta iki ayrı yerde yan yana taşınıyor; tek bir cümlede toplandığını söylemiyoruz. Elimizde kalan soru: bu ayrılma soruyu mu değiştiriyor, yoksa yalnız dili mi?

Bilmek bilmemektir — yakın duruyor. Ortak olan, iki tarafın da "tam anladık" dememesi. Dost'ta cümle «O'nu bilmek O'nu bilmemek demektir.»; fizikte Bohr'a atfedilen söz şaşırmayanın anlamamış olduğunu söylüyor [Bohr 2007]. Ayrıldıkları yer: ikisi de bir duruşu dile getiriyor, ama biri bilinenin yapısı hakkında, öbürü bir kuramın sezgiye aykırılığı hakkında konuşuyor. Bohr sözü ikinci elden, kesin kaynağı belirsiz; bunu bir kanıt gibi kullanmıyoruz. Bir gören buna şuradan bakabilir: iki yerde de en bilgili olan, sınırı en çok bilen. Elimizde kalan soru: bu ortaklık yalnız "anlamıyoruz demek" ortak zeminine mi dayanıyor, yoksa daha öte bir şeye mi?

Bilgi bilinene tâbidir — uzaktan selamlaşıyor. Ortak olan yön: Dost'ta bilinenin hâli bilgiyi belirliyor; Kochen–Specker'de bir niceliğin değeri hangi ölçümlerle birlikte sorulduğuna, yani bağlama bağlı [SEP: The Kochen-Specker Theorem]. Ayrıldıkları yer: yönler zıt. Dost'ta bilinen bilgiyi belirliyor; teoremde ölçüm bağlamı sonucu belirliyor. Yani biri bilinenden bilgiye, öbürü ölçümden sonuca doğru. Bu iki şey başka başka konular olabilir. Bir gören buna şuradan bakabilir: iki tarafta da "değer, bilenden bağımsız önceden verilmiş değil" duygusu var. Biz bu yüzeyin ötesine geçemedik. Elimizde kalan soru: bu yön benzerliği yüzeysel mi, yoksa bir derin bağın izi mi?

Hayret bilgi arttıkça artar — uzaktan selamlaşıyor. Ortak olan, bilgisi en çok olanın hayretinin en çok olması: Dost'ta «Allah hakkında en güçlü hayret, Allah'ı bilenlerde meydana gelir» (c14k153), fizikte kuramı en iyi bilenlerin "anlamıyoruz" demesi. Ayrıldıkları yer şu: bu çok genel bir örüntü, hemen her alanda en bilgili kişi sınırı en iyi bilir. Bir gören buna şuradan bakabilir: genel olması onu değersiz kılmıyor, ama bu biçimi özgül bir benzerlik saymıyoruz. Elimizde kalan soru: genel bir örüntü ile derin bir ortaklığı nasıl ayırt ederiz?

Nur görülmez, görmeyi sağlar — bu kapıya bakmadık. Dost'ta nur, görmeyi sağlayan ama kendisi görülemeyen şey. Fizikte ışık başka bir konu; bu cümleyi oraya zorla taşımak istemedik. Bir gören bu kapıya bakmak isterse yeni bir okuma gerekir.

Süperpozisyon = bilgi perdedir — cazip ama bunu yapmadık. Bu eşleştirmenin yalnız sözcük benzerliği olduğunu düşündük ve ardında bir gerekçe bulamadık, bu yüzden yapmadık.

Bilgi bilinene tâbidir = gözlemci etkisi — cazip ama bunu yapmadık. Gözlemci etkisi çoğu zaman yanlış okunuyor: etkileşim yeter, bilinç gerekmez. Bu yüzden iki şeyi birbirine bağlamadık.

Elimizde kalan sorular

Neyi yapmadık?

Dost'un metnini Arapça aslıyla karşılaştırmadık; bütün alıntılar sitedeki Türkçe okuma özetinden. Bohr'a atfedilen sözün kesin kaynağını bilmiyoruz.

Burada iki tarafı özdeş ilan etmiyoruz ve hiçbir şeyi onaylanmış saymıyoruz. Dost fiziği açıklamıyor, fizik Dost'u desteklemiyor. İki tarafta da akla sığmayan bir yer var; biçimleri birbirine benziyor mu diye soruyoruz. Dost'u anlamıyoruz, anlamaya çalışmaktan vazgeçmiyoruz.

Çeviri sınaması. Bu biçimdeki zorluk-3 maddelerden tırnaklı alıntı taşıyan 146 tanesi, Fütûhât çevirisinin (Ekrem Demirli) metnine karşı sınandı: 134 tanesi çeviride bulundu, 7 tanesi kısmen, 5 tanesi bulunamadı. “Bulunamadı” bir yanlışı değil, OCR bozulmasını ya da özetin kendi sözünü de gösterebilir; tek tek bakılacaktır. Arapça aslıyla karşılaştırma yapılmadı.