Bütünlük — Parça bütünden ayrı tanımlanamaz

Bu sayfadaBu sayfa bir paragrafta · Bu biçim ne? · Dost ne diyor? …
  1. Bu sayfa bir paragrafta
  2. Bu biçim ne?
  3. Dost ne diyor?
  4. Fizikte ne var?
  5. SEP 2024 — Dolanıklık ve bilgi
  6. Kaufman 2016 — Saf bütün, karışık parça
  7. SEP 2024 — Özdeşlik ve bireysellik
  8. 't Hooft 1993 — Hacim yerine yüzey
  9. Susskind 1995 — Dünya bir hologram gibi
  10. Bousso 2002 — Holografik ilke
  11. Yan yana bakınca
  12. Saf bütün, karışık parça: uzaktan selamlaşıyor
  13. Özdeş parçacıklar: uzaktan selamlaşıyor
  14. Holografik sınır: cazip ama bunu yapmadık
  15. Başka kapılar
  16. Elimizde kalan sorular
  17. Neyi yapmadık?

Bu sayfa bir paragrafta

Burada şunu soruyoruz: Dost parçayı bütünden ayrı tarif etmediğinde, fizikte buna benzer bir yer var mı? Bu biçimle Fütûhât'ta 208 yerde karşılaştık; çok sık geçtiği için "her şey birbirine bağlı" demek kolay, biz yalnız gerçekten ayırt edici bir yer bulursak "yakın duruyor" diyecektik. Bulduğumuz en yakın satır "Saf bütün, karışık parça", ama sayfanın kendi etiketiyle o da "uzaktan selamlaşıyor": Kaufman'ın deneyinde altı atomun bütünü belirliyken küçük parçaları rastgele görünüyor, Dost'ta ise aynı bağ Hak ile halk arasında söyleniyor. "Özdeş parçacıklar" satırı da uzaktan selamlaşıyor; üstelik fizik tarafı bir felsefe incelemesi ve sonuç kesin değil. En uzakta duran, holografik sınır: yalnız sözcük benzerliği olduğu ve deney bulunmadığı için "cazip ama bunu yapmadık" dedik. Açık kalan şu: Dost'un "parça bütünden ayrı tarif edilemez" dediği yerle fiziğin "bütün saf iken parça karışık" dediği yer aynı hayretin iki dili mi, yoksa her bütün–parça ilişkisi için söylenebilecek genel bir cümle mi?

Bu biçim ne?

Gündelik aklımız parçayla başlar. Bir anlatım yardımı olarak: bir tuğla vardır, bir de duvar. Tuğlayı duvardan çıkarıp avucumuza alırız, bakarız: tuğla yine tuğladır. Bütün, parçaların toplamıdır; parça ise kendi başına tarif edilebilir. Bu alışkanlık o kadar yerleşiktir ki başka türlüsünü düşünmek bile zor gelir.

Dost'un sayfalarında ise sık sık şu söyleyişle karşılaşıyoruz: parçayı bütünden çekip alınca ne parça kalıyor ne bütün. Parça bütünün içinde, bütün de parçanın içinde. Bir şey "ayrı bir şey" diye durmuyor; çokluk görünüyor ama ayrılık o kadar gerçek değil. Okurken akıl şunu soruyor: tuğla duvarın içinde nasıl olur da duvarı taşır?

Bu sayfada Bütünlük dediğimiz şey, bu cümlelerin içeriği değil biçimi: parça, bütünden ayrı tanımlanamıyor. Fütûhât'ı baştan sona okurken bu biçimle 208 yerde karşılaştık. Çok sık geçtiği için dikkatli olmak gerekiyor: "her şey birbirine bağlı" demek kolay, bunu söyleyen her söz her sözle akraba görünür. Biz yalnız gerçekten ayırt edici bir yer bulursak "yakın duruyor" diyeceğiz. Bulamazsak onu da yazacağız.

Dost ne diyor?

«Hak her şeye yaratılışını verenken yaratıklar her şeye hakkını verendir. Bu meselede halk Hakka, Hak halka dahil olmuştur.» (c12k146, s. 217)

Metin burada iki tarafı yan yana koymuyor; "dahil olmuştur" diyor. Biri yaratılışı verir, öteki hakkını verir. Bunu bir karışma ya da birleşme diye okumuyoruz: Hak ile halk arasındaki fark metinde ve sayfada duruyor, yalnız ilişki iki yönlü söyleniyor. Dikkat edilecek şey: ilişki iki ayrı şeyin arasında kurulmuş bir köprü gibi durmuyor, taraflar birbirine bağlı olarak tarif ediliyor.

«Cisim noktalardan başka bir şey olmadığı gibi noktalar da cisimden başka bir şey değildir. Fakat aynı zamanda cisim noktalar da değildir ve noktalar da cisim değildir.» (c12k147, s. 311-312)

Bütün (cisim) parçalardan (noktalardan) ibaret; ama aynı anda bütün parçalar değil, parçalar da bütün değil. Dikkat edilecek şey: parça ile bütün hem aynı hem ayrı söyleniyor. "Toplam" kelimesi bu cümleyi tam karşılamıyor, çünkü toplamda parça bütünün dışında da tarif edilebilirdi.

«Bütün âlem, Âdem'in tafsilidir. Âdem ise; toplayıcı kitaptır. Öyleyse âlem karşısında Âdem, beden karşısında bir ruh gibidir. İnsan âlemin ruhu, âlem onun bedenidir» (c6k83, s. 291)

Burada insan âlemin parçası olarak değil, âlemin özü olarak anlatılıyor; âlem de insanın açılmış hâli. Dikkat edilecek şey: küçük olan büyüğün tamamını taşıyor, büyük olan küçüğün bedeni sayılıyor. Hangisinin parça, hangisinin bütün olduğu bir an belirsizleşiyor.

«insan veciz bir özet iken âlem uzatılmış ve yayılmış (insandır)» (c8k110, s. 73-74)

Aynı fikir bu sefer "özet ve açılım" diliyle söyleniyor: insan kısa yazılmış, âlem uzun yazılmış. Dikkat edilecek şey: ikisi iki ayrı metin değil, aynı metnin iki boyu.

«İnsan âlemin bir toplamıdır. O küçük insan, âlem ise büyük insandır» (c10k133, s. 357)

Dost insana "küçük insan", âleme "büyük insan" diyor. Dikkat edilecek şey: iki isim de "insan", yani ölçü değişiyor ama tür değişmiyor; küçük, büyüğün tarifini kendinde taşıyor.

«Hiçbir şey Hakkın dışında kalmadığı gibi çevrenin dışında da bir şey yoktur.» (c13k151, s. 390-391)

Çevreyi bir daire gibi düşünün: dışarıda hiçbir şey kalmıyor. Dost aynı cümlede Hakk'ın dışında bir şey olmadığını da söylüyor. Dikkat edilecek şey: "dışarı" kavramının kendisi ortadan kalkıyor; parçaya "bütünün dışında olan" demek mümkün olmuyor.

Fizikte ne var?

SEP 2024 — Dolanıklık ve bilgi

Stanford Felsefe Ansiklopedisi'ndeki bu madde dolanıklığı anlatıyor: iki kuantum sisteminin öyle bağlı olabileceği bir durum ki, onları ayrı ayrı tarif edemiyoruz, yalnız bir bütün olarak tarif edebiliyoruz. Bu ilişkinin klasik fizikte karşılığı yok. Maddeye göre dolanıklık ölçülebiliyor, bir hâlden başka bir hâle dönüştürülebiliyor ve "arıtılabiliyor", yani bir kaynak gibi işleniyor. Dolanık çiftler, bildiğimiz sistemlerle yapılamayan bazı hesaplama ve şifreleme işlerinde kullanılıyor. Madde ayrıca dolanıklığın bilgi kuramıyla ilişkisini ve neye işaret ettiğine dair tartışmaları da ele alıyor. Metin deney sonuçlarını, kuramı ve yorumları birbirinden ayırarak sunuyor. Bizi durduran şey, birbirinden uzakta olabilen iki şey arasında ortak bir bütünlüğün bulunması; bunun nasıl okunacağı konusunda ise kesin bir uzlaşı yok. [SEP: Quantum Entanglement and Information]

Kaufman 2016 — Saf bütün, karışık parça

Sıcak bir çay fincanının zamanla ortam sıcaklığına gelmesini biliriz. Peki başlangıçta tam belirli (saf) bir durumda olan, dış dünyadan tamamen yalıtılmış bir kuantum sistem de "ısınmış" gibi davranabilir mi? Kaufman ve arkadaşları bunu denedi: ışıkla kurulmuş bir kafesin gözlerine altı rubidyum atomu yerleştirdiler ve bir kuantum mikroskobuyla baktılar. Atomlar arasındaki tünellemeyi aniden açtılar. Altı atomun bütünü saf durumda kaldı; ama iki ya da üç atomluk küçük parçalara bakıldığında, bu parçalar ısıl dağılıma uygun biçimde davrandı, yani rastgele görünüyordu. Etkenin kaynağı dolanıklık: parçalar birbirine öyle bağlı ki, bütün tam belirli olduğu hâlde bir parça tek başına belirsiz kalıyor. Bu bir deney sonucu; yorum işi değil. Bizi durduran, tam bilinen bir bütünün parçalarının, tek başlarına bakınca, rastgele gibi durması. Bunun istatistik fiziğinin temeline nasıl bağlanacağı ise ayrıca tartışılıyor. [Kaufman 2016]

SEP 2024 — Özdeşlik ve bireysellik

Bu madde şu soruyu soruyor: kuantum fiziği parçacıkları "şu" ya da "bu" diyebileceğimiz ayrı bireyler olarak düşünmemize izin veriyor mu? Kuramın kurulduğu dönemde yaygınlaşan görüşe göre temel parçacıklar bu anlamda birey sayılamıyor. Bunun üzerine bireyleri saymayan, "özdeşlik" kavramını başka türlü kuran özel mantık sistemleri geliştirilmiş. Öte yandan kuantum fiziğinin yine de bireylerden söz eden bir metafizikle bağdaşabileceği de savunulmuş. Ama bu durumda bu bireyler birbirinden öyle ayırt edilemez ki, Leibniz'in "ayırt edilemeyenler özdeştir" ilkesi çiğnenmiş oluyor; bu iddiaya da itiraz edilmiş. Madde bir deney anlatmıyor, felsefi bir inceleme; sonuçlar kesin değil, tartışmalı. Bizi durduran, iki elektrona bakıp "hangisi hangisi" demenin anlamını yitirebilmesi. [SEP: Identity and Individuality in Quantum Theory]

't Hooft 1993 — Hacim yerine yüzey

Bir odanın içinde ne kadar bilgi saklanabilir? Kara delikler üzerine yapılan hesaplar, bir bölgede saklanabilecek en fazla bilginin hacimle değil, bölgeyi saran yüzeyin alanıyla orantılı olduğunu düşündürüyor. 't Hooft bu gözlemden, kuantum kütleçekiminde fiziğin "bir boyut eksik" bir yüzeyde yazılmış olabileceğini savunuyor: üç boyutlu içerik, yüzeydeki bilgiyle eksiksiz anlatılabilir. Bu bir kuramsal öneri; deneyle sınanmış değil. Sonradan "holografik ilke" adıyla geliştirildi. Kara delik entropisi hesapları kesin, ama "fizik yüzeyde yazılı" fikri yorum ve beklenti. ['t Hooft 1993]

Susskind 1995 — Dünya bir hologram gibi

Susskind aynı soruyla başlıyor: kuantum kuramı ile kütleçekimini birlikte düşünürsek bir bölgede ne kadar bilgi saklanabilir? 't Hooft'un önerisine göre üç boyutlu dünya, bir sınır yüzeyine, yani iki boyutlu bir izdüşüme yazılmış bilgiyle tam betimlenebilir; yüzeyin her çok küçük parçası yalnızca bir tane ayrık serbestlik derecesi taşır. Susskind bu fikri özetliyor ve nasıl uygulanabileceğine dair ilk, gayriresmî bir tablo çiziyor. Bu tablonun bir sonucu, parçacıkların enerjisi çok yükseldikçe boyca büyümesi gerektiği. Yazar sicim kuramını bu fikrin gerçekleşmesi için olası bir aday olarak tartışıyor. Bu bir kuram makalesi; deney yok ve fikir sonradan farklı biçimlerde geliştirildi. Bizi durduran, "hacim" dediğimiz şeyin içerdiği bilginin yüzeyinkini aşamayacağı düşüncesi. Bunun gerçek evrende nasıl geçerli olduğu hâlâ açık. [Susskind 1995]

Bousso 2002 — Holografik ilke

Bu, konuyu derli toplu anlatan bir inceleme yazısı. Soru şu: belli bir uzay bölgesine ne kadar bilgi sığar? Kara delikleri inceleyen fizikçiler şaşırtıcı bir şeye vardılar: bir bölgenin taşıyabileceği bilgi, hacmine göre değil, onu saran yüzeyin alanına göre sınırlanıyor. Makaleye göre bu sınır metrekare başına yaklaşık 1,4 çarpı 10 üzeri 69 bit. Yazar sınırın nasıl bulunduğunu, kara deliklerin kuantum özelliklerinin buradaki rolünü ve "ışık levhaları" denen bir kurguyla hangi bölgelere uygulanabileceğini anlatıyor. Sınırın pek çok örnekte denendiğini söylüyor. Bu bir kuram incelemesi, doğrudan ölçüm değil. Yazarın açıkça belirttiği yan: geometri ile bilgi arasındaki ilişkinin nedeni henüz açıklanmış değil. "Holografik ilke" bunun kökünün uzay-zaman ve madde için birleşik bir kuramın serbestlik derecelerinde olduğunu öne sürüyor; ama bu bir öneri. [Bousso 2002]

Yan yana bakınca

Saf bütün, karışık parça: uzaktan selamlaşıyor

Ortak olan: bütünü bilmek, parçayı bilmek anlamına gelmiyor. Kaufman'ın deneyinde altı atomun bütünü tam belirli; ama içinden iki üç atomluk bir parçaya baktığınızda o parça tek başına belirsiz, rastgele gibi. Dost'un "halk Hakka, Hak halka dahil olmuştur" ve "insan âlemin özeti, âlem insanın açılımı" gibi sözlerinde de parça, bütünden bağımsız olarak tarif edilemiyor. Yan yana düşen yer burası. Parça–bütün ilişkisi başka düşünce geleneklerinde de işlenen eski bir konu; biz o geleneklere bakmadık, yani bu ortaklığın Dost'a özgü olduğunu söylemiyoruz. Dost'ta konu parça–bütün mantığından çok Hak ile halk nispeti. [Kaufman 2016; SEP: Quantum Entanglement and Information]

Ayrıldıkları yer: fizikte bu bir ölçüt: bütünün durumu belirli, parçanınki belirsiz; sayıyla ve deneyle gösterilebiliyor. Dost'ta aynı bağ varlığın kendisine dair: bütün ve parça ontolojik olarak birbirine bağlı, ölçülecek bir şey yok. Fizikte konu bilgi ve entropi, Dost'ta Hak ile halk. Bu fark küçük değil.

Bir gören nereden fark edebilir: "bütün biliniyor ama parça bilinmiyor" kalıbına bakarak. Fizikte bu kalıp dolanıklığın bilinen bir sonucu (bütün belirli olabiliyor, parçalar tek başına belirsiz). Dost'un cümlelerinde buna denk düşen, parçanın "tek başına belirsiz" kaldığı bir yer olup olmadığına biz bakmadık; belki bir gören, "yok hükmünde" ya da "nispet" söyleyişlerinde bunu arar.

Açık soru: Dost'un "parça bütünden ayrı tarif edilemez" dediği yerle fiziğin "bütün saf iken parça karışık" dediği yer, aynı hayretin iki ayrı dili mi, yoksa her bütün–parça ilişkisi için söylenebilecek genel bir cümle mi?

Özdeş parçacıklar: uzaktan selamlaşıyor

Ortak olan: "bireyin" zayıflaması. Fizikte iki elektrona bakıp "hangisi hangisi" demek anlamını yitirebiliyor. Dost'ta çokluk, tek hakikatin nispetler ve suretler içinde görünmesi olarak anlatılıyor; ayrı ayrı "şeyler" asıl gerçek değil. İki tarafta da "ayrı birey" fikri sarsılıyor. [SEP: Identity and Individuality in Quantum Theory]

Ayrıldıkları yer: fizikte konu etiketlenebilir bireylerin bulunmaması: sayılabilir, ama hangisi olduğu söylenemeyen parçacıklar. Dost'ta ise tek bir hakikatin çok görünmesi anlatılıyor. İkisi farklı türden iddialar. Üstelik felsefe maddesi, bu konuda kesin bir sonuç bulunmadığını açıkça söylüyor.

Bir gören nereden fark edebilir: "sayma" ile "ayırt etme" arasındaki farka. Biz Dost'taki çokluğun nasıl sayıldığına ayrıca bakmadık.

Açık soru: "etiketlenemez" ile "tek hakikatin görünüşü", bakış açısını ayırarak karşılaştırılabilir mi, yoksa yalnız sözcük düzeyinde mi benzer?

Holografik sınır: cazip ama bunu yapmadık

Aklımıza ilk gelen buydu: Dost'un "insan âlemin özeti" ve "küçük insan, büyük insan" sözleri ile holografik ilke, yani bir bölgenin bilgisinin sınırında yazılı olduğu fikri. İkisi de "büyük olan küçüğün içinde" diyor gibi duruyor. Ama bu sözcük benzerliği. Holografik ilke bir öneri; deney yok, 't Hooft'un da kendisinin belirttiği gibi kuramsal bir çıkarım. Dost'taki söz ise varlığın mertebeleri hakkında. Biz bu benzerliği bir yakınlık olarak yazmaktan bilerek kaçındık. Başka sayfalarımızda aynı gerekçeyle bıraktığımız iki benzer eşleşme daha var. ['t Hooft 1993; Susskind 1995; Bousso 2002]

Başka kapılar

Dost'ta Bütünlük biçimi yalnız yukarıdakilerle sınırlı değil: daire, nokta ve çevre üzerine 26 madde ile sayı, harf ve nefes üzerine 24 madde var. Bunlara bakmadık; geometri ve harf sayıları için fizikte uygun bir karşılık bulamadık. Kul ile Hak arasındaki dokunan ile dokunulanın, gören ile görülenin tek bir söyleyişte buluştuğu türü 34 madde ise bu sayfadan çok özdeşlik ve ilişki başlığına ait; onları ilgili biçim sayfalarına bıraktık.

Elimizde kalan sorular

Neyi yapmadık?

Bu sayfa bir okuma özeti değil, bizim okuma çerçevemiz. Dost'u Türkçe kısım özetlerinden okuduk; Arapça aslıyla karşılaştırmadık. Konu birleştirmelerini ajanlarla yaptık; her alıntıyı kaynak metne karşı denetledik, ama tema kararları bizim.

Hiçbir yakınlığı "bu şeyin aynısı" diye yazmadık, yazmayacağız. Dost'u fizik kuramının önünden gitmiş ya da fiziği Dost'un şahidi gibi göstermiyoruz. Bütünlük çok sık geçen bir biçim ve fizikle ayakta kalan yeri az: bu da bir sonuç, ve onu saklamadık. Dost'u anlamıyoruz, ama anlamaya çalışmaktan vazgeçmiyoruz.

Çeviri sınaması. Bu biçimdeki zorluk-3 maddelerden tırnaklı alıntı taşıyan 203 tanesi, Fütûhât çevirisinin (Ekrem Demirli) metnine karşı sınandı: 175 tanesi çeviride bulundu, 12 tanesi kısmen, 16 tanesi bulunamadı. “Bulunamadı” bir yanlışı değil, OCR bozulmasını ya da özetin kendi sözünü de gösterebilir; tek tek bakılacaktır. Arapça aslıyla karşılaştırma yapılmadı.