Bu sayfa bir paragrafta
Dost'un "hiçbir şey ikinci kez gelmez, her an yeniden yaratılır" diyen cümlelerini okuyup fizikte buna benzer bir şey var mı diye sorduk. En yakın duran yer, ikisinin de "aynısını yeniden çıkaramazsın" demesi: Dost'ta tecellî ikinci kez gelmiyor, fizikte bilinmeyen bir kuantum durumunun kopyası çıkarılamıyor; sayfa bunu "uzaktan selamlaşıyor" diye etiketliyor. Aynı etiket, "hangisi hangisi?" sorusunun anlamını yitirebildiği özdeş parçacıklarla Dost'un tek şe'ni için de geçiyor. Ayrıldıkları yer geniş: fizikteki yasak yalnız bilinmeyen durum için ve gerekçesi denklemlerin doğrusallığı, Dost'ta ise gerekçe Hakk'ın yüceliği. Yok olmama, yaratılıştan önce ve sonra, daire gibi konulara bilerek bakmadık, hayret konusunu da Hayret sayfasına bıraktık. Açık kalan, "aynısı gelmez" cümlesinin o "bilinmeyen" kaydını baştan aşan başka bir şey söyleyip söylemediği.
Bu biçim ne?
Dost'u okurken bir cümle insanı durduruyor: tecellî ikinci kez aynı gelmez. Aynı sûrette iki kere gelmez, iki kişiye de aynı gelmez. Dünya bize sürekli gibi görünür; dün baktığımız dağ bugün de oradadır. Dost ise bu sürekliliğin bir perde olabileceğini söylüyor: her nefeste yeni bir yaratma var, biz yalnız benzerliği görüyoruz.
Bu biçime "Tekrarsızlık" diyoruz, "tekrarsızlık" anlamında. Gündelik aklımız şuna alışkındır: bir şey bir kez olduysa, şartlar aynıysa yine olur. Yarın da güneş doğar, aynı namaz aynı namazdır. Dost'un cümlesi bu alışkanlığın altını boşaltıyor: "aynı" dediğimiz şey, her seferinde yeni bir şeyin ötekine çok benzemesi olabilir.
Bunu okuyunca fizikteki bir iki yere bakmak istedik. Ama baştan söyleyelim: bu bölümde fizik tarafı kalabalık değil. Dost tarafında yedi konu gördük, yalnız ikisi için fizikte bir kapı bulabildik. Kalanına ya bakmadık ya da başka bir sayfaya bıraktık. Bunu da yazmak istedik.
Dost ne diyor?
«Keşfe göre, hiçbir şey tekrarlanmaz. Her şey bir -yenilenme değil-, yeniden yaratma halindedir.» (c11k141, s. 277-278)
Dost burada "yenilenme" sözünü bile yeterli bulmuyor. Yenilenmede bir şeyin kendisi yeniden başlıyor gibi bir ima var; oysa söylenen, her anın yeni bir yaratma olduğu. Dikkat edilecek şey: bu bir "her şey değişir" cümlesi değil, "hiçbir şey ikinci kez gelmez" cümlesi. Değişmek, değişen bir şeyin sürdüğünü varsayar. Burada sürmek de sorgulanıyor.
«Allah tek bir şahsa iki kez aynı şekilde tecelli etmez veya iki şahsa tek bir surette görünmez.» (c2k26, s. 366)
İki şey söyleniyor. Biri aynı kişiye iki kez aynı tecellî gelmemesi, öteki aynı tecellînin iki kişiye birden gösterilmemesi. Dikkat edilecek şey: yasak iki yönlü. Ne zaman içinde bir tekrar var ne de kişiler arasında bir paylaşım. Bir tecellî bir kez, bir kişiye, bir sûrette gelir.
«Hak, tek bir surette iki kere veya iki şahsa tecelli etmeyecek kadar yücedir. Öyleyse Hakta tecellide bir tekrar yoktur» (c10k130, s. 239)
Aynı fikir başka bir yerde, gerekçesiyle geliyor. Tekrar etmemesi bir kusur ya da yasak gibi değil, yücelikten çıkarılıyor: tekrar eden bir şey sınırlıdır, Hakk'ın tecellîsi ise sınırlanamaz. Dikkat edilecek şey: gerekçe "doğa böyle işler" değil, "Hak buna yücedir". Fizikte aradığımız yakınlık bir sonuç yakınlığı olacak, gerekçe yakınlığı değil.
«Her nefes inşa ve yaratılıştır. O halde her nefesle bizde Hakkın yeni bir yaratması gerçekleşir. Meseleyi bilmeyen kimse yeniden yaratılış hakkında kuşkuya kapılır. Çünkü duyu başkalaşmanın hissedilmediği suret ile perdelenir» (c6k80, s. 224)
Bu parça biçimin gündelik yüzünü anlatıyor: neden yeniden yaratılışı görmüyoruz? Çünkü duyumuz başkalaşmayı hissetmiyor, benzerlik yeni olanı örtüyor. Dikkat edilecek şey: perde burada gözün yanılması değil, benzerliğin kendisi. Yeni bir şey öncekine tam benziyorsa, ikisini ayırmanın bir yolu kalmaz.
«Hak eşyayı yok etmez; onları giderir, çünkü o, faildir… Öyleyse ölüm, bir yok ediş değil, bir gidermedir.» (c5k69, s. 431)
Bu da Tekrarsızlık'in öbür yüzü. Hiçbir şey ikinci kez gelmiyorsa, giden şey de yokluğa gitmiyor; mertebe değiştiriyor. Metin ölümü bir "gidermek" olarak okuyor. Dikkat edilecek şey: "her an yeni" ile "hiçbir şey yok olmaz" aynı cümlenin iki ucu gibi duruyor. Yenisi gelir, eskisi de yok olmaz. Fizikte buna bakıp bakamayacağımızı aşağıda yazdık.
«Öyleyse Hakka göre şe'n bir tane iken âlemin kabiliyetlerine göre bütün âlem şe'nlerdir» (c6k85, s. 333)
Burada iş bir çokluk meselesine dönüyor: Hak'ta tek olan şe'n, âlemin alıcılığına göre bütün âlemin şe'nleri olarak görünüyor. Dikkat edilecek şey: çokluk gerçek ayrılıktan değil, tek olanın başka başka alınmasından geliyor. Bu, "ayrı ayrı şeyler var mı?" sorusunu açıyor.
Fizikte ne var?
Wootters 1982 — Kopyalanamayan durum
Bir fotokopi makinesi bir sayfayı çoğaltır. Soru şu: bilinmeyen bir kuantum durumunu aynen çoğaltan bir makine yapılabilir mi? Wootters ve Zurek'in makalesi, kuantum kuramının denklemlerinin doğrusal olmasından yola çıkarak yapılamayacağını gösteriyor. Bilmediğimiz bir durumun kusursuz bir ikinci nüshası kuramla çelişiyor. Bu bir deney değil, kuramsal bir sonuç; ama bugün kuantum bilgi biliminin ve güvenli iletişimin temelinde kullanılıyor. Neden durduruyor? Klasik dünyada bilgiyi bozmadan istediğimiz kadar çoğaltırız; burada ise bilinmeyen durumun ikinci nüshası yok. Önemli bir ayrıntı: yasak bilinmeyen durum için. Biliniyorsa, o durumu yeniden hazırlamak serbest. [Wootters 1982]
Dieks 1982 — Dolanıklıkla haberleşme önerisi
Dieks'in kısa makalesi başka bir soruyla çıkıyor: dolanık parçacık çiftleri ışıktan hızlı haberleşmeye yarayabilir mi? O sıralarda ileri sürülen bir öneri, çiftin bir ucundaki durumu çoğaltarak okumayı umuyordu. Dieks, bilinmeyen bir durumun kusursuz kopyasının kuantum mekaniğinin kurallarıyla bağdaşmadığını gösterdi; böylece öneri işlemiyor. Aynı sonuç Wootters ve Zurek'in aynı yıl çıkan çalışmasından da bilinir ve "kopyalamama teoremi" denir. Bu da kuramsal bir sonuç. Bizim için önemli olan şu: bilinmeyen bir durumun kopyalanamaması, dolanıklıkla ışıktan hızlı haberleşme önerilerini çürüten bir sonuç. [Dieks 1982]
Bennett 1993 — Işınlama önerisi
Bir nesneyi değil, onun bilgisini göndermeyi düşünün. Bennett ve arkadaşları şöyle bir yol öneriyor: Alice ile Bob önceden dolanık bir parçacık çifti paylaşıyor. Alice, göndermek istediği bilinmeyen durumdaki parçacıkla kendi dolanık parçacığına birlikte bir ölçüm yapıyor. Bu ölçüm asıl durumu yok ediyor ama iki bitlik sıradan bir sonuç veriyor. Alice bu sonucu olağan bir yoldan Bob'a bildiriyor; Bob da elindeki parçacığa sonuca göre bir düzeltme uyguluyor ve orijinal durumun birebir bir kopyasını elde ediyor. Bu bir kuram önerisi, sonradan deneylerle gerçekleştirildi. Hiçbir şey ışıktan hızlı gitmiyor, çünkü sıradan haber ışığı geçemez. Kopyalama da olmuyor, çünkü orijinal ölçümde yok oluyor. İnsanı durduran şu: bilginin bir yarısı dolanıklıkla, öbür yarısı sıradan kanalla taşınıyor. [Bennett 1993]
Bouwmeester 1997 — İlk ışınlama deneyi
Bouwmeester ve arkadaşları öneriyi deneyle gerçekleştirdi. Bir fotonun kutuplanma durumunu, o fotonu taşımadan başka bir fotonda yeniden kurdular. İki fotonu dolanık hâle getirdiler, gönderici taraf ortak bir ölçüm yaptı, sonucu klasik bir kanaldan iletti, alıcıda durum yeniden oluştu. Orijinal durum bu süreçte yok oldu. Bu bir deney. Durduran yan, bir durumun tüm bilgisinin ışık hızını geçmeyen bir haberleşmeyle başka yerde yeniden belirmesi. Ama bunun "madde ışınlandı" demek olmadığını söylemek gerek: yalnız durum aktarılıyor, fotonun kendisi gitmiyor. [Bouwmeester 1997]
SEP 2024 — Özdeş parçacıklar
Stanford Felsefe Ansiklopedisi'nin bu maddesi şunu soruyor: kuantum fiziği, parçacıkları "şu" ya da "bu" diyebileceğimiz ayrı bireyler olarak düşünmeye izin veriyor mu? Maddeye göre kuantum kuramının kurulduğu dönemde yaygınlaşan "kabul edilen görüş", temel parçacıkların bu anlamda birey sayılamayacağı yönünde. Bunun üzerine bireyleri sayamayan, özdeşliği başka kuran özel mantık sistemleri geliştirilmiş. Öte yandan fiziğin yine de bireyden söz eden bir metafizikle bağdaşabileceği de savunulmuş; ama bu durumda bu bireyler birbirinden o kadar ayırt edilemez ki Leibniz'in "ayırt edilemeyenlerin özdeşliği" ilkesi çiğnenmiş oluyor. Bu iddiaya da itiraz edilmiş. Yani bu bir deney değil, felsefî bir inceleme; sonuçlar kesin değil, tartışmalı. İnsanı durduran, iki elektronun "hangisi hangisi" sorusunun anlamını yitirebilmesi. [SEP: Identity and Individuality in Quantum Theory]
İkincil literatür ne diyor?
SEP maddesine göre “lâ tekrâr fi't-tecellî”, yani Hakk'ın kendini göstermesinde (tecellî) tekrar yoktur, İbn Arabî düşüncesinin temel ilkelerinden biridir ve madde bunu tevhidin doğrudan bir uygulaması sayıyor. Maddenin aktardığı akıl yürütme şöyle: Hakk bir olduğu için her fiilinde de biriciktir, o hâlde her yaratılmış şey ve her şeyin her anı biriciktir; sonsuz olana bağlı olduğu için hiçbir şey tıpatıp tekrarlanamaz. Madde bunu, kozmosun her an yeniden yaratıldığını söyleyen anlayışla (tecdîd-i halk) birlikte anlatıyor ve aynı ilkeyi Kur'ân okumasına da uzatıyor: aktardığına göre İbn Arabî, bir âyeti yeniden okuyup öncekiyle tıpatıp aynı anlamı gören kişinin onu hakkıyla okumadığını söylüyor. Bu paragraf Dost'un sözü değil, ikincil literatürün anlatımıdır. [SEP: Ibn 'Arabi]
Yan yana bakınca
Tecellînin tekrar etmemesi ve kopyalanamayan durum: uzaktan selamlaşıyor
Bir bakışta ortak olan şu: iki tarafta da "aynısını yeniden çıkaramazsın" diye bir sınır var. Dost'ta aynı tecellî iki kez ve iki kişiye gelmez; fizikte bilinmeyen bir kuantum durumunun ikinci bir nüshası çıkarılamaz [Wootters 1982; Dieks 1982].
Ayrıldıkları yer önemli ve hafife almamalıyız. Fizikteki yasak yalnız bilinmeyen durum için; biliniyorsa aynı durumu istediğimiz kadar yeniden hazırlayabiliriz. Dost'un cümlesinde "bilinen" ve "bilinmeyen" diye bir ayrım görmedik; tecellî hiçbir surette iki kere gelmiyor. Ayrıca fizikte yasağın gerekçesi denklemlerin doğrusallığı, Dost'ta ise Hakk'ın yüceliği. Gerekçeleri karşılaştırmaya kalkmadık. Bir de: "tekrar yok" fikri başka düşünce geleneklerinde (kelâm dahil) de söylenmiş olabilir; biz o bağlamlara bakmadık, biçimin Dost'a özgü olduğunu söylemiyoruz.
Bir gören nereden fark edebilir? Belki şuradan: "bilmemek" ile "ikinci kez gelmemek" arasındaki ilişkiye bakarak. Fizikte kopyalanamama, bilgiyi elde edememekle bağlantılı. Dost'un cümlesinde böyle bir bilgi şartı var mı, biz göremedik; bir gören, Dost'un tecellî anlatımında bilmenin yerini görürse fark edebilir.
Elimizde kalan soru: "Aynısı ikinci kez gelmez" cümlesi, fizikteki "bilinmeyen" kaydıyla ancak o kayıt çıkarılınca mı konuşabilir? Yoksa Dost'un cümlesi bu kaydı baştan aşan başka bir şeyi mi söylüyor? Ek olarak, ışınlama deneylerinde asıl durumun ölçümde yok olup başka yerde belirmesi [Bennett 1993; Bouwmeester 1997] yeni bir yakınlık açmıyor, aynı kopyalanamama sonucunun bir yüzünü gösteriyor.
Tek şe'n, çok sûret ve özdeş parçacıklar: uzaktan selamlaşıyor
Bir bakışta ortak olan şu: iki tarafta da "ayrı ayrı şeyler" sorusu sarsılıyor. Dost'ta tek şe'n, alıcıya göre çokluk olarak görünüyor; fizikte iki elektronun hangisi hangisi sorusu anlamını yitirebiliyor [SEP: Identity and Individuality in Quantum Theory].
Ayrıldıkları yer geniş. SEP maddesi bir felsefî tartışma ve sonuçlar kesin değil; birey saymanın zorluğu üzerine. Dost'taki cümle ise bir varlık anlatımı: çoklukta görünen şey tek şe'nin alınış biçimi. Biri "sayamıyoruz" diyor, öbürü "tek olan çok görünüyor".
Bir gören bunu nereden fark edebilir? "Ayırt edilemezlik" kavramına bakarak. Fizikte ayırt edilemez iki şeyin sayısı bile sorulur hâle gelir; Dost'ta çokluk bir bakış meselesi. Bu bağ ancak bir okuyanın daha dikkatli bakmasıyla anlam kazanabilir; biz sadece uzaktan selamlaştıklarını söyleyebildik.
Elimizde kalan soru: "Hangisi hangisi?" sorusunun anlamsız kalması ile "çokluk suret olarak vardır" demek, aynı kapıya mı çıkar yoksa sadece iki farklı kapı mı?
Yok olmama ve dönüş: bu kapıya bakmadık
Dost, hiçbir şeyin yokluğa gitmediğini, yalnız varlıktan varlığa geçildiğini söylüyor (c5k69, c16k207). Fizikte buna benzer bir korunum fikri var, ama kaynağını eklemeden yan yana koymak istemedik. Kaynaksız eşleşme yapmadık. Bu nedenle bu konu için yakınlık demiyoruz, soru da açmıyoruz.
Yaratılıştan önce ve sonra, daire ve sonsuz dönüş: bu kapıya bakmadık
"Hak ile birlikte başka bir şey yoktu" cümlesi ve dairenin ucu olmadığı fikri kozmolojiye ve geometriye yaklaşıyor. Kozmoloji tarafı büyük ölçüde spekülatif, geometri tarafı ise bizim için fazla çıplak bir benzerlik olurdu. Bu iki konuya bilerek bakmadık.
Hayret, acizlik ve bilgi: başka sayfaya bıraktık
Bu konu kendi başına bir biçim, Hayret. Orada daha geniş ele alıyoruz; burada tekrar etmedik.
Elimizde kalan sorular
- Dost'un "iki kez aynı surette gelmez" cümlesi, fizikteki "bilinmeyen durum kopyalanamaz" kaydını içeriyor mu, yoksa o kaydı baştan geçen daha geniş bir şey mi söylüyor?
- Işınlamada asıl durumun yok olup başka yerde belirmesi, Dost'un "yok etmez, giderir" cümlesiyle bir araya gelebilir mi, yoksa sadece bir sözcük benzerliği mi bu?
- "Hangisi hangisi?" sorusunun anlamsızlaşması ile tek şe'nin çok görünmesi aynı sezgiye mi dayanıyor, yoksa iki ayrı hayret mi?
- Dost'ta gerekçe Hakk'ın yüceliğiyse, fizikte gerekçe denklemlerin doğrusallığıysa, iki gerekçe hiç yan yana konabilir mi?
- Bu biçimde 102 maddenin yalnız küçük bir bölümünü fizikle konuşturabildik. Geri kalan çoğunluğun fizikte karşılığı olmaması da bir sonuç mu?
Neyi yapmadık?
Dost'un sözlerini Arapça aslıyla karşılaştırmadık. Okuduğumuz şey sitenin Türkçe kısım özetleriydi; alıntıları özetteki metinle birebir tuttuk ama aslını görmedik. Fizik kaynaklarını da tam metin okuyarak değil, elimizdeki özetlerle aktardık.
Bir şeyin ötekiyle özdeş olduğunu ya da onu onayladığını söylemiyoruz. Yan yana koyduğumuz şeylerden her biri kendi içinde, kendi dilinde anlam taşıyor. Biz Dost'u anlamıyoruz, anlamaya çalışmaktan da vazgeçmiyoruz; bu sayfa o çabanın bir kaydı, bir sonuç değil.