tecellilerinin dışında (Hakkın zatı üzerine) izzet perdesinin çekili ve Onun zatını bilme kapısının kilitli olduğunu bilir.
İşaret: Onun zatını bilme kapısının kilitli
Hakk'ın zâtını bilme kapısının kapalı olduğu.
c1k1-02 · s. 18
Sır diye adlandırıyor
Dost, Hz. Peygamber'in izi ve ardından gidenin görüşü örneğini açarken burada “gizli bir sır” bulunduğunu söyler: önder iz görmez, ardından giden izi görür; Hz. Peygamber'in makamı varisleri tarafından ancak onun elbisesinin ardından görülebilir. (özet)
İşaret: gizli bir sır
Önde gidenin görmediği izi ardından gidenin görmesi.
c1k1-03 · s. 25
Açıklamamayı seçiyor
Dost bazı sırları açtığını, bazı kıssaları anlattığını, ama vaktin bunları ifadeye imkân vermediğini ve hikmeti yerinin dışına koymaktan korktuğu için onları yerinde bıraktığını söyler. (özet)
İşaret: hikmeti yerinin dışına koymaktan korktuğu için onları yerinde bıraktığını
Misal âlemi müşahedesinde bazı sırların ve kıssaların anlatılmayıp bırakılması.
c1k1-04 · s. 36
Sır diye adlandırıyorMarifet ilmine özgü
Bu risaleyi el-Fütûhâtü'l-Mekkiyye fî Ma'rifeti'l-Esrâri'l-Mâlikiyye ve'l-Memlûkiyye diye isimlendirdim. Çünkü bu risaleye koyduğum şeylerin büyük kısmı, saygın evini tavaf ederken veya şerefli ve yüce Harem'inde kendisini murakabe ederken Allah'ın bana açtıklarıdır.
Dost, sır ilmini nakledenin güvenilirliği hakkında şunu söyler: sıradan biri için haber verenin dürüstlüğü şart koşulur, ama akıllı ve kendine karşı samimi biri için tasdik de red de zorunlu değildir, sadece çekingen kalınır. (özet)
İşaret: çekingen kalınır
Sır ilminin nakline karşı tutum.
c1k3-04
Ehline mahsus
Hâl ilmi, sır ile akıl ilimleri arasında durur; Dost'un ifadesiyle zorunlu-teorik ilme neredeyse aynıdır, ama yalnız tanık olan peygamber ya da veli aracılığıyla bilinir. (özet)
İşaret: yalnız tanık olan peygamber ya da veli aracılığıyla bilinir
Hâl ilminin ancak tanık olan peygamber ya da veli yoluyla bilinmesi.
c1k3-05
Tarif edilemez diyor
Zâtî hakikatler, hiçbir şeye benzetilemeyen, nitelenemeyen, dile getirilip işaretle gösterilemeyen bir müşahede mahallidir.
İşaret: dile getirilip işaretle gösterilemeyen
Hakikatlerin dört şubesinden zâtî hakikatler.
c1k3-06
Açıklamamayı seçiyorİşaretle söylüyor
Dost, 'seçkinlerin seçkinlerinin' inancına burada müstakil bir bölüm ayırmadığını, bunun yerine kitabın çeşitli bölümlerine dağıtarak serpiştirdiğini belirtir; çünkü bu inanç perdeli akılların çoğu için doğrudan kavranamayacak kadar yoğundur. (özet)
İşaret: serpiştirdiğini
Seçkinlerin seçkinlerinin inancının kitapta ayrı bir bölümle anlatılmaması.
Dost, Hak ile yedi karşılaşma sahnesinin sonunda gelen 'sayıdan sakın' sözünden sonra gerisini Hac ve Mekke bölümünde ele alacağını söyleyip konuyu erteler. (özet)
İşaret: gerisini Hac ve Mekke bölümünde
Sahnenin devamının sonraya bırakılması.
c1k4-05
Marifet ilmine özgü
Bana falanca falancadan rivayet etmiştir diyen bir yazar ile, kalbim Rabbimden rivayet etmiştir diyen bir yazar arasında ne büyük fark var!
İşaret: kalbim Rabbimden rivayet etmiştir
Dost'un bilgisinin kaynağının isnad değil doğrudan Hak olması.
c1k4-06
Sır diye adlandırıyorEhline mahsusAçıklamamayı seçiyor
Lâm'ın Elife sarılmasında öyle bir sır vardır ki, ancak Elif'i doğrultan ve Lâm'ı eğrisinden kurtaran kimseye görünebilir.
İşaret: öyle bir sır vardır ki, ancak
Lâm'ın Elif'e sarılması; ayrıntısı kitabın ilerleyen bir yerine bırakılır.
Dost harfleri avam, seçkinler, seçkinlerin seçkinleri ve daha ince ölçütlerle sınıflandırır; bu ayrımların gerekçesini açıklamaz, yalnız “keşif ehli bilir” der. (özet)
kalp ise bu esnada yaratıkların bilmediği ilâhi hikmet nedeniyle, aktarılan şeyleri bilemez.
İşaret: yaratıkların bilmediği ilâhi hikmet nedeniyle
Kalbe aktarılanı Dost'un da tam bilemeyebilmesi.
c1k5-04
Açıklamamayı seçiyorMarifet ilmine özgü
Bakara'nın başındaki mukattaât harflerinin ne zâhir ilim ehli ne de hâl ehlinin keşiflerinde tam olarak bilindiğini söyleyen Dost, kendi bilgisinin keşif yoluyla geldiğini, ama izin verildiği ölçüde konuşacağını ekler. (özet)
İşaret: izin verildiği ölçüde konuşacağını
Kur'ân'ın başındaki bilinmeyen harfler.
c1k5-05
Tarif edilemez diyorUyarıyor
Zinhar, hakikat yolunda yürürsen, bilineni bildiğini iddia etme! Sen sadece bilgiyi bildin. Bilgi ile bilinen arasında derinliğine ulaşılamayan deryalar vardır.
İşaret: derinliğine ulaşılamayan deryalar
Bilgi ile bilinen arasındaki aşılamaz mesafe.
c1k5-06
Açıklamamayı seçiyor
öyle korkutucu bir şey açıldı ki 'elimizden diviti attık ve âleme kaçtık.'
İşaret: elimizden diviti attık ve âleme kaçtık
Kitap ve kâtip hakkında tecelli edeni yazmaya başlarken yazının bırakılması.
Tı'da beş saklı sır var: birisi, hükümdarda mülkün hakikati; ve yaratılmıştaki Hak; sırlar nâiptir; nur narda (ateşte), insan melektedir.
İşaret: Tı'da beş saklı sır var
Tı harfinin şiirindeki beş gizli karşılık.
c1k6-02
Sır diye adlandırıyorMarifet ilmine özgü
Sad harfinin sırrına ancak uykuda ulaşılabileceğini belirttim, çünkü ben o sırra uykuda ulaştığım gibi Hak da onun sırrının bilgisini bana uykuda verdi.
İşaret: Sad harfinin sırrına ancak uykuda ulaşılabileceğini
Sad harfinin sırrının uykuda verilmesi.
c1k6-03
Sır diye adlandırıyor
Sin'de varlığın dört sırrı bulunur, tahakkuk ve en yüce makam ona aittir, kendisiyle ortaya çıkar gayb âleminden.
İşaret: varlığın dört sırrı
Sin harfindeki dört sır; şiirde ayrıntılandırılmaz.
c1k6-04
Sır diye adlandırıyorTarif edilemez diyor
Ze'de bir sır var ki anlamını iyice araştırdığında, işin ruhunun hakikati onu söyler hale gelir. Hikmetiyle bir kalbe tecelli ettiğinde, tenzih halinden fena haline, onu müstağni kılar. O halde münezzeh Zât'ın harflerinde yoktur, O'ndan başka, bilgiyi tahkik eden ya da onu bilebilen.
İşaret: Ze'de bir sır var
Ze harfindeki sır; Zât'ı bilebilenin yalnız Zât olması.
c1k6-05
Sır diye adlandırıyorTarif edilemez diyor
Zı'da altı saklı sır vardır ki gizlidirler; onlar yaratıklarca bilinmez.
İşaret: altı saklı sır vardır ki gizlidirler
Zı harfindeki altı gizli sır.
c1k6-06
Sır diye adlandırıyor
O mükemmel bir ruhtur, o altılı bir sırdır.
İşaret: o altılı bir sırdır
Vav harfi.
c1k6-07
Sır diye adlandırıyor
İnsanlar onun içerdiği sırrı görseydi, dolunayın silinmesiyle hilâlin tamamlandığını görürdü.
İşaret: onun içerdiği sırrı
Şın harfinin şiiri.
c1k6-08
Sır diye adlandırıyor
Yüksek ubûdiyet sırrı ona karışmıştır
İşaret: Yüksek ubûdiyet sırrı
Ba harfinin şiiri.
c1k6-09
Ehline mahsus
Her şeyi bilen Elif ve Lâm kucaklaştı, iki sevgili gibi; avam ise uyumakta.
Ekmekte, suda, bütün yiyecek, içecek ve giyeceklerde lâtif ve bilinmez ruhlar vardır. Bu ruhlar, o şeyin canlılık ve Rabbini tesbih ve bilmesinin, Yaratıcısını müşahede mertebesindeki konumunun yüksekliğinin sırrıdır.
İşaret: lâtif ve bilinmez ruhlar
Maddelerdeki lâtif ruhlar.
c1k7-02
Tarif edilemez diyorSır diye adlandırıyor
Bu altı harfin bilgisi, derinliğine ulaşılmayan derin bir deryadır. Dolayısıyla onu sadece Allah bilebilir. Bunlar, gaybın anahtarlarıdır.
İşaret: gaybın anahtarlarıdır
Elif, Vav, Dal, Zel, Ra ve Ze harfleri.
c1k7-03
Ehline mahsusİşaretle söylüyor
Dost harflerin kısa açıklamasını burada tamamlar ve bunların “koku ve zevk sahiplerine uyarılar” olduğunu söyler. (özet)
tevhit bilgisinden bilinebilecek şey, Allah'tan başkasında bulunan şeyin Allah'tan olumsuzlanmasıdır
İşaret: Allah'tan olumsuzlanmasıdır
Soru edatlarının Allah hakkında sorulamaması.
c1k9-02
Tarif edilemez diyor
Allah gözlerden perdeli olduğu gibi akıllardan da perdelenmiştir.
İşaret: akıllardan da perdelenmiştir
Beş idrak gücünün Hak'ka ulaşamaması.
c1k9-03
Marifet ilmine özgü
Muhakkiklerin en üstün grubu kalplerini teorik düşünceden boşaltıp teşbih görünümlü lafzın Allah'a yakışan anlamını doğrudan keşifle müşahede eder; diğerleri aktarma, ilham ve nakille bu anlama ulaşır. (özet)
İşaret: doğrudan keşifle müşahede
Teşbih görünümlü ifadelerin anlamına keşifle ulaşma.
c1k9-04
Sır diye adlandırıyor
Beşinci bölümde Dost, önce şiirsel bir girişle Besmele ve Fâtiha'nın sırlarına değinir. (özet)
Dost fenâ makamını, hallerinde fâni olmuş, müşahedelerini anlatamayan, 'Allah'ın gelinleri' (arâisü'l-Hak) diye andığı velilerin makamı olarak tarif eder. (özet)
İşaret: müşahedelerini anlatamayan
Fenâ makamındaki veliler.
c1k10-02
Tarif edilemez diyor
Allah yolunda ulaşılabilecek en değerli makam, O'nu bilememek ve bilememeyi bilmek makamıdır. Çünkü bu, kulluğun hakikatidir.
İşaret: O'nu bilememek ve bilememeyi bilmek
Bilememenin makamı.
c1k10-03
Sır diye adlandırıyorMarifet ilmine özgü
orada 'el-Hamdü lillah' ayetinin sırrını keşfeder
İşaret: ayetinin sırrını keşfeder
Hz. Peygamber'in emriyle Hz. Osman'ın Dost'u minbere davet ettiği vâkıa.
c1k10-04
Ehline mahsus
Arifler bu ikisini de bilir, ama avam gibi görünmeden ilkini söyleyemez.
İşaret: Arifler bu ikisini de bilir
'el-hamdü lillah' ile 'el-hamdü billah' arasındaki fark.
c1k10-05
Açıklamamayı seçiyor
Sizi sıfatlarım vasıtasıyla zâtımdan perdelemem gerekir.
İşaret: perdelemem gerekir
Hakk'ın velilerini kâfir görünümü altında saklaması.
c1k10-06
Açıklamamayı seçiyorTarif edilemez diyor
Bunun açıklanması yasaklandı, dolayısıyla izah edilmesi imkânsızdır.
Hz. Peygamber zaman deyip dehr ya da başka bir şey dememiş olması, mizanın varlığına dikkat çeker. Çünkü mizan kelimesinde bulunan harflerden hiçbirisi, zaman kelimesi zikredildiğinde dışta kalmaz.
İşaret: işârî bir delil
Zaman kelimesinin harfleri ile mizan kelimesinin harfleri arasındaki ilişkiden kurulan işârî delil.
c1k13-02
Marifet ilmine özgü
Kurruba şehrinde, yüce bir müşahede halinde berzah mertebesindeyken onlar bana gösterildi; ben de onları gördüm.
İşaret: yüce bir müşahede halinde
Önceki ümmetlerin 23 kutbunun Dost'a müşahede hâlinde gösterilmesi.
c1k13-03
Açıklamamayı seçiyorSır diye adlandırıyor
Kutuplar zincirinde sırrın Hz. Muhammed'in ruhundan sonra kimlere intikal ettiğine dair zincir açık uçlu bırakılıyor; Dost bir sonraki ismi vermeden kısmı bitiriyor ve konuyu Kısım XIV'e taşıyor. (özet)
İşaret: sırrın kendisinden sonra kimlere intikal ettiği açık uçlu bırakılıyor
Kutup zincirinde sırrın sonraki taşıyıcısının adının verilmemesi.
c1k13-04
Marifet ilmine özgüEhline mahsus
Hz. Peygamber de o hadisi reddeder ve şöyle cevap verir: Ben onu söylemedim ve ona göre hüküm vermedim. Böylece keşif sahibi, hadisin zayıf olduğunu öğrenir.
İşaret: keşif ehli
Keşif sahibinin hadisin zayıflığını Hz. Peygamber'den doğrudan öğrenmesi.
Simyanın (demiri altına dönüştürme) nasıl işlediğinin açıklanmayıp yalnız işaret edilmesi.
c1k14-02
İşaretle söylüyorEhline mahsusUyarıyor
Size bu makamımda simge yoluyla söyleyeceğim şeyi, anlayınız... Her bilginin tahsis edildiği bir ehli vardır.
İşaret: simge yoluyla; her bilginin tahsis edildiği bir ehli vardır
Müdâvi'l-külüm'ün dostlarına veda konuşmasında felek bilgisini simgeyle söylemesi.
c1k14-03
Sır diye adlandırıyor
Bu kutbun ilk sırrı, 'birinci dehir' (zamanın kendisinden çıktığı ilk devir) olarak veriliyor. (özet)
İşaret: ilk sırrı
Müdâvi'l-külüm'ün ilk sırrı olarak birinci dehir.
c1k14-04
Tarif edilemez diyorMarifet ilmine özgü
Evet ve hayır! “Evet ve hayır” arasında ruhlar gibi, boyunlar bedenlerinden uçar.
İşaret: Evet ve hayır!
Dost'un İbn Rüşd ile Kurtuba'daki karşılaşmasında keşif ve akıl arasındaki soruya verdiği cevap.
c1k14-05
İşaretle söylüyorUyarıyor
Küçüklüğüne rağmen merkezdeki nokta, kendisini çevreleyen bütün parçalara zatıyla bakar... kuşatan çevre, kuşatılan ise nokta olduğu gibi, bunun tersi de doğrudur. Düşününüz!
Fakat onu açıkça değil ima yoluyla zikrederiz. Çünkü Allah'ın görülmesi konusu, kanıtlardaki çelişki nedeniyle aklın aciz kaldığı sıkıntılı bir alandır.
İşaret: ima yoluyla zikrederiz
Ru'yetullah (Allah'ın görülmesi) meselesinin açıkça değil ima yoluyla anılması.
c1k14-07
Marifet ilmine özgü
Dost, kendi zamanındaki bir Veted'i ve Şeyh Ebû Ali el-Hevvârî'nin keşfen tanıdığı üç Direk'i anlatıyor; dördüncüsünün hiç görülmediği, Habeşli bir adam olduğu söyleniyor. (özet)