c14k152-01
İşaretle söylüyor
Onları söylerim ben ve kiminle oturduğum bilinmez / Çünkü nur karanlıklar içinde.
İşaret: kiminle oturduğum bilinmez
373. Bölümün açılış şiiri; nurun karanlık içinde olması.
İşaretle söylüyor
Onları söylerim ben ve kiminle oturduğum bilinmez / Çünkü nur karanlıklar içinde.
İşaret: kiminle oturduğum bilinmez
373. Bölümün açılış şiiri; nurun karanlık içinde olması.
Sır diye adlandırıyor Ehline mahsus Marifet ilmine özgü
"Üç Sır" menzilinin merkezinde hikmet duruyor ve Dost onu ısrarla bir edinim değil bir ihsan olarak konumlandırıyor: hikmet "el-Hakîm ve el-Habîr'in inayet ehline verdiği" şeydir (özet)
İşaret: inayet ehline verdiği
'Üç Sır' menzilinde hikmetin inayet ehline verilen bir ihsan olması.
Açıklamamayı seçiyor
Keşif sahibi bu durumu ifşa etseydi, gizlemenin hikmeti ortadan kalkardı
İşaret: ifşa etseydi, gizlemenin hikmeti ortadan kalkardı
378. Bölümde perdenin kasıtlı olması; ifşanın izin ölçüsünde olması.
Marifet ilmine özgü Ehline mahsus
bize göre gerçek öyle değildir, çünkü hayvanların durumu her şeyden daha açık ve barizdir. Kim böyle bir belirsizlikle karşılaşmışsa, bu konuda keşfi olmadığı için karşılaşmıştır.
İşaret: keşfi olmadığı için
Hayvanların belirsiz sayılmasının keşfin yokluğundan olması.
Marifet ilmine özgü
Allah ehlinden kimsenin bu taksime göre rahmetin üçe ayrıldığına dikkat çektiğini görmedim... Biz onu keşiften öğrendik.
İşaret: Biz onu keşiften öğrendik
Rahmetin üçe taksimi.
İşaretle söylüyor
İlahî bilgide bundan daha büyük bir hayret yoktur... Tereddüt hayret demektir! Anlayınız.
İşaret: Anlayınız
Allah'ın Deccâl'in cezalandırılmasında ağlaması ve tereddüdü.
Tarif edilemez diyor
Berzah da malumdur, fakat idrak edilmez, akledilir, görülmez.
İşaret: idrak edilmez
Berzahın malum olup idrak edilmemesi.
Açıklamamayı seçiyor
bir hazineyi infak etmek onu söylemek; ve bir söz ancak ilk çıktığı kişide hazinedir, nakledende değil (özet)
İşaret: infak etmek onu söylemek
Arş'ın altındaki hazinelerin bizim varlığımızda saklı olması.
Açıklamamayı seçiyor
çünkü o bilgiler sayılamayacak kadar çoktur. Biz bir kısmını zikredeceğiz.
İşaret: Biz bir kısmını zikredeceğiz
384. Bölümde münazelelerde gelen ilahi bilgilerden yalnız bir kısmının zikredilmesi.
Tarif edilemez diyor Marifet ilmine özgü
388'in başlığı 'Bilinmeyen Bir Münâzele'dir; Dost, Kur'ân'daki ziyâdeyi ele alıp karşılığın bilinmiyorsa bizde de onu karşılayacak bilinmeyen bir yön olması gerektiğini söyler ve bu makamı tatmış kimseyi tanımadığını belirtir. (özet)
İşaret: bu makamı tatmış kimseyi tanımıyor
Ziyâde (fazlalık) makamının bilinmeyen yönü ve bu makamı tatmış kimsenin tanınmaması.
İşaretle söylüyor
“bu yorum — tefsir değil — işârî yorumudur.”
İşaret: işârî yorumudur
Tevbe 9:67 'Allah'ı unuttular, Allah da onları unuttu' âyetinin tersine okunuşunun statüsü: tefsir değil, işârî yorum.
Açıklamamayı seçiyor
“onun hakkında sustuk”
İşaret: onun hakkında sustuk
392. bölümün açılış şiirinde bir şeyin kaynağı söylendikten hemen sonra konuya dair susulduğunun bildirilmesi.
Tarif edilemez diyor Sır diye adlandırıyor
“bu bilginin kimseye öğretilmesi ve talimi de mümkün değildir.”
İşaret: kimseye öğretilmesi ve talimi de mümkün değildir
Nispetlerin birleşmesinden muhtaç ama zuhurda müstakil varlıkların nasıl meydana geldiği bilgisi; Allah dışında hiçbir yaratılmışın ve İlk Akıl'ın bilemediği, öğretilemeyen bilgi (Hakkın zâtını bilmeye benzetilir).
Uyarıyor
“Bu meseleyi anlamalısın, çünkü bilseler bile bu konuya dikkat çeken kimse görmedim ve duymadım.”
İşaret: bu konuya dikkat çeken kimse görmedim ve duymadım
394. bölümde nispetlerden varlığın doğuşu meselesine okuyucunun dikkatinin çekilmesi.
Sır diye adlandırıyor Ehline mahsus
395'te tez: ilâhî hayat sırrı bütün varlıklara yayılmış — bir kısmını gözle görüyoruz, bir kısmını yalnız peygamberler ve bazı veliler görüyor. (özet)
İşaret: ilâhî hayat sırrı
395. bölümde ilâhî hayat sırrının bütün varlıklara yayılması ve bir kısmının yalnız peygamberler ve bazı veliler tarafından görülmesi.
Marifet ilmine özgü
“Ona katımızdan rahmet verdik ve ledünden bilgi öğrettik”
İşaret: ledünden bilgi öğrettik
396. bölümde Hızır âyetindeki ledünün Allah ile her varlık arasında sebebin araya giremediği özel yön (vech-i hâs) olarak okunması.
Ehline mahsus Sır diye adlandırıyor
Vech-i hâs, peygamberin ve Hakk'a yakın meleğin bile muttali olamadığı bir yer olarak anlatılır. (özet)
İşaret: muttali olamadığı bir yer
396. bölümde her varlıkla Allah arasındaki, peygamber ve yakın meleğin bile muttali olamadığı özel yön.
Marifet ilmine özgü
“bize ansızın gelen bilgiyi yadırgadık ve 'bu bilgi de nereden çıktı?' dedik.”
İşaret: bize ansızın gelen bilgiyi yadırgadık
Dost'un vech-i hâs bilgisini Hz. Ebû Bekir'in uyarısından almadığını, kendisine ansızın gelen bilgi olarak yaşadığını söylemesi.
Marifet ilmine özgü
“Bu menzil Muhammedi mertebeden öğrenilir.”
İşaret: Bu menzil Muhammedi mertebeden öğrenilir.
396. bölümde başlık ile açılış şiiri arasındaki tek satır: menzilin Muhammedî mertebeden öğrenildiği.
Marifet ilmine özgü
Boş bir kalple Allah karşısında huzur, murakabe ve dinginlik halinde oturmak; “kendisini Allah'ı bilmeye ulaştıracak delil aramaz.” (özet)
İşaret: kendisini Allah'ı bilmeye ulaştıracak delil aramaz
396. bölümde bilinenleri ve âlemi zihinden uzaklaştırıp boş kalple oturma yöntemi.
Tarif edilemez diyor Sır diye adlandırıyor
“Allah katında ilahî bir makama bağlıdır ve bu makam özel yöndendir ve bilinmeyen bir makamdır.”
İşaret: özel yöndendir ve bilinmeyen bir makamdır
397. bölümde hemcinse taşkın söz söyleyenin karşısındaki kişinin Allah katındaki özel yönden bilinmeyen makamı.
Sır diye adlandırıyor Uyarıyor
“Burada Allah'ın tecellisinde bir sır vardır ki inançları ve inanç farklılıklarını öğrenmek üzere o sırrı araştırmalısın.”
İşaret: Allah'ın tecellisinde bir sır vardır
398. bölümde kıyamette Allah'ın kullarına inkâr edilecekleri bir surette tecellî etmesindeki sır.
Uyarıyor Marifet ilmine özgü
399. bölüm ittihâd menzilini anlatır; Dost burasının kimsenin, özellikle Allah'ı bilenlerin kolayca selâmete çıkamadığı bir yer olduğunu söyler ve bu birliği dile getirenleri üçe ayırır (ilahî emirle söyleyen, vaktin ve hâlin gereğiyle söyleyen, söyleyip ne söylediğini bilmeyen). (özet)
İşaret: kolayca selâmete çıkamadığı bir yer
İttihâd menzilinin tehlikesi ve bu birliği dile getirenlerin üç sınıfı.
Sır diye adlandırıyor
“bâtınında rahmet zahirinde azap bulunan sur… İnsanlar bunun farkında değildir.”
İşaret: İnsanlar bunun farkında değildir
400. bölümün sonunda Hakk'ın fark hâlindeki kulun zuhurunda gizlenmesi ve sur imgesi.
Açıklamamayı seçiyor İşaretle söylüyor Sır diye adlandırıyor
“burada işaret etmekle yetinip açıklamayacağım bir sır vardır.”
İşaret: işaret etmekle yetinip açıklamayacağım bir sır vardır
405. bölümde kalbin rahmetten daha geniş yaratılmasına dair, açıklanmayacağı bildirilen sır.
Ehline mahsus
“Bize göre bu meselede sorunu çözebilecek olanlar, keşif, vecd ve ilham ehlidir.”
İşaret: keşif, vecd ve ilham ehlidir
404. bölümde ilâhî bilginin sonsuz bilinenlere ilişmesi meselesini çözebilecek olanlar.
Uyarıyor
“Dikkatini çektiğim husus iyi öğrenmelisin! Çünkü başka bir yerde bu bahsi bulamazsın.”
İşaret: başka bir yerde bu bahsi bulamazsın
404. bölümün sonunda bilginin bilinenlere ilişmesi bahsine dikkat çekilmesi.
Marifet ilmine özgü
“nazari bilginin değil irfani bilginin yeri”
İşaret: irfani bilginin yeri
405. bölümde kalbin, kendisi hakkındaki marifetin mahalli ve irfani bilginin yeri olarak tanımlanması.
İşaretle söylüyor
“Bu yorum, gerçek bir değil, işari bir yorumdur.”
İşaret: işari bir yorumdur
405. bölümde Hz. İbrahim'ın Beyt-i Mamur'a sırtını dayayıp girmemesine dair yorumun statüsü.
Marifet ilmine özgü
“Onlar Allah'ın basiret gözlerinden bilgisizlik perdesini kaldırıp nefislerindeki ve ufuklardaki ayetleri gösterdiği kimselerdir.”
İşaret: bilgisizlik perdesini kaldırıp
405. bölümde Hak haberini imkânsız saymayanların altıncı grubu: Allah'ın bilgisizlik perdesini kaldırıp âyetleri gösterdiği kimseler.
İşaretle söylüyor
Aynı sözün hem zâhirî hem işârî anlamının birden gerçek olmasının imkânsız sayılamayacağı savunulur (dilsel tevilcilere itiraz). (özet)
İşaret: işârî anlam
405. bölümde dilsel tevilcilere itirazda zâhirî ve işârî anlamın birlikte gerçek olabilmesi.
Tarif edilemez diyor
“Bu bağlamda Hakk'ı ancak Hak bilebilir.”
İşaret: Hakk'ı ancak Hak bilebilir
406. bölümde mümkünlerin hakikatleri ile ilahî isimler arasındaki bilgi ilişkisi bağlamında Hakk'ı bilmenin kimde olduğu.