fikir ile zât-ı sırfın idrâki mümkin değildir. Onun için hadîs-i şerîfte 'Allâh'ın zâtı hakkında tefekkür etmeyiniz!' buyurulmuştur.
İşaret: fikir ile zât-ı sırfın idrâki mümkin değildir
Birinci mertebe (lâ-taayyün) fikirle idrak edilemez; Zât hakkında tefekkür yasağı hadisle dayandırılıyor.
fs1-02 · s. 121-126 · Konuk
Tarif edilemez diyor
O mertebenin bu isimler ile tevsimi tâliblere tefhîm-i merâm içindir.
İşaret: tâliblere tefhîm-i merâm içindir
Lâ-taayyün mertebesine verilen adların yalnız anlatma amacıyla konduğu belirtiliyor.
fs1-03 · s. 136 · Füsûs
Marifet ilmine özgü
Ve bunu akıl nazar-ı fikrî tarîkiyle ârif olmaz; belki bu fennin idrâki, ancak keşf-i ilâhî ile vâki' olur.
İşaret: ancak keşf-i ilâhî ile vâki' olur
Meleklerin âlem sûretindeki kuvvetler olduğu bilgisi akılla değil ilâhî keşifle idrak edilir.
fs1-04 · s. 196-197 · Füsûs
Açıklamamayı seçiyor
bu kitâbda, ondan bana tahdîd olunan şeyi îrâd ettim, yoksa ona vâkıf olduğum şeyi değil. Zirâ buna, ne kitâb ne de el'ân mevcûd olan âlem vâsi' olmaz.
İşaret: bana tahdîd olunan şeyi îrâd ettim, yoksa ona vâkıf olduğum şeyi değil
Şeyh, Âdem'e gösterilenden kitaba yalnız kendisine sınırlanan kısmı koyduğunu söylüyor.
fs1-05 · s. 198 · Füsûs
Açıklamamayı seçiyor
ve bana tahdîd olunan şey indinde durdum; ve eğer bunun üzerine ziyâde etmeğe meyletsem, kâdir olmaz idim. Zirâ hazret bundan men'eder.
İşaret: hazret bundan men'eder
Fassın sonunda yazanın kendisine çizilen sınırda durduğu, fazlasına izin olmadığı söyleniyor.
her zaman ferdde, bu zamanda şahsın istidâdına vukûf, ma'lûmâtın en gâmız olanındandır.
İşaret: ma'lûmâtın en gâmız olanındandır
Kişinin kendi istidâdını bilmesinin bilgilerin en gizlilerinden olduğu söyleniyor.
fs2-02 · s. 208 · Konuk
Ehline mahsus
İmdi kelâm bir, fakat isti'dâd-ı sâmiin muhteliftir.
İşaret: isti'dâd-ı sâmiin muhteliftir
Aynı maârifin dinleyenin istidâdına göre farklı karşılandığı belirtiliyor.
fs2-03 · s. 216 · Füsûs
Sır diye adlandırıyor
Ve abdden olan isti'dâda sâhibinin şuûru yoktur; ve hâle şuûru vardır. Zirâ bâisi bilir, o da hâldir. Böyle olunca isti'dâd, suâlin ahfâsıdır.
İşaret: isti'dâd, suâlin ahfâsıdır
İstidâdın istemenin en gizli türü olduğu, sahibinin onun farkında olmadığı söyleniyor.
fs2-04 · s. 217 · Füsûs
Sır diye adlandırıyorEhline mahsus
Böyle olunca Allâh'ın ilmi ona nereden hâsıl olduğunu bilir; ve ehlullahdan bu sınıfdan a'lâ ve ekşef bir sınıf yoktur. Binâenaleyh bunlar sırr-ı kadere vâkıftırlar.
İşaret: bunlar sırr-ı kadere vâkıftırlar
Kendi ayn-ı sâbitesine dair Allah'ın ilminin kaynağını bilenler kader sırrına vâkıf sayılıyor.
fs2-05 · s. 224 · Füsûs
Ehline mahsusMarifet ilmine özgü
bununla ehlullâhdan sâhib-i keşf ve şühûd olan muhakkıktan ayrıldı.
İşaret: ehlullâhdan sâhib-i keşf ve şühûd olan muhakkık
'Tâ ki bilelim' âyetini hudûs diye te'vîl eden kelâmcı, keşf ve şühûd sahibi muhakkıktan ayrılıyor.
fs2-06 · s. 227 · Füsûs
Tarif edilemez diyor
Ve âyinede bir sûreti gördüğün vakit, nefsinde âyinenin cirmini görmeğe çalış. Elbette onu hiçbir vakit göremezsin.
İşaret: Elbette onu hiçbir vakit göremezsin
Tecellîde mütecellâ-lehin yalnız kendi sûretini gördüğü, aynayı göremediği anlatılıyor.
fs2-07 · s. 228 · Konuk
Tarif edilemez diyor
Hayâl mevcûd değildir, ma'dûm da değildir; ma'lûm değildir, mechûl de değildir; menfî değildir, müsbet de değildir.
İşaret: ma'lûm değildir, mechûl de değildir
Konuk, Fütûhât'ın 63. bâbından hayâlin ne var ne yok, ne bilinir ne bilinmez olduğunu aktarıyor.
fs2-08 · s. 229 · Füsûs
Ehline mahsusUyarıyor
Ve sen bunu tattığın vakit, mahlûk hakkında onun fevkinde bir gâye olmayan gâyeyi tattın. Böyle olunca bu derecelerden daha yükseğine terakkî etmede tama' etme ve nefsini yorma!
İşaret: tattığın vakit
Zevk yoluyla elde edilen bu mertebenin üstüne çıkma beklentisine karşı uyarı yapılıyor.
fs2-09 · s. 230 · Konuk
Tarif edilemez diyor
Konuk'a göre bu müşâhedede 'Hakk'ı gördüm' demek yalan, 'görmedim' demek de doğru değildir. (özet)
Konuk, müşâhedede Hakk'ı görme ifadesinin ne olumlu ne olumsuz söylenebileceğini belirtiyor.
fs2-10 · s. 231 · Füsûs
Ehline mahsusMarifet ilmine özgü
Belki ilim, ona sükûtu i'tâ etti, aczi i'tâ etmedi. Ve bu, ilm-i billâhın a'lâsıdır; ve bu ilim, ancak hâtem-i rusül ve hâtem-i evliyâ için hâsıldır.
İşaret: ancak hâtem-i rusül ve hâtem-i evliyâ için hâsıldır
İlm-i billâhın en yükseği olan sükût ilminin yalnız iki hâtem için hâsıl olduğu söyleniyor.
fs2-11 · s. 241 · Füsûs
Marifet ilmine özgüSır diye adlandırıyor
İmdi o öyle bir ma'denden ahzeder ki, resûle onunla vahyolunan melek ondan alır.
İşaret: öyle bir ma'denden ahzeder
Hâtem-i evliyânın bâtında aldığı kaynak, resûle vahyedilen meleğin aldığı kaynakla aynı olarak anlatılıyor.
fs2-12 · s. 259 · Füsûs
Tarif edilemez diyor
İmdi o, bilir, bilmez, ve âriftir, ârif değildir ve müşâhiddir, müşâhid değildir.
İşaret: bilir, bilmez, ve âriftir, ârif değildir
Hâtem hakkında bilmek ve bilmemek, müşâhede etmek ve etmemek birlikte söyleniyor.
fs2-13 · s. 260 · Füsûs
Sır diye adlandırıyor
Zirâ veled babasının sırrıdır. Binâenaleyh ondan çıktı, yine ona rücû' etti.
İşaret: veled babasının sırrıdır
Şît'in adı açıklanırken çocuğun babasının sırrı olduğu söyleniyor.
fs2-14 · s. 268-269 · Füsûs
Ehline mahsus
ve bu tafsîli hâssaten ancak ulemâ-i billâh bilir.
İşaret: hâssaten ancak ulemâ-i billâh bilir
İmkânın, mümkinin ve vâcib-bi'l-gayr oluşunun ayrıntısını yalnız Allah'ı bilenlerin bildiği söyleniyor.
fs2-15 · s. 271 · Füsûs
Sır diye adlandırıyor
Bu nev'-i insânîden doğan son mevlûd, ‘kadem’i Şîs üzerine olur; ve o onun hâmil-i esrârıdır;
İşaret: hâmil-i esrârıdır
Son doğacak çocuğun Şît'in kademi üzerinde ve onun sırlarının taşıyıcısı olduğu söyleniyor.
Tenzîh eden kimseler ise, bu tekziblerinin farkına varmazlar; ve bu tekzîb ile kendilerinde ma'rifet hâsıl olduğunu ve mü'min ve muvahhid olduklarını zannederler.
İşaret: bu tekziblerinin farkına varmazlar
Yalnız tenzîh edenlerin kendi yalanlamalarının farkında olmadıkları belirtiliyor.
fs3-02 · s. 285 · Konuk
Ehline mahsusİşaretle söylüyor
Hak Teâlâ ibâdına kendi kelâmında tecellî eyler, velâkin onlar bilmezler.
İşaret: velâkin onlar bilmezler
Konuk, Ca'fer-i Sâdık'tan Hakk'ın kelâmında bilinmeden tecellî ettiğini ve sözün çok yüzü olduğunu aktarıyor.
fs3-03 · s. 288 · Füsûs
Tarif edilemez diyor
İşte bunun için Hakk'ın haddi mechûl olur. Zirâ Hakk'ın haddi, ancak her sûretin haddini bilmek ile ma'lûm olur. Bunun husûlü ise muhâldir.
İşaret: Hakk'ın haddi mechûl olur
Hakk'ın haddinin her sûretin haddini bilmeye bağlı olduğu, bunun mümkün olmadığı söyleniyor.
fs3-04 · s. 290 · Füsûs
Tarif edilemez diyor
Hakk'ı dahi tafsîl üzere değil, mücmelen ârif olur.
İşaret: mücmelen ârif olur
Tenzîh ve teşbîhi birleştirenin Hakk'ı ancak icmâlî bildiği söyleniyor.
fs3-05 · s. 294 · Füsûs
Tarif edilemez diyor
Allah Teâlâ dahi sûret-i âlemi, Hakk'ın hamdi ile müsebbih kıldı; velâkin biz onların tesbîhini idrâk etmeyiz.
Böyle olunca sizden muhakkak O'nu gördüğünü tahayyül eden kimse, ârif olmadı; ve sizden muhakkak nefsini gördüğünü ârif olan kimse, âriftir.
İşaret: nefsini gördüğünü ârif olan kimse, âriftir
Hakk'ı gördüğünü sanan ile nefsini gördüğünü bilen arasında âlim-i billâh ayrımı yapılıyor.
fs3-07 · s. 320 · Füsûs
Ehline mahsus
Zirâ Hak için her bir ma'bûdda bir vech vardır. Onu bilen bilir ve bilmeyen de bilmez.
İşaret: Onu bilen bilir ve bilmeyen de bilmez
Her ma'bûdda Hakk'a ait bir yüzün bulunduğu, bunu herkesin bilmediği söyleniyor.
fs3-08 · s. 320-321 · Konuk
Uyarıyor
Ve bu izâhdan putperestliğin câiz olduğu anlaşılmasın. Belki putperestlik vazî' olan kimselerin; ve Hudâ-perestlik ise şerîf olanların kârıdır.
İşaret: anlaşılmasın
Konuk, putlara dair açıklamadan putperestliğin câiz olduğu sonucunun çıkarılmaması için uyarıyor.
fs3-09 · s. 336 · Konuk
Uyarıyor
Konuk, 'Zâhir ve Bâtın hep Hak'tır' deyip namaz, abdest ve orucu gereksiz sayanları kınıyor; ona göre insanın mukayyed varlığı şehâdet âleminde abd-i mahzdır. (özet)
Konuk, Nûh'un esrârına dair pasajın yanlış anlaşılmasına karşı uyarıyor.
fs3-10 · s. 341 · Füsûs
Sır diye adlandırıyorİşaretle söylüyor
Ve bir kimse Nûh (a.s.)ın esrârına vâkıf olmak murâd ederse, onun üzerine felek-i Şems'e terakkî etmek lâzım olsun; ve o bizim Tenezzülât-ı Mevsıliyye'mizdedir, vesselâm.
İşaret: Nûh (a.s.)ın esrârına vâkıf olmak
Nûh'un sırlarının başka bir eserde, Güneş feleğine yükselişin anlatıldığı yerde bulunduğu belirtiliyor.
Muhakkak Allah Teâlâ ancak O'nu ezdâd beyninde cem'etmekle, O'nun üzerine O'nunla hükmetmekte bilinir.
İşaret: Allah Teâlâ ancak O'nu ezdâd beyninde cem'etmekle ... bilinir
Ebû Saîd el-Harrâz'ın Hakk'ın nasıl bilindiğine dair sözü.
fs4-02 · s. 366 · Konuk
UyarıyorAçıklamamayı seçiyor
Konuk, muhakkikler arasındaki iki meşrebi "Heme ez Ûst" (Hep O'ndandır) ve "Heme Ûst" (Hep O'dur) diye adlandırır; Reşehât'tan aktardığına göre Hâce Ahrâr, bâtında "Heme Ûst"a inanıp zâhirde "Heme ez Ûst" demenin tavsiye edildiğini anlamıştır. (özet)
İşaret: bâtında "Heme Ûst"a inanıp zâhirde "Heme ez Ûst" demenin tavsiye edildiği
Birlik hükmünün bâtında tutulup zâhirde başka bir ifadeyle söylenmesi.
fs4-03 · s. 367 · Konuk
İşaretle söylüyor
Şeyh Füsûs ibarelerinin çoğunu işaret derecesinde mücmel söylemiştir, kelime kelime Türkçe tercümesi "aslından daha ziyâde muhtâc-ı şerh ve tefsîrdir".
İşaret: işaret derecesinde mücmel
Füsûs ibarelerinin mücmel ve işaret düzeyinde söylenmiş olması.
fs4-04 · s. 376 · Füsûs
Ehline mahsus
Ve bizim dediğimiz şeyi ârif olan kimse, 'hayret'e düşmez. Her ne kadar mezîd-i ilimde ise de, ancak mahallin hükmündedir. Hâlbuki mahal, ayn-ı sâbitenin 'ayn'ıdır.
Konuk'a göre Şeyh, "İbrâhîm'in sûretinin vücûduna Hakk'ın tahallülü" demiştir; eşhâsın sûretlerine "Hak" denilmesin diye "sûret" yerine "sûretin vücûdu" ifadesini seçmiştir; sûretlere "Hak" ıtlâkı câiz değildir, vücûd bir olduğu için sûretin vücûduna ıtlâk olunabilir. (özet)
İşaret: eşhâsın sûretlerine 'Hak' dememek için
Tahallül ifadesinde yanlış anlaşılmaya karşı seçilen kelime.
fs5-02 · s. 393 · Konuk
Uyarıyor
Vücûd-ı mutlakın her mertebede bir hükmü vardır. Eğer bu mertebelerdeki ahkâma riâyet etmez isen zındıksın.
İşaret: ahkâma riâyet etmez isen zındıksın
Her mertebenin hükmüne riayet edilmesi gerektiği (Câmî'nin beyti).
fs5-03 · s. 402 · Füsûs
Marifet ilmine özgü
Bundan sonra, ikinci hâlde, sana keşf i'tâ eder ki: Tahkîkan Hakk'ın nefsi, kendi nefsine ve ulûhiyetine delil oldu; ve tahkîkan âlem, onların suver-i a'yân-ı sâbitesinde Hakk'ın tecellîsinden gayrı değildir.
İşaret: sana keşf i'tâ eder
Birinci keşfin içeriği.
fs5-04 · s. 403 · Füsûs
Marifet ilmine özgü
Ondan sonra diğer keşf gelir ki, bizim sûretlerimizi Hak'ta sana izhâr eder; ve Hak'ta ba'zımız ba'zımıza zâhir olur; ve ba'zımız ba'zımızı ârif olur; ve ba'zımız ba'zımızdan mütemeyyiz olur.
İşaret: diğer keşf gelir
İkinci keşfin içeriği; Konuk bunu fenâdan sonra bekâ ve cem'den sonra fark makâmı olarak adlandırır.
fs5-05 · s. 407 · Füsûs
Ehline mahsusMarifet ilmine özgü
'sâk', ârif olanların burada keşfeylediği emrdir.
İşaret: ârif olanların burada keşfeylediği emr
Kalem 68/42'deki "sâk"ın ârifler tarafından bu dünyada keşfedilen emir olması.
fs5-06 · s. 412 · Füsûs
Ehline mahsusMarifet ilmine özgü
Hitâb-ı ilâhî, keşfin i'tâ ettiği şey üzerine vârid olmadı. İşte bundan dolayı mü'minler çok ve ashâb-ı küşûf olan ârifler az oldu.
İşaret: ashâb-ı küşûf olan ârifler az
İlâhî hitabın nazar-ı aklînin verdiği ölçüde gelmesi, keşf ehlinin az olması.
fs5-07 · s. 413 · Konuk
Sır diye adlandırıyorMarifet ilmine özgü
Eğer akıl bu bahiste yol görücü olaydı, Fahreddîn-i Râzî dînin sırrını bilici olurdu.
İşaret: dînin sırrını bilici
Aklın bu konuda yol gösteremeyeceği (Mevlânâ'dan aktarım).
fs5-08 · s. 419 · Konuk
Ehline mahsus
Konuk, ibâdetin Hakk'a nisbet edilmesinin sû'-i edeb olmadığını, bu ta'bîrin sekr ehlinin sözü değil ârifin ıstılâhı olduğunu ve burada "ibâdet"ten murâdın "îcâd" ve "terbiye" olduğunu yazar. (özet)
İşaret: ârifin ıstılâhı
"Hak bana ibâdet eder" ifadesinin ârifin ıstılâhı olarak anlaşılması.
fs5-09 · s. 425 · Konuk
Uyarıyor
Hulûle kâil olanlar, vücûd-ı Hak ile vücûd-ı halkı yekdiğerinin gayrı tevehhüm ettikleri için bu varta-i hulûle düşmüşlerdir.
İşaret: hulûle kâil olanlar ... varta-i hulûle düşmüşlerdir
Su ile kap temsilinin ikilik ima etmesine karşı hulûl uyarısı.
Keşfin türleri ve rüyânın hangi türden olduğunun ayırt edilmesi.
fs6-02 · Konuk
Marifet ilmine özgüUyarıyor
Konuk, Şeyh'in kavl-i meşhûra muhâlif olan görüşünde ma'zûr olduğunu, çünkü rü'yâ-yı sâdıka muktezâsınca kalb-i şerîfine ilkâ olunan ma'nâyı beyâna me'mûr olduğunu, ona i'tirâzın sû'-i edebden başka bir şey olmadığını yazar. (özet)
İşaret: kalb-i şerîfine ilkâ olunan ma'nâyı beyâna me'mûrdur
Şeyh'in kurbanın İshak olduğu görüşünün ilkâ olunan ma'nâya dayandırılması.
fs6-03 · s. 445 · Konuk
İşaretle söylüyorEhline mahsus
Hz. Şeyh (r.a.)ın bu istifhâmı ve taaccübü tecâhül-i ârifânedir.
İşaret: tecâhül-i ârifâne
Şeyh'in "bu inâyet hangi mîzândandır bilmem" ifadesinin ârifâne bilmezlik olarak okunması.
fs6-04 · s. 450 · Füsûs
Ehline mahsus
İmdi emri, benim müşâhede ettiğim gibi müşâhede eden kimse, gizlide ve âşikârede benim sözümü söyler.
İşaret: benim müşâhede ettiğim gibi müşâhede eden kimse
Aynı müşâhedeye sahip olanın aynı sözü söyleyeceği.
fs6-05 · s. 450 · Füsûs
Uyarıyor
Ve bizim sözümüze muhâlif olan söze bakma; ve buğdayı çorak yere ekme!
İşaret: buğdayı çorak yere ekme
Konuk'a göre çorak yer, mezâhirde Hakk'ı görmeyen erbâb-ı fikir ve nazarın kalpleridir.
fs6-06 · s. 453 · Füsûs
Marifet ilmine özgüEhline mahsus
Hâlbuki hazret-i hayâlde vâki' olan tecellî-i sûrî ilm-i âhara muhtaçtır ki, o sûret-i mer'iyyeden Allâh'ın murâdı olan şey onunla idrâk olunur. (özet)
İşaret: ilm-i âhara muhtaçtır
Hayâlde olan sûrî tecellînin tâbir ilmiyle idrâk edilmesi; Konuk bu ilmi, esmâ-i bâtına ile esmâ-i zâhire arasındaki münâsebâtı kendilerine açılan zevâtın lâyıkıyla bildiğini söyler.
fs6-07 · s. 453 · Füsûs
Açıklamamayı seçiyor
Sen görmez misin ki, rü'yânın ta'bîri hakkında Resûlullah (s.a.v.) Ebû Bekir (r.a.)e, nasıl 'Ba'zısında isâbet ettin ve ba'zısında hatâ ettin' buyurdu. ... Hz. Ebû Bekir, hangisinde isâbet ve hangisinde hatâ ettiğini ta'rîf buyurmasını taleb eyledi. (S.a.v.) Efendimiz ta'rîf buyurmadı.
İşaret: Efendimiz ta'rîf buyurmadı
Hz. Peygamber'in Ebû Bekir'in tâbirinde hangi kısmın doğru, hangisinin yanlış olduğunu bildirmemesi.
fs6-08 · s. 462 · Konuk
Marifet ilmine özgü
İlm-i ta'bîr taraf-ı ilâhîden mevhûb bir ilimdir. Çünkü bir kâidesi ve kânûnu yoktur.
İşaret: taraf-ı ilâhîden mevhûb bir ilim
Tâbir ilminin ilâhî bir bağış olması ve kâidesinin bulunmaması.
fs6-09 · s. 464 · Konuk
Ehline mahsusMarifet ilmine özgü
Konuk, ârifin Hakk'ı her sûrette müşâhede ettiği için O'nu hiçbir sûretten tenzîh etmediğini; tecellînin tecellî olunanın isti'dâdının sûreti üzere olduğunu ve Hakk'ı bir i'tikâdla sınırlamayan erbâb-ı ıtlâkin Hak hangi sûretle tecellî ederse kabul ettiğini yazar. (özet)
İşaret: Hakk'ı her sûrette müşâhede ettiği için
Ârifin tecellî karşısındaki tutumu.
fs6-10 · s. 467 · Füsûs
Marifet ilmine özgü
Uyûna tecellî ettiği vakit ukûl, üzerine müdâvim bulunduğu burhân ile reddeder. Ve hâlbuki sahîh-i nevâzır, meclâ-yı ukûlde ve 'hayâl' tesmiye olunan şeyde kabûl eder. (özet)
İşaret: sahîh-i nevâzır ... kabûl eder
Aklın reddettiği tecellîyi sahîh nazarın kabul etmesi; Konuk'a göre "keşf-i sahîh uyûn-ı nevâzırın şühûdudur".
fs6-11 · s. 461 · Konuk
İşaretle söylüyor
Hz. Şeyh (r.a.)ın bu kelâmı fehm-i zâhire göredir.
İşaret: fehm-i zâhire göredir
Nebî'nin rüyâda görülen sûretine dair sözün zâhir anlayışa göre söylenmiş olması.
fs6-12 · s. 477 · Füsûs
Sır diye adlandırıyorUyarıyorAçıklamamayı seçiyor
Ve ben muhakkak burada bir sır îzâh eyledim ki, ehlullah bunun gibi bir sırrın zuhûrundan dâimâ 'gayret' üzeredirler. Onda onlar Hak'tır, diye da'vâları için red vardır. Zirâ Hak, gâfil değildir.
İşaret: bir sır îzâh eyledim ki, ehlullah ... 'gayret' üzeredirler
Ârifin himmetle yarattığı şeyin hıfzı ve gaflet meselesi; ehlullahın bu tür sırrın zuhûrundan gayret göstermesi.
fs6-13 · s. 478 · Füsûs
Marifet ilmine özgüSır diye adlandırıyor
Ve bu bir mes'eledir ki, ben ihbâr olundum. Onu ne ben ve ne de benim gayrım hiçbir kimse, hiçbir kitâbda yazmadı; ancak bu kitâbdadır. Böyle olunca vaktin dürr-i yegânesi ve ferîdesidir.
İşaret: ben ihbâr olundum
Himmet ve hıfz meselesinin kendisine bildirilen, başka kitapta yazılmamış bir mesele olması.
fs6-14 · s. 479 · Füsûs
Ehline mahsus
Ve bizim dediğimiz şeyi ancak kendi nefsinde Kur'ân olan kimse bilir.
İşaret: ancak kendi nefsinde Kur'ân olan kimse bilir
Söylenen meseleyi yalnız nefsinde Kur'ân olanın bilmesi; Konuk bunu insân-ı kâmil olarak açıklar.
fs6-15 · s. 483 · Konuk
Ehline mahsus
Ubûdiyet ile ittisâfın lezzetini, ancak rubûbiyetle muttasıf olup, halkın ona muhtaç olmasından dolayı âlâm duyan kimse bilir.
İşaret: ancak ... bilir
Ubûdiyetin lezzetini yalnız rubûbiyetle muttasıf olup ıztırap duyanın bilmesi (Konuk'un Fütûhât'tan aktarımı).
Hakk'ın cennetlerinden ikincisi: ervâhta, ne mukarreb melekten ne de başkasından haber alınamayacak biçimde örtünme.
fs7-06 · s. 504-505 · Konuk
Ehline mahsusMarifet ilmine özgü
‘zât'ına ve ‘ayn'ına ve ‘hakikat'ine gir ki, onda Ben'i bulasın; ve onunla Ben'i müşâhede edesin”
İşaret: ârif olmayan ise
“Benim cennetime gir!” hitabını ârifin ve ârif olmayanın farklı anlaması.
fs7-07 · s. 510-511 · Konuk
Marifet ilmine özgü
ayânen ve keşfen, zâhir ve bâtında, Hakk'ın gayrı bir şey olmadığı tebeyyün etti
İşaret: ayânen ve keşfen
“Burhân-ı ayân” ifadesinin keşfe ve müşâhedeye dayanan açıklaması.
fs7-08 · s. 511 · Konuk
Uyarıyor
mâdemki ilm-i temeyyüz mevcûddur, ne Mevlâ abd olur; ve ne de abd Mevlâ olur. Eğer bu ilim ile berâber icâbât-ı merâtibe riâyet olunmazsa ilhâd ve zendeka olur.
İşaret: ilhâd ve zendeka olur
Vahdet-i vücûd bahsinde mertebelerin gözetilmemesine karşı uyarı.
fs7-09 · s. 515-516 · Konuk
Uyarıyor
Ve yalnız ‘cem'' zendeka; ve yalnız ‘fark' dahi şirktir.
İşaret: yalnız ‘cem'' zendeka; ve yalnız ‘fark' dahi şirktir
Cem' ve fark makamlarının birlikte gözetilmesi gerektiği.
fs7-10 · s. 517 · Konuk
Sır diye adlandırıyor
Bundan sonra da esrâr-ı senânın beyân-ı hikmetine şürû' edip
İşaret: esrâr-ı senânın beyân-ı hikmeti
Şeyh'in rızâ sırlarından sonra senâ sırlarının hikmetini anlatmaya başlaması.
fs7-11 · s. 520-521 · Füsûs
Açıklamamayı seçiyor
Uzûbet ta'mından nâşi ‘azâb' tesmiye olunur; ve bu lafz-ı azâb, azâba kışr gibidir; ve kışır hıfzedicidir.
İşaret: azâba kışr gibidir; ve kışır hıfzedicidir
“Azâb” lafzının içindeki tatlılık anlamını kabuk gibi koruması.
Ehl-i hakîkatin zâtın mebdeine verdiği ıstılâhların sayılması.
fs8-06 · s. 541-543 · Konuk
Açıklamamayı seçiyor
Bu bahsin istinâd ettiği en mühim nokta istidâdın gayr-ı mec'ûl olmasıdır; Konuk bunu Fass-ı Üzeyrî'ye havale ediyor (özet)
İşaret: Fass-ı Üzeyrî'ye havale ediyor
Isti'dâdın gayr-ı mec'ûl olması konusunun başka bir fassa bırakılması.
fs8-07 · s. 544-545 · Konuk
Ehline mahsus
ihtilâf-ı ezvâk ve meşârib, Abdülkerim Cîlî (k.s.) hazretleri gibi hakîkaten mümtâz-ı urefâ olan bir zât-ı şerifi bu gibi mütâlaâta sevketmiştir.
İşaret: ihtilâf-ı ezvâk ve meşârib
Cîlî ile Muhyiddin İbn Arabî arasındaki görüş ayrılığının zevk ve meşreb farkına bağlanması.
fs8-08 · s. 550-553 · Konuk
Açıklamamayı seçiyorSır diye adlandırıyor
Fass, bu fennin ulemâsının bu meseleyi izâhta ihmâl ettiğini, çünkü onun sırr-ı kadere âit olduğunu söylüyor; Konuk onların bunu bilmediklerinden değil, sırr-ı kadere taalluk ettiği için izâhı bilerek terk ettiklerini belirtiyor (özet)
İşaret: sırr-ı kadere âit
Âdet ve cezâ meselesinin ulemâ tarafından kader sırrına taalluk ettiği için bilerek açıklanmaması.
fs8-09 · s. 561-563 · Füsûs
Ehline mahsusMarifet ilmine özgü
Ve hiçbir kimse, hükm-i irâdeyi bilmez. Ancak murâdın vukûundan sonra bilir. Allâh'ın ayn-ı basiretini açtığı kimse müstesnâdır.
İşaret: Allâh'ın ayn-ı basiretini açtığı kimse müstesnâdır
İrâdenin hükmünün ancak vukûdan sonra bilinmesi; basireti açılanın istisnası.
fs8-10 · s. 563-565 · Füsûs
Ehline mahsusMarifet ilmine özgü
Ve bu, âhâd-ı nâsa, ba'zan evkâtte vâki' olur; müstashiben olmaz.
İşaret: ba'zan evkâtte vâki' olur; müstashiben olmaz
Hükm-i irâdenin önceden bilinmesinin ancak bazı kişilere ve bazı vakitlerde olması; Konuk âhâd-ı nâsı enbiyâ ve kümmel-i evliyâ olarak açıyor.
fs8-11 · s. 565-566 · Konuk
Marifet ilmine özgüTarif edilemez diyor
bilcümle â'yân-ı sâbitenin ahvâline ve onlar hakkındaki hükm-i irâdeye alâ-tariki'l-ihâta ilim, ancak Allah Teâlâ'ya mahsustur.
İşaret: ancak Allah Teâlâ'ya mahsustur
Ayn-ı sâbitelerin hâllerine ve irâde hükmüne ihâta yoluyla ilmin yalnız Allah'a ait olması.
fs8-12 · s. 535-536 · Konuk
Sır diye adlandırıyor
Dinin “cezâ” olmasını “lisân-ı zâhir ile söylenmiş bir söz” sayıyor; sırrı sonraki cümlelerde geliyor (özet)
İşaret: sırrı sonraki cümlelerde geliyor
Dinin “cezâ” olmasının zâhir lisanla söylenmiş olduğu ve sırrının sonraki cümlelere bırakılması.
nûr-i hakîkî bir nûrdur ki, onun vâsıtasıyla eşyâ idrâk olunur, fakat kendisi idrâk olunmaz.
İşaret: kendisi idrâk olunmaz
Nûr-i hakîkînin kendisinin idrâk edilememesi, onunla eşyanın idrâk edilmesi.
fs9-02 · s. 577 · Konuk
Tarif edilemez diyor
Bir nûrdur, ben onu nasıl görürüm?
İşaret: ben onu nasıl görürüm
Peygamber'in “Rabbini gördün mü?” sorusuna cevabı; Konuk onu nûr-i mücerredin görülemezliği olarak açıyor.
fs9-03 · s. 579 · Konuk
Tarif edilemez diyorAçıklamamayı seçiyor
hiçbir kimse ondan hikâye edemez; ve oraya isim ve resim sığmaz.
İşaret: hiçbir kimse ondan hikâye edemez; ve oraya isim ve resim sığmaz
Hazarât-ı hamsenin birincisi olan hazret-i zât (gayb-ı mutlak).
fs9-04 · s. 581 · Konuk
Ehline mahsusMarifet ilmine özgü
ister hâl-i nevmde ve ister hâl-i yakazada olsun, hak ve sâbittir. Zirâ 'Âlem-i misâl' hizâne-i ilm-i Hak'tır, ondan hatâ sâdır olmaz.
İşaret: hak ve sâbittir
Kalb âyinesi riyâzât ve mücâhedeyle arınmış ârifin hayâl âyinesinde gördüğü sûretlerin âlem-i misâlden akseden hak sûretler olması.
fs9-05 · s. 581 · Konuk
Marifet ilmine özgü
buna “keşf-i mücerred” ve “sûver-i gaybiyyeye ıttılâ'” denir ve te'vile ve ta'bire muhtaç değildir.
İşaret: keşf-i mücerred
Mahsûsâta mutâbakatı olan hayâlî sûretlerin keşf-i mücerred sayılması.
fs9-06 · s. 581 · Konuk
Marifet ilmine özgüTarif edilemez diyor
Ve ta'bir-i rü'yâda bir kâide ve kânûn yoktur.
İşaret: bir kâide ve kânûn yoktur
Keşf-i muhayyelin te'vil yoluyla ta'bir edilmesi ve ta'birin kural altına alınamaması.
fs9-07 · s. 583-584 · Füsûs
Ehline mahsusMarifet ilmine özgü
Ve Hz. Âişe (r. anhâ)'nın ilmi buraya kadar bâliğ oldu, başka değil.
İşaret: ilmi buraya kadar bâliğ oldu
Âişe'nin rü'yâ-yı sâdıka rivayetinin Peygamber'in müşâhedesini kuşatmadığı; Konuk'a göre Peygamber bir lahza şühûd-ı Hak'tan gâib olmaz.
fs9-08 · s. 587 · Füsûs
Ehline mahsusMarifet ilmine özgü
İmdi nâzır olan ârif, ubûr edip tâ onun sûret-i hakîkiyyesine vâsıl oldu.
İşaret: nâzır olan ârif, ubûr edip
Meleğin racül sûretinde temessülünde ârifin sûretten geçip hakiki sûrete ulaşması.
fs9-09 · s. 592-593 · Konuk
Ehline mahsus
Bu zevkle tatlananlar, “ancak (S.a.v.) Efendimiz'in vârisleridir.”
İşaret: Bu zevkle tatlananlar
Zevk-i Muhammedî'nin tarifinden sonra bunu tadanların yalnız Peygamber'in vârisleri olduğu.
fs9-10 · s. 593 · Füsûs
Ehline mahsusAçıklamamayı seçiyor
İmdi sen bak ki, Muhammed (s.a.v.)in vârislerinin ilmi ne kadar eşreftir! Ve ben an-karîb bu hazret hakkındaki kavli Yûsuf-i Muhammedî lisâniyle bastederim. Cenâb-ı Hakk'ın murâdı olursa sen ona vâkıf olursun.
İşaret: Cenâb-ı Hakk'ın murâdı olursa sen ona vâkıf olursun
Muhammed'in vârislerinin ilminin eşref olması ve bu hazret hakkındaki sözün sonraya bırakılması.
fs9-11 · s. 600-601 · Füsûs
Tarif edilemez diyor
âlemden ancak zılâlden bilindiği kadar bilinir; ve bu zıll kendisinden mümtedd olan bir şahıstan mechûl olduğu kadar Hak'tan mechûl olur.
İşaret: Hak'tan mechûl olur
Hakk'ın âlemde gölgeler kadar bilinebilmesi.
fs9-12 · s. 601 · Füsûs
Tarif edilemez diyor
Tahkikan Hak, bize bir vech ile ma'lûmdur; ve diğer bir vech ile de mechûldür.
İşaret: bir vech ile de mechûldür
Hakk'ın bir vechiyle bilinir, bir vechiyle bilinmez olması.
fs9-13 · s. 607 · Konuk
Ehline mahsusMarifet ilmine özgü
zât ile ahad, esmâ ile küll müşâhede eyleyen kimse, Allâh'ı hakkıyla tanıyan ehlullahdandır
Ehl-i hicâb, görmek ve işitmek kendilerinin olduğunu zannederler. Bu, ancak onların vehmidir. Binâenaleyh ehlullâh ile ehl-i hicâb arasındaki fark, vehmin vücûdundan ibârettir.
İşaret: ehlullâh ile ehl-i hicâb arasındaki fark
Kurb-i nevâfil bahsinde ehlullah ile perde ehli arasındaki fark.
fs9-15 · s. 617 · Konuk
Ehline mahsus
kâffe-i mezâhirde Hakk'ı müşâhede eden kümmel-i müşâhidînin makâmıdır.
İşaret: kümmel-i müşâhidînin makâmıdır
Kesrette ve ahadiyette duranın üstünde, her mazharda Hakk'ı müşâhede eden kâmillerin makamı.
fs9-16 · s. 624 · Konuk
Uyarıyor
Sen dîde-i basiret ile nazar edip cemâl-i ahadiyyeti, cemî'-i mezâhir-i âlemde ve bu sûretlerde müşâhede et! Ve âlemin sûver-i kesiresi gözüne perde olmasın!
İşaret: âlemin sûver-i kesiresi gözüne perde olmasın
Konuk'un fassı bitirirken okura yaptığı hitap.
fs9-17 · Konuk
Marifet ilmine özgü
Yûsuf (a.s.)a, suver-i hayâliyye-i misâliyyenin keşfine müteallik olan saltanat-ı nûriyye-i ilmiyye zâhir oldu. O da alâ-vechi'l-ekmel 'ilm-i ta'bîr'dir.
ehlullah için hâsıl olan ulûm-i ilâhiyye-i zevkiyye, kuvânın ihtilâfı sebebiyle muhteliftir.
İşaret: ehlullah için hâsıl olan ulûm-i ilâhiyye-i zevkiyye
Ehlullaha özgü zevkî ilâhî ilimlerin kuvâlara göre çeşitlenmesi.
fs10-02 · s. 643 · Füsûs
Marifet ilmine özgü
Ve bu hikmet-i ahadiyye 'ilm-i ercül'dendir.
İşaret: ilm-i ercül
Hûd'un ahadiyet hikmetinin yürümekle hâsıl olan 'ayakların ilmi' türünden sayılması.
fs10-03 · s. 643 · Konuk
Marifet ilmine özgüEhline mahsus
Konuk 'ilm-i ercül'ü zâhirde Hak yolunda yürümekle hâsıl olan ilim, Türkçede 'ayakların ilmi' diye açar; bu ilmi bilen, ilminin esfel-i sâfilin olan kevn ve tabiat yolundan geldiğini zevk ve şühûd ile bilir. (özet)
İşaret: zevk ve şühûd ile bilir
Ayakların ilminin zevk ve şühûdla bilinmesi.
fs10-04 · s. 652 · Füsûs
Marifet ilmine özgü
İmdi bu ilm-i hâss, esfel-i sâfilinden hâsıl olur.
İşaret: ilm-i hâss
Yolun 'ayn'ını bilmekten doğan özel ilmin kaynağı.
fs10-05 · s. 653 · Füsûs
Ehline mahsusUyarıyor
Eğer anladın ise, o lisân-ı Hak'tır; ve onu, fehmi Hak olan bir kimse anladı.
İşaret: Eğer anladın ise
Tercümân lisânıyla bildirilen emrin ancak fehmi Hak olan kimse tarafından anlaşılması.
fs10-06 · s. 639 · Konuk
Ehline mahsusMarifet ilmine özgü
kelâmını ancak mevcûdâtın bâtınlarını keşfeden işitir
İşaret: ancak mevcûdâtın bâtınlarını keşfeden işitir
Taş, ağaç ve eşyânın tesbihini ve kelâmını yalnız bâtınları keşfedenin işitmesi.
fs10-07 · s. 649 · Füsûs
Ehline mahsus
mü'minler ve 'ehl-i keşf ve vücûd' indinde, halk ma'kûl ve Hak ise mahsûs ve meşhûddur
İşaret: ehl-i keşf ve vücûd
Keşf ehlinin ve mü'minlerin Hak–halk idrâki ile diğerlerinin idrâkinin ayrılması.
fs10-08 · s. 650 · Konuk
Uyarıyor
Konuk, Hakk'ı taakkul edip halkı müşâhede eden ikinci sınıfın, 'Bu halkın vücûdu Hakk'ın ayn'ıdır' demesi hâlinde tekfir edileceğini kaydeder. (özet)
İşaret: tekfir edileceğini kaydediyor
Vahdet ifadesinin ehli olmayanın dilinde tekfir sebebi sayılması.
fs10-09 · s. 659 · Konuk
Açıklamamayı seçiyorSır diye adlandırıyor
kendisi eşyânın 'ayn'ı olması sırrının izhârını, yine kendinin 'ayn'ı olan eşyâya harâm etti
İşaret: sırrının izhârını, yine kendinin
Hakk'ın eşyânın ayn'ı olması sırrını göstermeyi gayretiyle yasak kılması.
fs10-10 · s. 659 · Konuk
Sır diye adlandırıyorAçıklamamayı seçiyor
sırr-ı vahdet fâş olur
İşaret: sırr-ı vahdet fâş olur
Eşyânın nutkunun bâtında kalmasının, vahdet sırrının fâş olmaması ile ilişkisi.
fs10-11 · s. 661 · Füsûs
Marifet ilmine özgü
Hak Teâlâ, Âdem'den Muhammed'e kadar, beşeriyyin olan bütün rusül ve enbiyânın a'yânına, beni muttali' kıldı.
Konuk, rükn-i şedîd olan Hakk'a ilticâ eden kimsenin vücûd-ı Hak'ta fâni, Hak'la bâki olduktan sonra sırr-ı kadere muttali olacağını söyleyerek kader hikmetinin bu fassın ardından geldiğini açıklıyor. (özet)
İşaret: sırr-ı kadere muttali
Sırr-ı kadere ıttılâ'nın fenâ ve bekâ makamına bağlanması.
fs13-02 · s. 791 · Konuk
Marifet ilmine özgü
işitmekle hâsıl olan ilim kabilinden değil, belki hakka'l-yakin mertebesinden vâki' olan bir idrâk
İşaret: hakka'l-yakin mertebesinden vâki' olan bir idrâk
Lût'un Rûm 30/54'ün anlamını nûr-ı ilâhî ile idrâk etmesinin niteliği.
fs13-03 · Füsûs
Marifet ilmine özgü
tahkikan ma'rifet, himmet için tasarrufa bırakmaz. Şu hâlde ârifin ma'rifeti yükseldikçe, onun himmet ile tasarrufu eksilir.
İşaret: tahkikan ma'rifet, himmet için tasarrufa bırakmaz
Çünkü her bir mazharın bir Rabb-i hâssı vardır; ve o Rabb-i hâs olan ism-i ilâhi onun rûhu ve müdebbiridir; ve o isim, o mazharı nâsiyesinden tutup kendi sırât-ı müstakimi üzerinde götürür.
İşaret: Rabb-i hâssı
Münâzi'in kendi sırât-ı müstakimi üzerinde yürüdüğünün ârifçe görülmesinin gerekçesi.
fs13-07 · s. 798 · Konuk
Marifet ilmine özgü
bir emr ilm-i ilâhide ne şey üzerine sâbit idiyse, o hâl üzere o şeyi idrâkten kalbi setreden perde ve hicâb
İşaret: kalbi setreden perde ve hicâb
“Gılâf” kavramı: kalbin ilm-i ilâhîdeki hâli idrâk etmesine engel perde.
fs13-08 · s. 802 · Konuk
Marifet ilmine özgü
Her bir kelimesi kendilerinden me'mûren sâdır olmuştur.
İşaret: me'mûren sâdır olmuştur
Konuk'a göre Füsûs'taki mânâ ve hakîkatlerde Şeyh'in kendi tasarrufunun bulunmaması.
fs13-09 · s. 804 · Konuk
Ehline mahsus
nâz ehline mahsûs bir lisândır
İşaret: nâz ehline mahsûs bir lisândır
Ebu's-Suûd'un 'Allah bana tasarruf verdi, ben onu terkettim' sözünün niteliği.
fs13-10 · s. 816 · Füsûs
UyarıyorMarifet ilmine özgü
Ey veli bu kelime-i Lûtiyyede'ki hikmet-i melkiyyeyi tahkik et! Zirâ ma'rifetin içleridir.
İşaret: ma'rifetin içleridir
Fassın sonunda okura hikmet-i melkiyyeyi tahkik etme çağrısı.
fs13-11 · s. 816 · Konuk
Marifet ilmine özgüEhline mahsus
hakikati ile ve zevk-i Muhammedî üzere
İşaret: zevk-i Muhammedî üzere
Konuk'un, fassta anlatılan ma'rifetlerin hakikati ve zevk-i Muhammedî üzere bilinmesi tavsiyesi.
Füsûs, sırr-ı kaderin ancak şiddet-i zuhûrundan dolayı mechûl kaldığını, enbiyâdan onun hakkında talep ve ilhâh kesretle vâki olduğu hâlde bilinmediğini söylüyor. (özet)
İşaret: sırr-ı kaderin ancak şiddet-i zuhûrundan dolayı mechûl kaldığını
Sırr-ı kaderin bilinmeyişi.
fs14-03 · s. 826 · Konuk
Ehline mahsusSır diye adlandırıyor
Konuk, sırr-ı kaderin mechûl olmasını ehl-i irfân indindeki mechûliyet olarak açıyor; erbâb-ı cehl ve tuğyân burada kâle alınmaz. (özet)
enbiyâ (a.s.) hin-i davette sırr-ı kaderden muhtecib oldular.
İşaret: sırr-ı kaderden muhtecib
Enbiyânın davet sırasında sırr-ı kaderden perdeli kılınması.
fs14-05 · Konuk
Sır diye adlandırıyorMarifet ilmine özgü
Bu sırra tam ıttılâ' hâsıl olan kimseye, hem istirahât hem azap tahakkuk eder.
İşaret: Bu sırra tam ıttılâ'
Sırr-ı kader ilmine tam ulaşanın hâli: aynı anda hem râhat hem elem.
fs14-06 · s. 831 · Füsûs
Sır diye adlandırıyorEhline mahsus
Füsûs, sırr-ı kader ilminin sahibine hem tam râhat hem elem verdiğini söylüyor. (özet)
İşaret: sırr-ı kader ilminin sahibine
Sırr-ı kader ilmini bilenin hâli.
fs14-07 · s. 833 · Konuk
Sır diye adlandırıyor
Şu hâlde esmânın tekâbülü sırr-ı kader ilminden münbais olmuş oldu.
İşaret: sırr-ı kader ilminden
Esmânın birbirine karşılıklı oluşunun sırr-ı kader ilmine bağlanması.
fs14-08 · s. 836 · Konuk
Marifet ilmine özgüTarif edilemez diyor
Ve vesâit olmaksızın hâsıl olan zevk-i ilâhi ve keşf-i rabbâni tarikiyle, hakâyık-ı ilmiyye ve a'yân-ı sâbiteye ıttılâ, hasâis-i nübüvvetten değildir.
İşaret: zevk-i ilâhi ve keşf-i rabbâni tarikiyle
Zevk ve keşif yoluyla elde edilen ilmin nübüvvetin hâssaları arasında olmaması; bu yüzden resûl ve nebinin dili sırr-ı kaderi ihbârda kâsırdır.
fs14-09 · Füsûs
Tarif edilemez diyorMarifet ilmine özgü
Füsûs, enbiyânın ilimlerini vahy-i hâss-ı ilâhî yoluyla aldıklarını, aklın umûru hakikati üzere idrâkten kâsır olduğunu, zevkle nâil olunan şeyin idrâkinden ihbârın da kâsır olduğunu söylüyor. (özet)
İşaret: zevkle nâil olunan şeyin idrâkinden ihbâr da kâsırdır
Zevkle nâil olunan şeyin ihbâr edilememesi.
fs14-10 · s. 837 · Konuk
Marifet ilmine özgüİşaretle söylüyor
Bu adam da'vâsında sâdıktır. Fakat ma'rifette noksânı vardır. Çünkü Hak Teâlâ hazretleri çeşm-i sûri ve ma'nevisinden hicâbı ref'etmiş; ve onun nûr-ı basireti ile nûr-ı basarı ittihâd eylemiştir.
İşaret: ma'rifette noksânı vardır
Abdülkâdir Geylânî'nin 'baş gözüyle Hakk'ı müşâhede ediyorum' diyen adam hakkındaki hükmü.
fs14-11 · s. 838 · Konuk
Marifet ilmine özgüSır diye adlandırıyor
Hâlbuki bu tarik, zevk-i ilâhi ve ıttılâ'-ı ilâhi tarikidir.
İşaret: zevk-i ilâhi ve ıttılâ'-ı ilâhi tarikidir
Üzeyr'in matlabının nübüvvet makamının yoluyla değil, zevk ve ıttılâ' yoluyla olması.
fs14-12 · s. 840 · Konuk
Marifet ilmine özgüTarif edilemez diyor
‘Bilmek’, ‘görmek’, ‘olmak’tır. Ya'ni ‘ilme'l-yakin’, ‘ayne'l-yakin’ ve ‘hakka'l-yakin’dir.
İşaret: hakka'l-yakin
Zevkin üç mertebesi.
fs14-13 · s. 841 · Füsûs
Açıklamamayı seçiyorSır diye adlandırıyor
Böyle olunca bu sırr-ı kader i'tâ olunmadı; zirâ bu ilm-i kader ıttılâ'-ı ilâhi hasâisindendir.
İşaret: bu sırr-ı kader i'tâ olunmadı
Üzeyr'e sırr-ı kaderin verilmeyişi.
fs14-14 · s. 841 · Konuk
Tarif edilemez diyorAçıklamamayı seçiyor
Mukayyedin mutlakı ihâta etmesi mümkin değildir.
İşaret: Mukayyedin mutlakı ihâta etmesi mümkin değildir
Üzeyr'e ihyânın keyfiyetinin gösterilişi ve ehl-i karyenin ihyâ keyfiyetinin gösterilmeyişi üzerine Konuk'un hükmü.
fs14-15 · s. 842 · Konuk
Marifet ilmine özgüSır diye adlandırıyor
Zirâ Hakk'ın ilmi, insân-ı kâmilin ilmidir; ve O'nun zâtı hulûl ve ittihâd olmaksızın, insân-ı kâmilin zâtıdır.
İşaret: Zirâ Hakk'ın ilmi, insân-ı kâmilin ilmidir
Allah'ın mefâtih-i gaybdan bazı umûra muttali kıldığı az sayıdaki kul (insân-ı kâmil) hakkında.
fs14-16 · s. 843 · Konuk
Açıklamamayı seçiyorEhline mahsus
Çünkü ‘gayr’ dediğimiz, mukayyeddir. Mukayyed ise âcizdir.
İşaret: hâl-i fetih
Hâl-i fetihte (kudretin makdûra taalluku) Allah'tan başkası için zevk bulunmaması.
fs14-17 · s. 845 · Konuk
Tarif edilemez diyorEhline mahsus
Meselâ müddet-i ömründe bal yememiş olan kimseye, onu tarif ile anlatmak mümkin değildir.
İşaret: tarif ile anlatmak mümkin değildir
Zevkin bir keyfiyet olması; yaşamayana anlatılamaması.
fs14-18 · s. 847 · Konuk
İşaretle söylüyor
murâd-ı ilâhi olan ma'nâ-yı bâtınisini
İşaret: ma'nâ-yı bâtınisini
'İsmini nübüvvet defterinden silerim' hitâbının zâhir değil bâtın anlamı.
fs14-19 · s. 847 · Konuk
Açıklamamayı seçiyorSır diye adlandırıyor
Hiçbir nebi ve velinin bilcümle a'yânın hakâyıkını alâ-tarîki'l-ihâta bilmek imkânı yoktur. Çünkü bu ilim, hasâis-i ilâhiyyedendir.
İşaret: hasâis-i ilâhiyyedendir
A'yânın hakîkatlerini ihâta yoluyla bilmenin yalnız Allah'a mahsus oluşu.
fs14-20 · s. 848 · Füsûs
Ehline mahsusİşaretle söylüyor
Bu Üzeyr'e Allah'tan bir inâyettir; bilen bildi, bilmeyen bilmedi
İşaret: bilen bildi, bilmeyen bilmedi
Üzeyr'e yönelik hitâbın niteliği.
fs14-21 · s. 850 · Konuk
Marifet ilmine özgüEhline mahsus
ârifin için kemâl-i isti'dâd-ı ahadi ve cem'i ile Hakk'ın sıfâtı ve esmâsı ve ef'âliyle Allah'dan ihbârdır; ve ulemâ için dahi ictihâdda teşri'dir.
İşaret: ârifin için kemâl-i isti'dâd-ı ahadi ve cem'i
Konuk, 'hikmet-i nebviyye' adının iki okumasından, Konevî'nin Şeyh'ten doğrudan işittiği sözlere dayanarak 'nebve' (rif'at) okumasını müreccah tutuyor. (özet)
İşaret: Bizim şeyhimiz (r.a.)ın bu hikmeti, ‘nebve’ye mukârin kılmasından murâdı ‘ihbâr’ ma'nâsına değildir
Fass adının anlamı; Şeyh'in murâdının rif'at olması.
fs15-02 · s. 882 · Konuk
Marifet ilmine özgü
Konuk'a göre Sâmirî, Mûsâ'dan aldığı marifet sayesinde at üzerinde beşer sûretinde temessül eden Cebrâil'in rûh olduğunu ve temas ettiği şeye hayâtın sirâyet ettiğini bildi. (özet)
İşaret: Mûsâ'dan aldığı marifet
Sâmirî'nin Cebrâil'in izinden toprak almasının dayanağı.
fs15-03 · s. 896 · Konuk
Tarif edilemez diyor
Konuk, Îsâ'da anne cihetinden gelen sûret-i beşeriyye ile Cibrîl cihetinden gelen sûret-i nûriyye birleştiği için ölüyü diriltirken onun hakkında 'Odur, ya'ni İsâ'dır' ve 'O, ya'ni İsâ değildir' denildiğini, nâzırın hayrette kaldığını söylüyor. (özet)
İşaret: Odur, ya'ni İsâ'dır
Îsâ'nın nutk ile ihyâsında nâzırın hayreti.
fs15-04 · s. 905 · Konuk
Tarif edilemez diyor
Binâenaleyh bu emir, bî-harf ü savt bir kelâm-ı nefsiden ibârettir.
İşaret: bî-harf ü savt bir kelâm-ı nefsiden
'Kün!' emrinin harf ve sesten ayrı, iç kelâm oluşu.
fs15-05 · s. 907 · Konuk
Tarif edilemez diyorAçıklamamayı seçiyor
velâkin bu sûrette ‘Kün!’ kelimesinin mâhiyeti idrâk olunmaz. Çünkü Hakk'ın kelâmı, zâtının ‘ayn’ıdır.
İşaret: mâhiyeti idrâk olunmaz
'Kün!' sözünün zât-ı bahta nisbet edilmesi hâlinde mâhiyetinin idrâk edilememesi.
fs15-06 · s. 908 · Konuk
Ehline mahsusTarif edilemez diyor
Konuk, 'Kün!' sözünün nisbetine dair iki ihtimal karşısında bazı ârifler birinci, bazıları ikinci ihtimale gider, bazıları hayrete düşer; bunu 'hayret-i mahmûde' sayar. Zevk-i Muhammedî üzere irfân sâhibi olanlara göre ise bu hayret yoktur. (özet)
İşaret: hayret-i mahmûdedir
Ârifler arasında 'Kün!' nisbeti karşısındaki hayret ve zevk-i Muhammedî sahiplerinin hâli.
fs15-07 · s. 940 · Konuk
Ehline mahsusMarifet ilmine özgü
‘ihtibâr’ ilm-i zevkidir
İşaret: ilm-i zevkidir
Îsâ'nın imtihân makâmında olması bağlamında 'ihtibâr' kavramı.
fs15-08 · s. 942 · Konuk
Açıklamamayı seçiyorSır diye adlandırıyor
Zirâ nefs-i İsâ Hakk'ın nefsidir; ve Hakk'ın nefsinde olan şeyi Hak'tan gayrı kimse bilmez
İşaret: Hakk'ın nefsinde olan şeyi Hak'tan gayrı kimse bilmez
Ve eğer biz makâm-ı Süleymânî'ye tamâmı üzere tenbih ede idik, sen bir emri görürdün ki, onun üzerine ıttılâ', sana hevl verirdi
İşaret: Ve eğer biz makâm-ı Süleymânî'ye tamâmı üzere tenbih ede idik
Süleymân makamının tamamının bilerek açıklanmadığı; üzerine ıttılâ'nın okuru korkutacağı bir emir.
fs16-02 · s. 1021 · Konuk
Sır diye adlandırıyorEhline mahsusAçıklamamayı seçiyor
Ey Câmi, sus ki sırr-ı vahdet kuş dilidir. Bu esrârı anlamak Süleymân'dan gayrısına lâyık değildir
İşaret: sırr-ı vahdet kuş dilidir. Bu esrârı anlamak Süleymân'dan gayrısına lâyık değildir
Vahdet sırrının kuş dili olduğu ve bu esrârı anlamanın Süleymân'a mahsus olduğu (Cami'nin beyti).
fs16-03 · Füsûs
Sır diye adlandırıyor
Füsûs'a göre Süleymân'ın mülk-i hâssının sırrı 'Halk Hakk'ın hüviyetidir' cümlesindedir: yaratılmışlar üzerindeki tasarruf Hakk'ın kendi hüviyeti içinde bir tasarruftur. (özet)
İşaret: Süleymân'ın mülk-i hâssının sırrı da buradadır
Süleymân'ın mülkünün sırrı olarak 'Halk Hakk'ın hüviyetidir'in gösterilmesi.
fs16-04 · s. 982 · Konuk
Marifet ilmine özgü
ma'rifet-i nefs ise, takvânın neticesi ve hakîkatidir
İşaret: ma'rifet-i nefs ... takvânın neticesi
Rahmet-i vücûbiyyenin ehl-i takvâya ait olması ve nefs marifetinin takvânın sonucu olması.
fs16-05 · s. 994 · Konuk
Sır diye adlandırıyorMarifet ilmine özgü
İfrit ile Âsaf arasında, esrâr-ı tasarrufu ve havâss-ı eşyâyı bilmek husûsunda fark sâbit oldu; ve efdaliyet Âsaf'a râci' oldu
İşaret: esrâr-ı tasarrufu ve havâss-ı eşyâyı bilmek
Âsaf ile İfrit arasındaki fark, tasarruf esrârını ve eşyânın hassalarını bilmeye bağlanır.
fs16-06 · s. 996 · Konuk
Tarif edilemez diyor
velâkin tecellî-i sânî o kadar sür'atle zuhûr eder ki, onun nûru, tecellî-i evvelin nûruna muttasıl olduğundan ikisinin arasını fark ve temyiz mümkin olamaz
İşaret: fark ve temyiz mümkin olamaz
Halk-ı cedîdde ardışık iki tecellî arasının ayırt edilememesi; insanın bu teceddüdü bilememesi.
fs16-07 · s. 1011 · Konuk
Marifet ilmine özgü
Zirâ makâm-ı cem'iyyette mugâyeret-i i'tibâri kalkar. Binâenaleyh bu makâmda, fiil-i bende fiil-i Hak olur
İşaret: makâm-ı cem'iyyette ... fiil-i bende fiil-i Hak olur
Konevî, fassa adı geçmeyen ikinci bir sır olarak 'istivâ sırrı'nı ekler: istivâ diğer isimlere değil yalnız Rahmân ismine izafe edilmiştir; çünkü er-Rahmân her şeyi kuşatan rahmetin sûretidir ve küllî zuhûrları Arş'ta sona erer. (özet)
İşaret: istivâ sırrı
Konevî'nin Süleymân fassına eklediği 'istivâ sırrı' ve Rahmân ismiyle ilişkisi.
nübüvvet-i teşri'de aslâ kesb ve sa'yin dahli yoktur
İşaret: nübüvvet-i teşri'de aslâ kesb ve sa'yin dahli yoktur
Nübüvvetin vehb olması; enbiyâya verilenin amellere mükâfat olmayıp rahmet-i hâssa-i zâtiyye ve Vehhâb ismi olması.
fs17-02 · s. 1032 · Konuk
Marifet ilmine özgü
zâhirde siyâset-i halk ve tedbir-i memleket ilimlerini ve bâtında dahi hakâyık-ı ilâhiyye ve merâtib-i esmâiyye ve kevniyye ilmini
İşaret: hakâyık-ı ilâhiyye ve merâtib-i esmâiyye ve kevniyye ilmini
Dâvûd'a verilen hikmetin zâhir ve bâtın ilimleri.
fs17-03 · s. 1030 · Konuk
İşaretle söylüyor
Konuk Dâvûd, Muhammed ve Ahmed adlarının harflerini (bitişen ve bitişmeyen harfler) Hakk'ın âlemden kat'ı ve vaslı ile ilişkilendirir; Dâvûd'da iki hâl yalnız ma'nâ yoluyla, Muhammed'de lafzen ve ma'nen toplanmıştır. (özet)
İsimlerin harflerindeki ittisâl ve infisâl işareti.
fs17-04 · s. 1037-1038 · Konuk
Marifet ilmine özgü
Konuk'a göre evliyâ-i kümmel hükmü Resûl'ün şeriatından alır, yine de Allah'tan da alır; ümmî Şeybân-ı Râî'nin fevt edilmiş namaz sorusuna cevabı ve Nessâc-ı Buhârî örnek verilir. (özet)
Kâmil velîlerin hükmü hem Resûl'den hem Allah'tan alması.
fs17-05 · s. 1040 · Füsûs
Marifet ilmine özgü
biz onun hakkında, lisân-ı keşf ile “halifetullâh” ve lisân-ı zâhir ile “halife-i Resûlullah” deriz
hilâfet kapısını açık bırakmakla hilâfet-i ilâhiyyeye işâret etti
İşaret: işâret etti
Resûl'ün hilâfet kapısını açık bırakarak hilâfet-i ilâhiyyeye işaret etmesi.
fs17-07 · s. 1044 · Konuk
Marifet ilmine özgü
Konuk, halifenin Resûlullah'ın amelini keşfen bilirse ictihâdla yerleşmiş hükme ziyâde veya eksiltme yapabileceğini söyler; mess-i nisâ örneği verilir. (özet)
Keşfle bilinen Resûl amelinin ictihâd hükmü karşısındaki yeri.
fs17-08 · s. 1056 · Konuk
Marifet ilmine özgüEhline mahsus
müşâhedede hatâ olmaz
İşaret: müşâhedede hatâ olmaz
Konuk'un, cehennemin istidâda göre ayn-ı cennet olması ve rahmetin nisbî olması sözlerinin müşâhedeye dayandığını belirtmesi.
fs17-09 · s. 1058 · Konuk
Marifet ilmine özgü
Hakk'a karşı Hakk'ı siper etmenin iki vechi: abdin vücûdunun Hakk'ın vücûdunda fânî olması, ya da celâl isimlerinden cemâl isimlerine ilticâ; Resûlullah'ın 'Senden Sana sığınırım' sözü. (özet)
Telyîn-i hadîd imgesinde Hakk'a karşı Hakk'a sığınma.
fs17-10
İşaretle söylüyor
Konevî'ye göre Dâvûd'un tahakkuku ilim + hâl + amelle tamamdır; Hz. Peygamber'in 'yeryüzünün en âbid kulu' tanıklığı ve doksan dokuz kadınla evlenip yüze tamamlamak istemesi bu tahakkukun işaretidir. (özet)
İşaret: bu tahakkukun işaretidir
Dâvûd'da hilâfetin tamamlanmasının Konevî'ce gösterilen işareti.
bu neş'et-i insâniyyenin kadrini, ancak ondan matlûb olan zikir ile Allah Teâlâ'yı zikreden kimse bilir.
İşaret: ancak ... zikreden kimse bilir
İnsan neş'esinin kadrini ancak zikreden kimsenin bilmesi.
fs18-02 · s. 1073 · Konuk
Ehline mahsusMarifet ilmine özgü
suver-i mâddiyyenin müşâhedesi gibi hissî değildir; belki zevkîdir
İşaret: zevkîdir
Zâkirin celisi olan Hakk'ı müşâhedesinin hissî değil zevkî olması; kadrini zikir esnasında müşâhede eden ârifin bilmesi.
fs18-03 · s. 1073 · Füsûs
Sır diye adlandırıyor
Binâenaleyh, gâfilden zâkir olan bilâ-şek hâzırdır; ve mezkûr onun celisidir.
Gâfilin zikrinin 'bu sırla' anlaşılması: zikreden cüz'ün hazır olması.
fs18-04 · s. 1079 · Füsûs
Marifet ilmine özgü
Ve ehl-i nâra gelince, onların meâli naimedir; velâkin nâr içindedir.
Ehl-i nârın âkıbeti; ateşin selâmet olması (Hûd fassına atıfla).
fs18-05 · s. 1081 · Konuk
Ehline mahsusMarifet ilmine özgü
Evvelki hâl, gayr-ı kâmil olan ârife göredir. Çünkü Hak o ârif-i gayr-ı kâmile kalbi hasebiyle tecelli eder. İkinci hâl ise, ârif-i kâmile göredir. Zirâ onun kalbi tecelliyât-ı ilâhiyyeye tâbi'dir.
İşaret: ârif-i gayr-ı kâmil / ârif-i kâmil
Tecellinin nâzırın mizâcına göre, kâmil ârifte ise kalbin tecelliye tâbi olması.
fs18-06 · s. 1082 · Konuk
Marifet ilmine özgüTarif edilemez diyor
‘ilmen anlamak’ ile vehme-i istiklâl insandan zâil olmaz.
Vehme-i istiklâlin ilmen anlamakla değil, nûr-ı zâtın tecellisiyle zevkan kalkması.
fs18-07 · s. 1083 · Konuk
Marifet ilmine özgü
Bundan sonra, şifâ sizin olsun. Âşık ile ma'şûk arasında ancak kıldan bir gömlekten ziyâde bir şey kalmamıştır. Nûrun nûra vâsıl olduğunu istemez misiniz?
Mevlânâ'nın son hastalığında Sadreddin Konevî'ye cevabı.
fs18-08 · s. 1085 · Konuk
Sır diye adlandırıyorAçıklamamayı seçiyor
Şu hâlde Hak, kendisini, yine kendisi ile gizlemiştir.
Konuk, Zât-ı Hak'ın vâhidiyyet mertebesine tenezzülünden (ismi 'Allah' olmadan) önceki mertebeden isim, sıfat ve na't ile haber vermenin mümkin olmadığını söyler. (özet)
Vâhidiyyet mertebesinden önceki mertebenin ifade edilemezliği.
fs18-10 · s. 1085 · Konuk
Marifet ilmine özgüUyarıyor
Konuk, Hûd 11/123'te keşfin verdiği ma'rifetin 'Hakk'a rücû' eden her şey Hakk'ın ayn'ıdır' olduğunu söyler ve okura bu ma'rifetten gâfil olmamasını öğütler. (özet)
hayâtın sırrı suda sâri oldu. Böyle olunca o, anâsır ve erkânın aslıdır; ve işte bunun için Allah Teâlâ diri olan her şeyi sudan halketti.
İşaret: hayâtın sırrı suda sâri oldu
Hayatın sırrının suda sirayet etmesi ve suyun unsurların aslı olması.
fs19-02 · s. 1088 · Füsûs
Marifet ilmine özgü
Füsûs, her şeyin Allah'ı hamdiyle tesbih ettiğini ve bu tesbihin ancak ilâhî keşifle anlaşıldığını söyler; Konuk da varlıkta Allah'ı hamdiyle tesbih etmeyen bulunmadığını, yalnız bu tesbihlerin Allah'ın keşfiyle anlaşıldığını yazar. (özet)
İşaret: ancak ilâhî keşifle anlaşıldığı
Varlıktaki tesbihin yalnız keşifle anlaşılabilmesi.
fs19-03 · s. 1087 · Konuk
Ehline mahsus
Konuk, Eyyûb'un kitâbını okuyup belâya mübtelâ olan, sabır ve mücâhededen sonraki münâcâtı üzerine belâdan kurtulan her ferdin bu hikmetin zevkini tadacağını yazar. (özet)
İşaret: hikmetin zevkini tadar
Gayb hikmetinin zevkle ve bizzat yaşayarak bilinmesi.
fs19-04 · s. 1102 · Konuk
Marifet ilmine özgü
şühûddan hâsıl olan ilim ise, ilm-i sahihtir; ve bunun hâricinde kalanlar aslâ ilim değildir; belki zan ve tahmindir.
İşaret: şühûddan hâsıl olan ilim ise, ilm-i sahihtir
Peygamberlerin zevkle hâsıl olan ilminin müşâhededen gelen şühûdî ilim olması, istidlâlî ilimden ayrılması.
fs19-05 · s. 1108 · Füsûs
Sır diye adlandırıyor
Allah'ın Eyyûb'daki sırrı, Hak'ın onu bize ibret ve kitâb-ı mastûr-ı hâl kılmasıdır (Konuk'un açışıyla: ibtilâ sırrı bize ibret olsun ve hurûf ve zurûf ile yazılmış bir kitâb değil, hâlen yazılmış bir kitâb olarak zuhûr etsin diye konmuştur). (özet)
İşaret: ibtilâ sırrı
Eyyûb'daki ibtilânın sırrının, onun vücûdunun hâl ile yazılmış bir kitap olması.
fs19-06 · s. 1112 · Konuk
Ehline mahsus
Konuk, Allah'a şikâyetin sabra zarar verdiğini söyleyen zâhir ulemâ ile makâm-ı tahkika vâsıl olmamış ehl-i sülük tâifesinin, şikâyet edeni kazâya râzı olmamış saymasının onları hakikat-i emirden hicâba düşürdüğünü yazar. (özet)
Sabrın tahkik ehline göre tarifinin zâhir ulemâ ve makâm-ı tahkike ulaşmamışlardan ayrılması.
fs19-07 · s. 1118 · Konuk
Ehline mahsusMarifet ilmine özgü
Velhâsıl ârif, tafsil ve icmâlden hicâba düşmez. (Konuk: ârif ihsânı Hak'tan bilir; ârif olmayan bu ma'rifetten mahcûb olduğu için o kişiyi Hakk'ın gayrı, ihsânı da o kişiden bilir.) (özet)
İşaret: ârif olmayan bu ma'rifetten mahcûb
Ârifin esmâ-i ilâhiyyenin sûretlerinde Hakk'ı görmesi ile ârif olmayanın hicâbı.
fs19-08 · s. 1119 · Füsûs
Sır diye adlandırıyorEhline mahsusUyarıyor
Füsûs, "bu bir sırdır" diyerek esrâr üzere ümenâ olan ibâdullahdan, üdebâdan gayrı kimsenin bu tarike mülâzim olmadığını, Allah için Allah'tan başka kimsenin bilmediği ümenânın bulunduğunu ve bazılarının bazısını bildiğini söyler; Konuk, esbâbı görmekle vech-i hüviyyetten hicâba düşmemenin bir sır olduğunu ve bu yolda yalnız "emin" kulların devam ettiğini açar. (özet)
İşaret: bu bir sırdır; esrâr üzere ümenâ
Esbâbın Hakk'ın ayn'ı olduğunu bilip vech-i hüviyyetten hicâba düşmemenin yalnız ümenâya mahsus sır oluşu.
Zirâ Zekeriyyâ kendi akibinde zikrullâhın bekâsını ihtiyâr eyledi. Çünkü oğul babasının sırrıdır.
İşaret: oğul babasının sırrıdır
Zekeriyyâ'nın veled istemesinin gerekçesi olarak evladın babanın sırrı sayılması.
fs20-02 · s. 1122 · Konuk
Ehline mahsusMarifet ilmine özgü
bal isimdir, ki bir nevi tatlıya alem olmuştur. Onun sıfatı halâvettir. Bir kimse balı görse ve bilse de tatmasa, halâveti hakkında ilm-i zevkîsi yoktur. Fakat onu tadan kimse indinde balın alemiyet ve sıfattan ibâret olan iki fâidesi hâsıl olur. (özet)
İşaret: ilm-i zevkî
Yahyâ adının hem alem hem sıfat oluşunun zevkle, tadarak bilinmesi.
fs20-03 · s. 1126 · Konuk
Ehline mahsus
hicâb-ı isneyniyyet ile muhtecib olan ehl-i nefs ve akâid-i mukayyede erbâbı indinde te'vile muhtaç değildir.
İşaret: hicâb-ı isneyniyyet ile muhtecib olan ehl-i nefs
İmdi sen bu fass-ı münîfte beyân buyurulan maârifi tahkik et ve iyi anla! Ve Yahyâ (a.s.)ın İsâ (a.s.) üzerine tafdil edilmiş olduğunu tahayyül etme! Ve İsâ (a.s.)ın kendi nefsine olan selâmı ile, Yahyâ (a.s.) üzerine olan Hakk'ın selâmı arasındaki farkı ayn-ı basiretle müşâhede et!
İşaret: ayn-ı basiretle müşâhede et
Fassın sonunda okura selâmlar arasındaki farkı basiretle görmesi ve yanlış tahayyüle düşmemesi için uyarı.
bu ilim, garibdir ve mes'ele-i nâdiredir; ve onun hakîkatini ancak evhâm sâhipleri bilir. İmdi bu ilim, onların indinde zevk ile hâsıl olur; velâkin kendisinde vehm müessir olmayan kimse bu mes'eleden uzaktır.
İşaret: hakîkatini ancak evhâm sâhipleri bilir
Eserin mevcûd için değil ma'dûm için vâki olduğu ilminin nâdir oluşu ve yalnız zevkle bilinmesi.
fs21-02 · s. 1142 · Füsûs
Tarif edilemez diyorMarifet ilmine özgü
Rahmet-i müslânın mertebesi, şühûddan bilindiği vakit, efkâr üzerine âlidir. (Konuk: şühûdda isneyniyet kalkar ve şühûd ve şâhid ve meşhûd şey'-i vâhid olur; binâenaleyh fikrin orada medhali bulunmaz. Hâlbuki fikir, hicâbdır.) (özet)
İşaret: şühûddan bilindiği vakit, efkâr üzerine âlidir
Rahmet mertebesinin fikirle değil şühûdla bilinmesi.
fs21-03 · s. 1143 · Füsûs
Uyarıyor
Ey dostum, ashâb-ı belâdan gördüğün şey ile ve onunla kâim olan kimseden nâkıs kılınmayan âlâm-ı âhiretten ona mü'min olduğun şey ile, bizim zikrettiğimiz şeyin idrâkinden hicâba düşme!
İşaret: hicâba düşme
Rahmetin her mevcûda şümûlü bahsinde okurun dünyevî ve uhrevî elemler yüzünden bu idrâkten hicâba düşmemesi için uyarı.
fs21-04 · s. 1146 · Füsûs
Ehline mahsus
ehl-i keşf ise, Allâh'ın rahmetini, kendileri ile kâim olmasını taleb ederler. Binâenaleyh onlar, rahmeti ‘Allah’ ismiyle suâl eylerler. (Konuk: rahmet onlarla kâim olduğunda onlar rahmetin hükmünü nefislerinde zevkan müşâhede ederler.) (özet)
İşaret: ehl-i keşf
Ehl-i hicâb ile ehl-i keşfin rahmet talebindeki farkı.
fs21-05 · s. 1150 · Füsûs
Ehline mahsus
Ve bu emri zevketmeyen ve onun için onda kadem olmayan kimse, Hak rahmetin ‘ayn’ıdır; yâhud sıfatın ‘ayn’ıdır, demeğe cür'et etmedi. Hak sıfatın ‘ayn’ı değildir; gayrı da değildir, dedi.
İşaret: bu emri zevketmeyen
Hakk'ın rahmetin ayn'ı olduğunu söylemenin yalnız zevk ve kadem sahibine ait olması.
fs21-06 · s. 1151 · Konuk
Ehline mahsusMarifet ilmine özgü
Konuk, sıfat-ı Hak olan rahmetin kendisiyle kâim olduğunu zevkan bilen ârif-i muhakkikin sözünün müşâhedeye müstenid olduğunu, nazar-ı aklî ile ihtiyar edilen sözün zevkan sâdır olmadığını belirtir. (özet)
İşaret: zevkan bilen ârif-i muhakkik
Zât-sıfat ilişkisinde zevke ve müşâhedeye dayanan ârifin sözü ile nazarî sözün ayrılması.
fs21-07 · s. 1159 · Konuk
Sır diye adlandırıyor
Konuk Hadîs-i şerîfi aktardıktan sonra: İşte sırr-ı mağfiret budur. (özet)
İşaret: sırr-ı mağfiret
Günah işleyip istiğfar edenin mağfiret edilmesinin sır olarak adlandırılması.
fs21-08 · s. 1160 · Konuk
Açıklamamayı seçiyorSır diye adlandırıyor
İmdi bu inâyet erbâbı mestûrdur. Hakk'ın kimi mağfiret edeceği ve kimi etmeyeceği bilinmez. ... İşte sırr-ı mağfiret, ezelde sebketmiş olan muhabbet-i ilâhiyyeden ibârettir.
İşaret: inâyet erbâbı mestûrdur
Hakk'ın kimi mağfiret edeceğinin bilinmemesi; mağfiretin sırrının ezelî muhabbet olması.
Tenzihin, ilâhî marifetin yalnız yarısı olarak anılması.
fs22-02 · s. 1167 · Konuk
Marifet ilmine özgü
Ya'ni Allah Teâlâ, akla marifeti tecelli ile verdiği vakit, artık o kendi nazarından kurtulup marifetin nısfı olan tenzih üzerine olmaz ve teşbih üzerine de olmaz; belki ıtlâk üzerine olur.
İşaret: akla marifeti tecelli ile verdiği vakit
Tecelli ile verilen marifette aklın ne yalnız tenzih ne yalnız teşbih üzere, ıtlâk üzere olması.
fs22-03 · s. 1167 · Konuk
Ehline mahsus
teşbihden ürküp tenzih ederler; ve onların teşbihden zevkleri yoktur.
Konuk, ‘O Semî' ve Basîr'dir’ ifadesinin havâssın fehmine göre hasr ifade ettiğini söylüyor: Semî' ve basîr olan ancak Hak'tır; başka semî' ve basîr yoktur. (özet)
İşaret: havâssın fehmine göre
Âyetin havâssın anlayışına göre taşıdığı hasr anlamı.
fs22-05 · s. 1171 · Konuk
Ehline mahsusMarifet ilmine özgü
Konuk, Hakk'ın nefsini ancak tecelli ve keşf-i şühûdî-i nûrî ile münevver olan ukûlün bildiğini, tenzih ve teşbihin Zâhir ve Bâtın dediğimiz iki şe'n-i ilâhinin birbirine nisbeti bakımından söylenen sözler olduğunu ekliyor. (özet)
İşaret: tecelli ve keşf-i şühûdî-i nûrî ile münevver olan ukûl
Hakk'ın nefsinin yalnız tecelli ve keşifle nurlanmış akıllarca bilinmesi.
fs22-06 · s. 1173-1174 · Konuk
Ehline mahsus
Allâh'ın resûlleri, Allah'dır. O risâletini nerede kılacağını daha ziyâde bilir.
İşaret: ulemâ-i zâhir tarafından kolayca kabûl edilmeyeceği
En'âm 6/124'ün haberiyet vechinin, zâhir ulemâca kolay kabul edilmeyeceğinin söylenmesi.
fs22-07 · s. 1175 · Konuk
Açıklamamayı seçiyorUyarıyor
Konuk, Füsûs'taki ‘sütûru irhâ' ve hucûbu isdâl ederiz’ cümlesinde setrin emrolunduğunu, bunun sûretlerin isti'dâdları arasındaki farkın ve Hakk'ın o isti'dâd hükmünce zuhûrunun görünmesi için olduğunu söylüyor. (özet)
İşaret: setr emrolunmuştur
Perdelerin salıverilmesi ve hicâbların örtülmesi emri.
fs22-08 · s. 1177 · Konuk
Tarif edilemez diyor
Zirâ zât-ı mutlakanın ‘Allah’ ile tesmiyesi ve O'nun bu isimle takyidi câiz değildir.
İşaret: takyidi câiz değildir
Mutlak zâtın 'Allah' adıyla adlandırılıp kayıtlanamaması.
fs22-09 · s. 1192 · Konuk
Sır diye adlandırıyorUyarıyor
Füsûs'un sözünün sırrını aklın ihâta edip etmemesi müsâvidir; Konuk: Ona behemehâl imân vâcibdir. (özet)
İşaret: Bu sözün sırrını aklın ihâta edip etmemesi müsâvidir
Hakk'ın Bâtın ismiyle müessir, Zâhir ismiyle müesserün-fih oluşunun sırrı karşısında imân.
fs22-10 · s. 1197 · Konuk
Ehline mahsusMarifet ilmine özgü
Dünyâ, müşâhedât-ı uhreviyyeye perde olur.
İşaret: perde olur
Dünyanın uhrevî müşâhedelere perde olması ve ârifin dünyada dünyevî sıfatlarla görünmesi.
fs22-11 · s. 1199 · Konuk
Marifet ilmine özgüEhline mahsus
Konuk, ârifin kalbine tecelli-i ilâhî-i zâtî vârid olunca vücûdunun bu tecellide muzmahil olduğunu söylüyor: fenâ-fıllâh dedikleri hâl budur. (özet)
İşaret: fenâ-fıllâh dedikleri hâl budur
Zâtî tecelli karşısında ârifin vücûdunun yok olması (fenâ) ve ardından bekâ.
fs22-12 · s. 1201 · Füsûs
Açıklamamayı seçiyorTarif edilemez diyorMarifet ilmine özgü
Füsûs, İlyâs'ın hikmetine muttali olmak isteyenin aklının hükmünden şehvetine nüzûl edip ‘hayvân-ı mutlak’ olması gerektiğini söylüyor; bu tahakkukun iki alâmeti kabirdekilerin hâlini görmek ve gördüğünü söylemek isteyince söyleyememek (dilsizlik). (özet)
İşaret: gördüğünü söylemek istese söyleyememek
Keşfedilen şeyin dile getirilememesi ve hayvâniyetle tahakkukun alâmeti olarak dilsizlik.
fs22-13 · s. 1203 · Konuk
Tarif edilemez diyor
Hz. Şeyh-i Ekber (r.a.) efendimizin ‘Hayvan gördüğünü söyleyemez’ buyurması lisân-ı hisse göredir; yoksa hayvan kendi âlem-i misâlinde rûhu ve ma'nâsı ile mütekellimdir.
İşaret: gördüğünü söyleyemez
Gördüğünü söyleyememe ifadesinin Konuk tarafından lisân-ı hisse göre açıklanması.
fs22-14 · s. 1203 · Konuk
Marifet ilmine özgüTarif edilemez diyor
Tahakkuk-ı külliden murâd hem keşf ve hem de harestir.
İşaret: hem keşf ve hem de hares
Tam tahakkukta keşif ile dilsizliğin birlikte olması.
fs22-15 · s. 1204 · Konuk
Marifet ilmine özgü
idrâk denilen şeyin vücûdu, bu cesed-i unsurî dimâğının teşekkülâtından münbais bir emr değil imiş
İşaret: idrâk denilen şeyin vücûdu
Akl-ı mücerred mertebesine intikâl eden sâlikin idrâkin mahiyetine dair müşâhedesi.
fs22-16 · s. 1205 · Konuk
Ehline mahsusMarifet ilmine özgü
ba'zı meşâribe hâsıl olur ve ba'zı meşâribe de hâsıl olmaz
İşaret: ba'zı meşâribe hâsıl olur ve ba'zı meşâribe de hâsıl olmaz
‘Tabiat nefes-i Rahmânî'nin aynıdır’ keşfinin yalnız bazı meşreblerde hâsıl olması.
fs22-17 · s. 1206 · Konuk
Marifet ilmine özgü
hikmet-i külliyye-i ilâhiyye
İşaret: hikmet-i külliyye-i ilâhiyye
Nefes-i Rahmânî'nin tabiat sûretlerinin ayn'ı olduğunu keşfeden sâlike hikmet-i külliyye-i ilâhiyyenin verilmesi.
fs22-18 · s. 1207-1208 · Füsûs
Ehline mahsusMarifet ilmine özgü
Füsûs, tabiatın Rahmân'ın ‘ayn'ı olduğunu keşfeden sâlik için Enfâl 8/17'nin zevkan anlaşıldığını söylüyor; Konuk: hayvânî makâma inip nefes-i Rahmânî'nin sûver-i tabiiyyenin ‘ayn'ı olduğunu müşâhede ederse kâmil olur ve ancak Allâh'ı görür. (özet)
İşaret: zevkan anlaşıldığını
Âyetin keşfeden sâlik için zevkî olarak anlaşılması.
Hikmet verilen kimseye ihsân ile vasiyet ve ihsânın üçüncü mertebesi: Rabb'i her şeyle beraber ve her şeyde müşâhede etmek. (özet)
İşaret: Rabb'i her şeyle beraber ve her şeyde müşâhede etmek
İhsânın üçüncü mertebesinin her şeyde müşâhede olarak tanımlanması.
fs23-02 · s. 1212 · Konuk
Sır diye adlandırıyor
hüviyyet-i Hak dahi bizim vücûdumuzda öylece muhtefî bulunmuştur
İşaret: muhtefî bulunmuştur
Hakk'ın hüviyetinin gıdâ gibi bizim vücûdumuzda gizli bulunması.
fs23-03 · s. 1214-1215 · Konuk
Açıklamamayı seçiyorİşaretle söylüyor
Konuk, hikmetin bazen söylenen (mütelaffazun-bihâ) bazen susulan (meskûtün-anhâ) olduğunu söylüyor; hardal tanesi âyetinde habbenin nerede olursa Allah'ın getireceği söylenir, kime getirileceği söylenmez. Konuk bunu, Hakk'ın taayyünât-ı semâviyye ve arzıyye ile müteayyin olup hepsinde hâzır oluşuna tahsissiz işaret olarak açıyor. (özet)
İşaret: meskûtün-anhâ
Lokmân'ın hardal tanesi sözünde kime getirileceğinin söylenmeyişi.
insân-ı kâmilin ilm-i zevkisi, Hakk'ın kendi sıfât ve esmâsı sûretlerini, insân-ı kâmilin âyine-i vücûdunda müşâhede etmesiyle Hak için hâsıl olan ilm-i zevkidir.
İşaret: ilm-i zevki
İnsân-ı kâmilin ilm-i zevkîsinin tanımı.
fs23-09 · s. 1226 · Konuk
Uyarıyor
Zirâ kıldan ince ve kılıçtan keskin bir sırâttır.
İşaret: kıldan ince ve kılıçtan keskin bir sırâttır
Vahdet-i vücûd meselesinde yanlış anlayıp tâat ile ma'siyeti eşit sayanlara karşı uyarı.
İşaret: Şuhûd ve ihsân mertebesine vâsıl olunmayınca
İmâmet mertebesine ulaşmanın şuhûd ve ihsân mertebesine bağlanması.
fs24-02 · s. 1239 · Konuk
Marifet ilmine özgüSır diye adlandırıyor
alâ-tarîki'l-keşf, […] Cebrâil (a.s.)ın sûret-i mütemessilesini müşâhede etmiş ve onun atının bastığı mahalden bir kabza toprak almış idi.
İşaret: alâ-tarîki'l-keşf
Sâmirî'nin keşif yoluyla Cebrâil'in temessül sûretini görmesi ve atının bastığı yerden toprak alması.
fs24-03 · s. 1239 · Konuk
Sır diye adlandırıyor
onun atının bastığı yerde dahi bu sırr-ı hayâtın sereyânını idrâk eylemiş idi
İşaret: sırr-ı hayâtın sereyânını idrâk eylemiş
Sâmirî'nin Cebrâil'in hayat sıfatının sereyânını toprakta idrâk etmesi.
fs24-04 · s. 1243 · Konuk
Marifet ilmine özgü
Zirâ ârif, Hakk'ı her şeyde müşâhede eden, belki O'nu her şeyin ‘ayn’ı gören kimsedir.
İşaret: ârif, Hakk'ı her şeyde müşâhede eden
Mûsâ'nın gazabının bâtın sebebi olarak ârifin tanımı.
fs24-05 · s. 1243-1244 · Konuk
Marifet ilmine özgüEhline mahsus
nübüvvet velâyetin zâhiri ve velâyet, nübüvvetin bâtınıdır. Ve bir nebiye ilm-i risâletten ümmetinin isti'dâdı kadar verilir; ne ziyâde ve ne de noksandır.
İşaret: nübüvvet velâyetin zâhiri ve velâyet, nübüvvetin bâtınıdır
tenzih ise, ilm-i Kur'ân'ı değil, ilm-i furkânı muktezidir; ve ilm-i Kur'ân tenzihde teşbihi ve teşbihde tenzihi iktizâ eder.
İşaret: ilm-i Kur'ân
Tenzihin ilm-i furkânı, ilm-i Kur'ân'ın ise tenzihte teşbihi ve teşbihte tenzihi gerektirmesi.
fs24-07 · s. 1248 · Konuk
Marifet ilmine özgüEhline mahsus
Zirâ mevt, tecelli-i zâtidir. Havf-ı mevt ile lerzân olanlar, ancak bizim gibi vücûd-ı vehmîsi kendisinin malı olduğunu zannedenlerdir.
İşaret: mevt, tecelli-i zâtidir
Ölümün zâtî tecelli olarak tanımlanması; evliyâullahın bu tecellinin teşnesi olması.
fs24-08 · s. 1259 · Konuk
Sır diye adlandırıyorMarifet ilmine özgü
Ben bir gizli hazine idim. Bilinmeme muhabbet ettim
İşaret: gizli hazine
Hadis-i kudsîye dayanarak zuhûrun sebebi olarak hubb-i ahadî.
fs24-09 · s. 1259 · Konuk
Marifet ilmine özgü
Bazı mükâşefâtta, hevâyı, ulûhiyetle zâhir, kendi arşı üzerinde kâid ve onun cemî'-i âbidleri onu ihâta edip indinde vâkıf oldukları hâlde müşâhede ettim; ve ben sûver-i kevniyyede o hevâdan a'zam bir ma'bûd müşâhede etmedim
Konuk, katledilen Beni İsrâil çocuklarının Mûsâ'ya katılması bahsinde kurban sırrına (kurban sahibinin ruhunu güçlendirmesi) bir işaret sezdiğini kendi kaydıyla ekliyor. (özet)
İşaret: kurban sırrına (kurban sahibinin ruhunu güçlendirmesi) bir işaret sezdiğini
Katledilen çocukların ruhlarının Mûsâ'yı takviye etmesi bahsinde anılan kurban sırrı.
fs25-02 · s. 1294 · Konuk
Ehline mahsusMarifet ilmine özgü
“bu maâni verese-i enbiyâ olan evliyânın kulûb-i sâfiyesine min-indillâh münzeldir.”
İşaret: Allah'ın bu ta'limine ıttılâ' herkesin mazhar olabileceği bir saâdet değildir
Mûsâ'nın sandıkla denize atılmasından çıkarılan ma'nâların yalnız enbiyânın vârisi evliyânın kalplerine indirildiği.
fs25-03 · s. 1289 · Konuk
Marifet ilmine özgü
Konuk ilmi ikiye ayırıyor: "ilm-i hakîkat" ve "ilm-i hayâl". İlm-i hakîkat, enbiyânın ve vârisleri evliyânın tebliğ ettiği, hakikat ile hayâl arasını câmi' ilimdir; bunu tahsil edenler hakîkat-i vücûd ile hayâl arasındaki irtibâtları bildikleri için hayrete düşerler ve bu hayret-i mahmûdedir. (özet)
İşaret: enbiyânın ve vârisleri evliyânın tebliğ ettiği, hakikat ile hayâl arasını câmi' ilimdir
Enbiyâ ve evliyânın tebliğ ettiği ilm-i hakîkat ile felâsifenin ilm-i hayâl'inin ayrımı.
fs25-04 · s. 1320-1321 · Konuk
Uyarıyorİşaretle söylüyor
Bu bahsin çok dakîk olduğunu, Şeyh'in “İyi anla!” demesinin bundan olduğunu, yanlış anlayanların şerîatı tatil belâsına düşeceğini ekliyor. (özet)
İşaret: Şeyh'in “İyi anla!” demesinin bundan olduğunu, yanlış anlayanların şerîatı tatil belâsına düşeceğini
Hareket-i hubbiyye ve ilm-i esmâî bahsinde Hakk'ın ve âlemin vücûdu ilişkisinin yanlış anlaşılma tehlikesi.
fs25-05 · s. 1324-1327 · Füsûs
Ehline mahsusUyarıyor
enbiyâ ve vârisleri, âlemde ve ümmetlerinde ibâreyi zâhirden bâtına geçebilen kimse bulunduğunu bildikleri için kendisinde havâs ve avâmın ortak olduğu lisân-ı zâhiri kastettiler; havâs avâmın anladığını ve ayrıca ziyâdesini anlar. Konuk, lisân-ı bâtın üzere konuşulsaydı avâmın inkâr edip hüsrâna düşeceğini yazıyor. (özet)
İşaret: havâs avâmın anladığını ve ayrıca ziyâdesini anlar
Enbiyânın umûma lisân-ı zâhirle hitap etmesi; ziyâdeyi yalnız havâssın anlaması.
fs25-06 · s. 1328-1329 · Konuk
Ehline mahsusMarifet ilmine özgü
Hızır'ın “Zevkan ihâta etmediğin şeye” (Kehf 18/68) demesi, Konuk'a göre, “bir ilim üzerinde sen yoksun ki o sana zevk ile hâsıl olmadı” demektir (özet)
İşaret: bir ilim üzerinde sen yoksun ki o sana zevk ile hâsıl olmadı
Hızır'ın Mûsâ'ya, zevkle hâsıl olmayan bir ilim üzerinde olduğunu bildirmesi.
fs25-07 · s. 1329-1330 · Konuk
Açıklamamayı seçiyorSır diye adlandırıyor
tebliğe me'mur olanlar tebliğde fütur gelmesin diye sırr-ı kaderden muhtecibdir
“Derken kullarımızdan bir kul buldular ki, ona kendi indimizden bir rahmet vermiştik. Biz ona indimizden bir ilim ta'lim etmiştik.”
İşaret: indimizden bir ilim ta'lim etmiştik
Kehf 18/65: Hızır'a Allah tarafından doğrudan öğretilen ilim.
fs25-09 · s. 1333-1334 · Konuk
Ehline mahsusMarifet ilmine özgü
“Ben bir ilim üzereyim ki Allah Teâlâ onu bana ta'lim etti ki, sen onu bilmezsin; ve sen bir ilim üzerinesin ki, Allah Teâlâ onu sana ta'lim eyledi ki, ben onu bilmem”
İşaret: sen onu bilmezsin
Hızır'ın Mûsâ'ya, ikisinin birbirinin bilmediği ilimler üzere olduğunu söylemesi.
fs25-10 · s. 1339-1340 · Konuk
Tarif edilemez diyor
hakîkat-i Hak'tan cevap vermek doğru değildir, çünkü onun kendi nefsindeki hakîkatini kendisinden gayrı idrâk edemez
İşaret: kendi nefsindeki hakîkatini kendisinden gayrı idrâk edemez
Fir'avn'ın mâhiyet suâline Mûsâ'nın hakikatle değil niseb ve izâfâtla cevap vermesi.
fs25-11 · s. 1340-1342 · Füsûs
Sır diye adlandırıyor
Fass metni bu cevapta büyük bir sır bulunduğunu söylüyor: Mûsâ “hadd-i zâtî”den suâl edene “fiil” ile cevap verdi, yani hadd-i zâtîyi, sûver-i âlemden onunla zâhir olana ya da sûver-i âlemden kendisinde zâhir olana izâfetin ayn'ı kıldı. (özet)
İşaret: büyük bir sır
Fir'avn'ın mâhiyet suâline Mûsâ'nın verdiği cevapta bulunduğu söylenen sır.
fs25-12 · s. 1342-1345 · Füsûs
Ehline mahsus
Fass metni iki cevabı ayırıyor: ilk cevap mükınînin cevabıdır, onlar ehl-i keşf ve vücûddur; ikinci cevap ehl-i akıl ve takyidin cevabıdır. (özet)
İşaret: onlar ehl-i keşf ve vücûddur
Mûsâ'nın iki cevabından ilkinin ehl-i keşfe, ikincisinin ehl-i akla ait olması.
fs25-13 · s. 1349-1350 · Konuk
Ehline mahsus
Konuk “Sen buna kâdir değilsin” sözünü şöyle açıyor: tevhidde kudret, hadîs-i kudsîye muhâtab olan insân-ı kâmile mahsustur; Fir'avn'da bu bâtın kudret yoktu, ama rütbe-i hükümdârî vardı. (özet)
İşaret: insân-ı kâmile mahsustur
Tevhidde kudretin insân-ı kâmile mahsus oluşu.
fs25-14 · s. 1362-1364 · Konuk
Açıklamamayı seçiyorUyarıyor
edeb-şikenlik hiçbir nass ve delile dayanmadan zâhir hâle bakıp sırr-ı kadere taalluk eden saâdet veya şekâvet hakkında hüküm vermektir
İşaret: sırr-ı kadere taalluk eden saâdet veya şekâvet
Fir'avn hakkında emrin Allah'a râci' kılınması bahsinde, sırr-ı kadere ait saâdet ve şekâvet hakkında hüküm vermenin edebe aykırılığı.
fs25-15 · s. 1371-1373 · Konuk
Ehline mahsusTarif edilemez diyor
tecellî-i zâtîdeki rü'yetin bizim basar-ı hissî ile eşyâyı görmemiz gibi olmadığını, bilinmesinin zevke mütevakkıf olduğunu yazıyor
İşaret: bilinmesinin zevke mütevakkıf olduğunu
Tecellî-i zâtîdeki rü'yetin hissî görmeye benzemeyip zevke bağlı olması.
fs25-16 · s. 1431-1435 · Konuk
Açıklamamayı seçiyorMarifet ilmine özgü
Konuk ilmi ikiye ayırıyor: Hakk'a taalluk eden ilm-i bâtın (ilm-i ledünnî; bilenler halka tebliğ ile değil setr ile mükelleftir, hasâis-i velâyettendir) ve halka taalluk eden ilm-i zâhir (şerîat ve risâlet; enbiyâ ve rusüle mahsustur). (özet)
İşaret: bilenler halka tebliğ ile değil setr ile mükelleftir
Konuk, gayb-ı muhâl diye adlandırılan ölüm sonrası berzah hâllerinin mükâşefesine dair şöyle diyor: bizden çok kimse birinci berzahı müşahede eder, ama ölüm sonrası hâlleri (gayb-ı muhâlî) mükâşefeye kâdir olanlar çok azdır. (özet)
İşaret: mükâşefeye kâdir olanlar çok azdır
İki berzah türü ve gayb-ı muhâlin mükâşifinin az olması.
Onun fevkinde hiçbir isim ve sıfat ve na't ile mevsûf ve mevsûm ve men'ût olmayan “zât-ı sırf” vardır ki, cemi'-i taayyünâttan münezzehdir.
İşaret: hiçbir isim ve sıfat ve na't ile mevsûf ve mevsûm ve men'ût olmayan “zât-ı sırf”
Hakikat-i muhammediyyenin fevkinde, hiçbir isim, sıfat ve nitelemeyle anılmayan zât-ı sırf.
fs27-02 · s. 1490 · Konuk
Sır diye adlandırıyor
Ey iş adamı, sırr-ı Hakk'ı sana açıkça söyleyeyim ki, bu âlem-i taayyünde Ahad, Ahmed'dir, mim-i taayyünü kaldır, Ahmed Ahad olur.
İşaret: sırr-ı Hakk'ı sana açıkça söyleyeyim
Attâr'ın beytinde Ahad ile Ahmed arasındaki farkın taayyünü simgeleyen mim harfi olması.
fs27-03 · s. 1490 · Konuk
İşaretle söylüyor
İşte her iki cihân seyrinin rumûzu budur.
İşaret: rumûzu
Bîdil'in rubâîsinde mertebe-i gaybda Ahad, mertebe-i şehâdette Ahmed denmesi.
fs27-04 · s. 1498 · Füsûs
Tarif edilemez diyor
Evvelkisi, muhakkak sen kendi nefsini ârif olmadığını ârif olursun; şu hâlde Rabb'ini ârif olmazsın.
İşaret: ma'rifetin men'i ve vusûlden acz
“Kendi nefsini ârif olan Rabb'ini ârif olur” haberinde ma'rifetin men'i ve vusûlden acz kavli.
fs27-05 · s. 1499 · Konuk
Tarif edilemez diyor
mertebe-i ıtlâkta Hakk'ı kendi hakikati vechiyle bilmek mümkin değildir, kendini ancak kendi bilir
İşaret: Hak bilinmez
“Hak bilinmez” kavline göre mertebe-i ıtlâkta Hakk'ın hakikatinin bilinememesi.
fs27-06 · s. 1504 · Konuk
Ehline mahsus
Yoksa bu hayât-ı dünyeviyyede kalbinde taallukât-ı imkâniyye bulunan, ya'ni suver-i âlemden birtakım sûretlere muhabbet bulunanlara göre, bu rü'yet sıfat-ı hâssası vâki' olmaz.
İşaret: bu rü'yet sıfat-ı hâssası vâki' olmaz
Likâ-yı hâs rü'yetinin yalnız beden-i unsurîden başka hicâbı kalmamış olanlara ait olması.
fs27-07 · s. 1512 · Konuk
Sır diye adlandırıyor
Âlem-i tabiatın menşei ateştir; Konuk bunun sırrını “merâtib-i kesîfede zuhûr ile bilinmeğe olan muhabbet-i ilâhiyye harâretiyle halk-ı eşyâya irâde-i ilâhiyyenin tevcihi” olarak veriyor. (özet)
İşaret: bunun sırrını
Âlem-i tabiatın menşeinin ateş oluşunun sırrı.
fs27-08 · Konuk
Sır diye adlandırıyor
Fassta sık sık atıfta bulunulan kutsî hadis: “Ben mahfî bir hazine idim. Bilinmeme muhabbet ettim.” Bu hadis muhabbetin “asl-ı vücûd” olduğunu temellendirmek için kullanılıyor. (özet)